Quotes

psakd

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nden Malatya SÜRGÜ katliam girişimi basın açıklaması

Malatya Sürgü’de Sürgün ve Katliam Girişimi

Malatya’nın Sürgü beldesinde Alevilere yapılan saldırı AKP Hükümetinin talimatları üzerine gerçekleşmiştir. Devlet ve AKP Alevi inancı üzerinden oluşturduğu ret ve inkar gündemiyle adeta katliamlara davetiye çıkarmıştır.

“Alevi Açılımı” sahtekarlığı ile işe başlayan AKP Hükümeti “Madımak katillerine zaman aşımı” vermek ve “Madımak anmasını yasaklama” icraatlarından sonra 1925 “Tekke ve Zaviyeler Kanunundan” sonra bir kere daha fiilen Alevilik inancını yasaklamıştır.
Devletin kurumları AKP Hükümeti ve Başbakan’ın yaptığı açıklamaları talimat bilerek yaşamın her alanında Aleviliğe ve Alevilere saldırmaya başlamıştır. Başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere, DİB’den fetva alan TBMM Başkanı da aynı tutumu sürdürmüştür. Yargıtay’ın “Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği” hakkında verdiği karar ise yargının da bu ret, inkar, yasaklama ve katliama davetiye çıkarma sürecine dahil olmuştur.
Yorumu ve açıklamayı uzatmanın anlamı yoktur. AKP “Yeni Anayasa” tartışmaları yapılırken Alevileri susturmak yoluyla istediği “Tek Din” konseptine ulaşmayı amaçlamaktadır.
Sürgü’de yaşanan katliam girişimi devlet yetkililerinin ve AKP Hükümetinin verdiği dolaylı ve direk talimatların bir sonucudur. Bu talimatın gereğini yapan “Mülki erkan” Sürgü’deki katliam girişimi karşısında sessiz kalmıştır. Telefonlarımıza çıkmayan ve çıktıklarında da “Durum abartılıyor! Bu münferit bir olaydır!” diyen devlet yetkilileri ve sözüm ona “Güvenlik güçleri” hep birlikte AKP’nin ret, inkar, yasaklama, korkutma ve susturma konseptinin yürütücüleridir.
Sürgü’ye an yakın durumda olan Malatya ve Adıyaman şubemiz ve şube başkanlarımız saldırı hakkında bilgi aldıkları andan itibaren Sürgü’ye gidip saldırıya uğrayan ailelerin yanında olmuşlardır. Ve halen ailelerle birlikte saldırıya uğrayan evdedirler. Saldırıya uğrayan aileler Sürgü’den hiçbir yere gitmeyecektir. Canlarımıza her anlamda ve her ortamda sahip çıkacağız.
Alevi Bektaşi Federasyonu ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak önceden planladığımız basın toplantısını 1 Ağustos 2012 Çarşamba günü Ankara’da yapacağız. Tüm bu ret, inkar, yasaklama ve katliam girişimlerine karşı eylem takvimimizi bu basın toplantısında açıklayacağız. (30 Temmuz 2012 Pazartesi/Ankara)
Saygılarımla…
Kemal Bülbül
Pir Sultan abdal Kültür Derneği Genel Başkanı
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri

 

kurtajhaktir

Amerika’da kürtajın kısa tarihi – Prochoice’den Çeviri

Amerika’da, kürtajın yasal hale getirilmesi ve halk sağlığı politikasında önemli bir dönüm noktası olması, 1973 yüksek mahkeme davası Roe v Wade’den de öte bir zaman dilimine gider.

Kürtajın yasal olması
Kürtaj binlerce yıldır gerçekleştirilmektedir ve incelemeler sonucu hemen hemen her toplumda var olduğu görülmüştür. Amerika’ya yerleşen ilk kolonilerle birlikte kürtaj, bu toplumda yasal olmuştur. Anayasada “quickening” (hamileliğin ilk hissedilme dönemi) zamanında kürtaj açıkça ve sıklıkla uygulanılmaktaydı.

Kürtajı yasadışı yapma hamleleri
1880’lerin ortalarında eyaletler kürtajı olanaksız kılmak için yasalar geçirmeye başladı. Kürtaj karşıtı yasaların nedenleri eyaletten eyalete değişmekteydi. Bu nedenlerden bir tanesi yeni gelen göçmenlerin çocuk sayısının, “yerli” Anglo-Sakson kadınların doğum oranından yüksek olmasıydı.

Tıbbi Uygulama
1880’ler boyunca kürtaj dâhil olmak üzere cerrahi işlemler, oldukça riskliydi. Hastaneler yaygın olmadığından ve antiseptikler çok bilinmediğinden ve hatta çok ünlü doktorların bile basit dereceli tıp eğitimleri olduğundan tedavi yöntemleri gelişmiş değildi. Bugünün güncel teknolojisi olmadığından, doğum sırasında anne ve bebek ölüm oranları olağanüstü yüksekti. Kürtajın doğurduğu tehlikeler yasa dışı olmayan diğer cerrahi müdahalelerle aynıydı.

Tıbbi uygulamalarda, bilimsel yöntemler egemen olmaya başladıkça ve enfeksiyonu önlemek için teknoloji geliştikçe, bütün tıbbi bakımlar çok daha güvenli ve etkili oldu. Fakat bu kez, kürtaja ihtiyaç duyan kadınların ellerinde böyle bir seçenek yoktu, tek seçenek yasal olmayan yöntemleri kullanmaktı. Yasal olarak onaylanmış tıp alanları önemli ölçüde gelişmiş olsa da, “merdiven altı” kürtaj oldukça tehlikeli ve çoğu zaman ölümcüldür.

Sağlık Kurumları
Kürtajın yasa dışı olması konusunda gösterilen en büyük tepki, özel haklar yaratmayı hedefleyen doktorlardan gelmişti. Doktorlar onlarla rekabet eden ve muayene ücretlerini düşüren eğitimsiz uygulayıcıların; ebeler, eczacılar ve homeopatlar’ın önünü kesmek istemişlerdi.

Bunu başarmanın en iyi yolu rakiplerin var olmasını sağlayan prosedürleri ortadan kaldırmaktı. Fakat açıkça bunu yapmak yerine, henüz yeni kurulan Amerikan Tıp Birliği (AMA), kürtajın ahlak dışı ve tehlikeli olduğunu belirtmişti. 1910 yılına gelindiğinde bir eyalet hariç, bütün eyaletler, doktor denetiminde kadının hayatına kurtarmak dışında yasaklanmıştı. Bununla birlikte kürtaj sadece uzmanların uygulayabileceği bir şey haline gelmişti.

Merdiven altı Kürtaj
1880’lerde gelen kürtaj yasağıyla birlikte, kürtaj 1973 yılına kadar uygulanmış ve doğum kontrol hakkında bilgi verilmesini ve hizmet dağıtılmasını yasaklayan Comstock yasalarıyla birlikte gelmiştir.

Kürtajın yasaklanması, kürtaj yöntemini kullanan kadınların oranını düşürmemiştir. Roe v Wade davasından önce, yasadışı kürtaj tahminleri yılda 1,2 milyonu göstermekteydi. Kesin kayıtlar tutulmamış olsa bile, 1880 ve 1973 yılları arasında binlerce kadının yasadışı kürtaj yöntemlerinden oldukça zarar gördüğü bilinmektedir.

Birçok kadın kendi kendine yaptığı kürtaj teşebbüslerinden ve ya ilkel ve sağlıksız koşullarda yaptırdığı kürtaj yüzünden ölmüştü. Bu süre boyunca, hastanenin acil servis personelleri yeterince bilgisi ve becerisi olmadan, ölen ya da zarar gören kürtaj mağduru onlarca kadına “tedavi” uygulamaktaydı.

Bazı kadınlar ise özel doktorların yasadışı müdahaleleriyle birlikte, nispeten daha güvenli kürtaj olmuşlardı. Bu uygulama yirminci yüzyılın ilk yarısına kadar yaygın kalmıştı. Bildirilen kürtaj oranı düşmeye başlamıştı; çünkü doktorlar ve hastane yöneticileri operasyonlarının yasallığı hakkında kuşkuluydu.

Kürtaj Kanunlarının Serbestleşmesi
1967 ve 1973 tarihleri arasında eyaletlerin üçte biri kürtajı yasal hale getirmiştir. Ancak tüm eyaletlerde yasal hale gelmesi ve Amerikalı kadınların kullanabilmesi Roe v Wade davasıyla birlikte mümkün olmuştur.

Roe v Wade Davası
1973’de Roe v Wade Yargıtay kararı, Amerikalı kadınlara iyi eğitimli doktorlar tarafından güvenli ve yasal kürtaj hakkı tanımıştır. Bu da gebelikten kaynaklanan ölüm oranında gözle görülür düşüşe neden olmuştu.

Roe davası Teksas’ta kürtaj yasağından dolayı meydana gelmişti, yasağa göre kadının hayati tehlikesi olmadıkça kürtaj yasaktı. O dönemde diğer eyaletlerde de durum aynıydı. Ve bu yasa birçok kadını yasadışı, “merdiven altı” kürtaja başvurmak zorunda bırakıyordu.

Jane Roe, 21 yaşında hamile bir kadın olarak, yasal ve güvenli bir şekilde kürtaj hizmeti isteyen bütün kadınları temsil etmekteydi. Henry Wade ise Teksas başsavcısı olarak, kürtajın yasadışı olmasını savunmaktaydı.

Bu davayı duyduktan sonra, Yüksek Mahkeme bu yasayı değiştirdi ve yeni yasaya göre eyaletin herhangi bir etkisi olmadan, çocuğu doğurma ya da aldırma kararı sadece kadınların oldu.

Roe v. Wade davasından sonra
Yeni yasa oldukça tepkileri ikiye bölmüştür. Yasal kürtajı destekleyenler oldukça sevindi ve bunu eşitlik savaşının ilk raundu olarak gördüler. Ancak bir kesimde mahkemenin bu kararına oldukça tepkiliydi. Yasal kürtaja karşı gelenler bu yasanın etkilerini azaltmak için ve eyaletin ya da devletin kürtaja bütçe ayırmaması için birçok müdahale gerçekleştirmişlerdi.

Bir kısım ise kürtajın uygulandığı klinikleri hedef almıştı ve birçok karşı eylemlilik gerçekleştirmişlerdi; bunlar kürtaj kliniklerinin önünde gösteri yapmak, kliniğe maddi zarar vermek, kliniğe girenleri taciz etmek ve kliniğe erişimi engellemek vs.

Zaman geçtikçe, kürtaj karşıtı eylemliliklerin şiddeti artmıştır. Bu sefer klinik bombalamak, fiziksel saldırılarda bulunmak, kürtaj yapan doktorları tehdit etmek ve kürtaj hakkını kullanan kadınlara karşı düşmanca yöntemleri kullanmak gibi yöntemlere başvurmuşlardır.

Roe v Wade’in geri çekilmesi
Başlangıçta bu dava sayesinde anayasal uygunluk sağlandı ve kürtaj bir hak olarak görüldü fakat son yıllarda Yargıtay kürtaj konusunda gittikçe daha fazla kısıtlama getirmişti.

Örneğin,1992 yılında Aile Planlaması v Casey davasıyla birlikte, Anayasa Mahkemesi eyaletlere kürtaj ile ilgili sınırlama yapabilme yetkisi vermişti. Kürtaj hakkını kullanmak isteyen kadınların önüne her geçen gün yeni bir engel konulmaktaydı.

Birçok eyalet, ebeveynden izin alma, eşinden izin alma, zorunlu bekleme süresi ve ön yargılı danışmanlık gibi kısıtlamalar koymuştu. Bu da kadının bedeni üzerinde söz hakkını yok etmiştir.

1821: Connecticut eyaletinde “quickening” adı verilen hamileliğin ilk periyodundan sonraki dönemler için hamileliği kısıtlayan ilk yasa çıktı.

1860: Yirmi eyalette kürtajı sınırlayan yasalar çıktı.

1965: Griswold v Connecticut, Yargıtay kararıyla evli insanlara bilgi ve uygulama konusunda ya da doğum kontrolü ve tıbbi destek konusunda verilen destek geri alındı.

1967: Colorado kürtaj yasalarına özgürlük getiren ilk eyalet oldu.

1970: Alaska, Hawaii, New York ve Washington kürtaj yasalarına iyileştirme yapıldı böylece kürtaj kadının ya da doktorun isteğiyle kürtaj yapılabilir hale geldi.

1972: Eisenstadt v. Baird, Yargıtay kararıyla evli olmayan çiftlerin doğum kontrol yöntemlerine başvurabilmeleri yasal hale gelmiştir.

1973: Roe v. Wade, Yargıtay kanunu ile eyaletlerin kürtajı yasak hale getiren kararlar değişti.

1976: Meclis ilk Hyde kanunu düzenlemelerini yaptı böylece düşük gelirli kadınlara kürtaj konusunda yardımda bulunan federal sağlık fonunun kullanımında kısıtlamalar getirildi.

1977: Hyde kanununda yeni bir düzenleme yapıldı, bu düzenleme ile tecavüz, ensest ilişki ya da kadının fiziksel sağlığına ciddi ve uzun vadeli zarar verecek durumlar dışında sağlık fonunun kullanılması yasaklandı.

1991: Rust v. Sullivan davası ile 1988 “gag“ kuralı anayasada onandı bu da kliniklerde çalışan doktorların ve tıp çalışanlarının kürtaj konusunda hastalara bilgi verilmesi ve sevk etme hizmetiyle aldıkları federal fon desteğini yok etmiştir.

1992: Pensilvanya v. Casey aile planlaması fetüsün harekete başlama evresinde önce kadının kürtaj olma hakkını veren Roe kurallarını tasdik ettik fakat kürtaj arayışındaki kadının üzerine aşırı yük empoze etmedikçe eyaletlerin kürtaja kısıtlamalar getirebilme hakkı tanınmıştır.

1994: Dr. David Gunn’ın öldürülmesine tepki olarak Kliniğe Girişlere Erişim Özgürlüğü (FACE) yasası büyük çoğunluk tarafından onaylandı ve meclisten geçti. Face yasası bir kişinin doğum hizmeti almasını engelleyecek her türlü zorlama, güç kullanımı ve fiziksel baskıyı yasaklamaktaydı. Yasa aynı zamanda kanuna karşı gelenlere hem cezai hem hukuki ceza vermektedir.

2000: Stenberg v. Carhart dava sonucuna göre Nebraka tüzüğünün “kısmi doğum kürtajı”nı yasaklamasını iki bağımsız nedenle anayasaya aykırı bulmaktadır ilki kadın sağlığını koruyacak istisna ilkelerin mevcut olmaması ve diğeri de hamileliğin ikinci evresindeki kürtajı yasaklayan prosedürlerin çok geniş olması ve bunun kadın üzerinde aşırı bir yük yaratmasıydı. Bu da 31 eyaletten 29undaki eyalet çapındaki benzer yasakları etkisiz hale getiriyordu.

2000: Gıda ve İlaç Dairesi çok erken gebelik için kürtaj da bir seçenek olan Mifepriston (ru-486) adlı ilacı onaylar.

2003: Kürtaj işlemleri üzerinde federal bir yasak Meclis tarafından onaylanır ve Başkan Bush tarafından kanun haline getirilip imzalanmıştır. Ulusal Kürtaj Federasyonu hukuki yol olarak mahkemeye başvurmuştur ve yasanın uygulanmasını engellemek konusunda başarılı olmuştur.

2004: Naf federal kürtaj yasağına karşı davayı kazanmıştır. Adalet Bakanlığı kürtaj yasağına karşı 3 karşı dava ile temyiz kararını onamıştır.

[prochoice.org’daki İngilizce orijinalinden Nida Akceviz tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

Kaynak: sendika.org
rousseaou

İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı ve Temelleri Üzerine Konuşma’dan

Rousseau, doğru bir siyasal toplumun temellerini ortaya koyabilmek için olguların bir yana bırakılması gerektiğini belirtir. Çünkü ona göre salt olgulardan hareket edildiğinde, çıkarlar, yararlar ön plana yerleştirilmekte ve böylece adalet, hukuk ayaklar altına alınmaktadır. Rousseau, güçlünün haklı kabul edildiği, siyasal toplumun kökenine olguları yerleştiren, olgusal verileri ve kuramları eleştirmektedir. Yurttaşı, ortak benliği, halkı, devleti yaratan bir “toplum sözleşmesi”ni ve bu sözleşmeye toplumdaki her bireyin dahil olması gerektiğini savunur. Halk olmanın temelinde egemenliğin var olması gerektiğini düşünür. Yasaların olmadığı bir yerde devletten söz edilemeyeceğini savunmuştur. Yasaların, halkın tümü için geçerli olması gerektiğini düşünmektedir.

Halk sayısı arttıkça, yönetici sayısının azalması gerektiğini savunan Rousseau, “demokrasi, aristokrasi, monarşi” şeklindeki sınıflandırmayı benimsemiştir. Rousseau’ya göre demokrasi biçimindeki hükümette yönetici, halkın tamamı ya da büyük bir kısmıdır. Aristokrasi biçimiyse küçük bir azınlığın yönetimidir. Monarşik hükümette ise yönetme yetkisi tek bir kişidedir.

Rousseau’ya göre yurttaşlar olmadan erdem, erdem olmadan özgürlük, özgürlük olmadan devlet olamaz.