Category Archives: sanat

Escif – Valencia/İspanya: duvar resimleri

Valencia’dan ESCIF adlı oluşumun duvarlara boyadıkları.
Oluşum denildiğine bakmayın, kendileri için şöyle diyorlar:
Escif bir sanatçı ya da bir sanatçı grubu değildir. Escif birçok insanı kapsayan bir durumdur. Sadece bu duvar resimlerini ve işleri yapanlar değil, aynı zamanda onları anlamaya çalışanlardır.

Diren Karadeniz

Şarkıda bir kadın “Bizim kadınlarımız açlığa da gelir, yokluğa da gelir” diyor. Canan ve Zehra Kulaksız; Rizeli, iki direnişçi kadın. 19 Aralık 2000’de hapishanelere yapılan katliamdan sonra ölüm orucuna giren iki üniversite öğrencisi. Karadenizli kadınların direnişinden bahsederken, direnişçi kadını oraya görüntü olarak koymamak, “Doğrusunu diyeni arkadan vuruylar” derken Hrant’ı koymamak gibi olurdu. Canan-Zehra Kulaksız’ın cezaları yok; dışarıdaki üniversite öğrencileriydiler. Karadeniz’de sadece Ogün Samast ve Yasin Hayal yok; Canan-Zehra Kulaksız da var. Metin Lokumcu da… Bir algıyı kırmaya çalışıyorduk, o algıyı kırmaya çalışan herkesi klipte göstermeye çalıştık. Karadeniz’deki insanların yaşam alanlarına, kültürüne, dillerine bir saldırı var. Buna karşı ortaya bir şey koymak gerekiyor; bunun adı direniştir. 24 sanatçı halkına “Diren Karadeniz” diyor.

İlk kez 17 Haziran’da Kalan Müzik’in 20. Yıl Karadeniz Gecesi’nde gösterilen klip, YouTube’a yüklendikten sonra bir haftada 230 bin kişi tarafından izlendi. 24 sanatçıyı bir araya getiren klibin ve şarkının öyküsü Bahar Çuhadar ‘ın röportajında:

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1092576&CategoryID=82

 

Balıkbilir iki video ile II.Uluslararası Gençlik Filmleri Festivali’nde !

II.Uluslararası Gençlik Filmleri Festivali 20 Aralık’ta Başlıyor

Dünyada ve ülkemizde gençliğin akademik, ekonomik ve kültürel sorunlarının, yaşayış biçimlerinin, isteklerinin, hayallerinin işlendiği filmlerin yer aldığı ‘ ”Uluslararası Gençlik Filmleri Festivali’ ikinci yılına giriyor. Gençlik Filmleri Festivali; İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir, Bursa, Kocaeli, Kütahya, Antalya, Mersin ve Zonguldak Gösterimleri ile yaklaşık 15.000 Üniversiteliyle buluştu. Gösterimler ve Açılış Galaları Türkiye’nin birçok Üniversitesinde devam etmekte ve başlangıç 20 Aralık 2011.

FESTİVAL SORUYOR: “NE YASAK?”
2010 yılında Türkiye’nin dört bir yanındaki üniversitelerde gençliğin sesini, sözünü perdeye yansıtan gençlik filmleri festivali, ikinci yılını “yasak” teması ile açıyor. Festival hem genç yönetmenlere hem de izleyicilere bu sene birçok soru soracak. Bunların başında “Ne Yasak?” sorusu geliyor. Gençlik Filmleri Festivali’nin gönüllülerinden oluşan Kolektif Sinema ekibi Türkiye’de ve dünyada son dönemlerde artan baskı ve denetim mekanizmalarına dikkat çekerek, gençlerin festivalinde, gençlerin öncülüğünde yasak olanı yeniden ortaya çıkarmak, keşfetmek, anlatmak, dinletmek, göstermek hatta teşhir etmek gerektiğini söylüyor. Basılmamış kitapların toplatılması, internete sansür getirilmesi, ıslık çalmanın ve şarkı söylemenin yasak olması, düşüncenin, fikir, eylem ve ifade özgürlüğünün engellenmesi, hatta karikatürlere bile cezalar yağması, sokağa çıkanın hapse atılması ve nicelerini anlatacak bu sene Gençlik Filmleri Festivali. Festivalde ayrıca dönem dönem “Sansüre uğramış” filmler de “Sansürsüz” başlığında gösterilecek.

Ne Yapsak ?
Festivalin sorduğu sorulardan biri de “Ne Yapsak?” olacak. Festival bir anlatı ve iletişim biçimi olan sinemayı kullanarak “ne yapsak” sorusunun cevabını arayacak. Yasakları anlatmak, yine gençlere düşecek. Festivalin ortaya çıkış amaçlarından biri olan; genç yönetmenleri film çekmeye teşvik etmek ve “ödüllü yarışmalarla, eleme usulüyle, yüksek prodüksiyonlarla” değil; genç yönetmenlerin anlatabildiği ile – anlatabildiği kadarı ile var olmasının sağlanmaya çalışıldığı “genç yönetmenlerden kısa filmler” de, Yasak teması kapsamında izleyiciyle buluşacak.

Festivalin amaçları !

2010 yılında hazırladığı festival dosyası ile sinemaya dair fikirlerini birleştiren Kolektif Sinema Ekibi, günümüz sineması için : “Günümüzde kitle iletişimde “tüketici” olarak kodlanan bireylerin katılım kanalları yok denecek kadar azdır. Aynı şekilde üretimi gerçekleştiren emekçiye de “ekonomik imkanları” kadar kitleye ulaşabilmek düşmektedir. Ressam, yazar, tiyatrocu, sinemacı, gazeteci, ses sanatçısı vb. herkes, her alanda bu zorluğu yaşamaktadır. Görsel imkânların bu denli arttığı günümüzde, kuşkusuz sinema bir sanat ve iletişim alanı olarak başı çekmektedir. Sanat alanı olmakla birlikte kitle iletişim aracı olma özelliğini taşıyan sinema aynı zamanda –televizyon ile birlikte- piyasa kültürünün en yaygınlaştığı alan olarak da baştadır. Sinema artık biletlere, kampanyalara ve ücretli festivallere sığdırılmıştır. Sinema ile ilişki kurabilmenin birinci yolu paradır. Özellikle gençlerin rağbet ettiği sinema, hem kültürel y “alışkanlık” hem de “lüks” haline gelmiştir. Üretebilmek ve ürettiğini insanlarla paylaşabilmek için sadece istek ve yetenek yetersiz kalmaktadır. Milyonlarca dolarlık yapımların yanında birçok yetenekli insanın ürettiği filmler sinemada yer bile bulamamaktadır. Özellikle gençler ve üretimleri bu alanın en altında yok olmaktadır. Gençlere sunulan bir seçenek de film yarışmalarıdır.” saptamasını yapmış ve festivalin amaçlarını buna göre belirlemiştir. Bu amaçlar:
Sinemanın anlatı biçimleriyle gençliği ve sorunlarını, taleplerini işleyebilmek, gençliğe dair tartışmaları yaygınlaştırabilmek,
Dünyanın dört bir yanındaki gençlik filmlerini izleyiciler ile buluşturmak,
Birçok ülkeden gelecek filmler ile Türkiye’deki gençliğin farklı kültürlerdeki gençlikle tanışmasını sağlamak ve iletişim olanaklarını arttırmak,
Gençliğin ürettiği filmlerin görünülürlüğünü arttırmak, sinemayı gençlerin kendilerini ifade edebilecekleri bir araç olarak da kullanmak,
Genç yönetmenleri üretmeye ve ürettiklerini paylaşmaya teşvik etmek,
Festivalle birlikte oluşturulacak film atölyelerinin ürettikleriyle gençlik filmlerine katkıda bulunmak,
Üniversitelerde yapılacak gösterimlerle ve atölye çalışmalarıyla nitelikli bir sosyalleşme ortamı yaratarak; neo-liberalizmin reklamları ve üniversitedeki etkinlikleriyle dayattığı “özgür üniversiteli” anlayışına karşı, gerçek özgürlük anlayışını benimsetmek ve kültür sanatın bir hak olduğu bilincini yaygınlaştırmak,
Sinemayı, sinemaya emek verenleri ve üniversitelileri buluşturmak,
Alternatif, nitelikli, sponsorsuz ve ücretsiz bir gençlik festivalinin kolektif bir emekle gerçekleşebileceğini göstermektir.

Genç yönetmenler !

Festivalin sorduğu sorulardan biri de “Ne yapsak?” olacak. Festival bir anlatı ve iletişim biçimi olan sinemayı kullanarak “ne yapsak” sorusunun cevabını arayacak. Yasakları anlatmak, yine gençlere düşecek. Festivalin ortaya çıkış amaçlarından biri olan; genç yönetmenleri film çekmeye teşvik etmek ve “ödüllü yarışmalarla, eleme usulüyle, yüksek prodüksiyonlarla” değil; genç yönetmenlerin anlatabildiği ile – anlatabildiği kadarı ile var olmasını sağlanmaya çalışılan “genç yönetmenlerden kısa filmler” de, yasak teması kapsamında izleyiciyle buluşacak. Bu festivalde ne yarışma var ne ödül! Genç yönetmenlerin filmini olabildiğince üniversitede, olabildiğince fazla göstermeye çalışan; duyuran Gençlik Filmleri Festivali çağrı yapıyor: “Yasakları gör ve çek, filmini yolla!”
Sponsorsuz, alternatif bir festival olan Gençlik Filmleri Festivali; tamamen gönüllülüğe, dayanışmaya ve kolektif emeğe dayanarak gerçekleştiriliyor. Akademisyenler, üniversiteliler, üniversiteler, kulüpler, sinemacılar ve ilerici kurumların ortak emeği ile gerçekleşen festivalin birçok destekçi ve danışmanı var.

Gençlik Filmleri Festivali destekçi ve danışmanları Destekçi Listesi
Hüseyin Karabey -Yönetmen
Mert Fırat -Oyuncu
Ece Temelkuran -Yazar
Bennu Yıldırımlar -Oyuncu
Erkan Can -Oyuncu
Halil Ergün -Oyuncu
İlksen Başarır -Yönetmen
Derya Alabora -Oyuncu
Yetkin Dikinciler -Oyuncu
Celal Çimen -Yönetmen
Mehmet Ali Nuroğlu -Oyuncu
İsmail Hacıoğlu -Oyuncu
Semih Kaplanoğlu -Yönetmen
Handan İpekçi -Yönetmen
Özcan Alper -Yönetmen
Aydın Sayman -Yönetmen
İnan Temelkuran -Yönetmen
Ceren Moray -Oyuncu
Aylin Aslım -Müzisyen
Selda Çiçek -Yönetmen
Erkan Tülek -Yönetmen
Arzu Yanardağ -Oyuncu
Tuncay Akça -Oyuncu
Öner Erkan -Oyuncu
Bora Balcı -Kurgucu
Naci Özer -Okutman
Çağla Karabağ -Araştırma Görevlisi
Deniz Enül -Fotoğraf Sanatçısı
Berker Dalmış -Fotoğraf Sanatçısı
Bulutsuzluk Özlemi
İlkay Akkaya
Deja Vu
Üniversiteler:
İstanbul Teknik Üniversitesi
Yıldız Teknik Üniversitesi
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
İstanbul Teknik Üniversitesi Sinema Kulübü
Anadolu Üniversitesi Sinema Kulübü
Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi
Kocaeli Üniversitesi Sinema Kulübü
Uludağ Üniversitesi Sinema Kulübü
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Sinema Kulübü
Kurumlar:
Sinemacılar Sendikası (Sine-Sen)
İstanbul Kısa Filmciler Derneği
Belgesel Sinemacılar Birliği
Kocaeli Üniversitesi Öğrenci Kulüpler Birliği
Petrol-İş
Danışman Listesi:
Emrah Dönmez -Kurgucu
Zeynep Tül Akbal -Akademisyen
Hasan Akbulut -Akademisyen
Kerim Karagöz -Akademisyen
Ömer Kurtaş -Akademisyen
Ahmet Selamoğlu -Akademisyen
Seray Genç -Sinema Eleştirmeni
Battal Odabaş -Akademisyen
Hüseyin Kuzu -Yönetmen-Akademisyen
Mehmet Zubaroğlu -Sinema Eleştirmeni
Ethem Özgüven -Yönetmen
Mahmut Hamsici -Gazeteci
Thomas Balkenhol -ODTÜ Gisam
Fatin Kanat -Yönetmen, Sinetopya
Güven Kara -Sinematek Derneği, Senaryo Eğitmeni
Sinema Labaratuarı
Ayrıca http://www.genclikfilmlerfestivali.org/ adresinden detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.

haber: Can Cemal KAYA
radikalgenç

Dikmen Vadisi Halk Şenliği – 2011

Bu yıl üçüncüsü düzenlenen Dikmen Vadisi Halk Festivali “Festivadi-III”, 7-8-9 Ekim 2011 tarihlerinde Dikmen Vadisi’nde gerçekleştirilen etkinliklerle sona erdi. Dikmen Vadisi Halkı ve dostları, vadiyi bir kez daha sanatın, kültürün ve dayanışmanın vadisi yaptı. Birlikte üretmenin, paylaşmanın, dayanışmanın ve direnmenin keyfini yaşadık.

Festivadi, 7 Ekim 2011 Cuma günü vadide gerçekleştirilen proje gezisi yürüyüşü ile başladı. Mimarlar Odası temsilcilerinin katılımı ile gerçekleştirilen bu gezi yürüyüşü, betonlaşmanın esir aldığı 3 üncü etaptan başladı ve Barınma Hakkı Bürosu’nda sona erdi. Akşam saatlerinde ise Festivadi’nin resmi açılış etkinliği ve Özgür Tiyatro tarafından sahnelenen bir tiyatro oyunu vadililerle buluştu.

Festivadi’nin ikinci günü yani 8 Ekim 2011 Cumartesi günü ise gündüz saatlerinde atölye çalışmaları gerçekleştirildi. Heykel, karikatür, fotoğraf ve permakültür atölyelerinde vadi halkı aydın ve sanatçılar ile buluştu. Yine Mimarlar Odası’nın katkısı ile vadili çocuklar için “barınak” başlıklı çocuk mimarlık atölyesi düzenlendi. Aynı gün Sahne Dışı tiyatro topluluğu tarafından vadili çocuklar için bir tiyatro oyunu da sahnelendi. Akşama doğru ise vadili kadınların katılımı ile “Barınma Hakkı Mücadelesinde Kadınlar” konulu bir söyleşi gerçekleştirildi.

Akşam vadiye karanlık çöktüğünde ise, artık bir gelenek haline gelen meşaleli yürüyüş ve direniş ateşinin yakılması etkinliği gerçekleştirildi. İki koldan meşalelerle yürüyen vadi halkı, Barınma Hakkı Bürosu önünde buluşarak direniş ateşini yaktı ve ateş başında kardeşlik halayı çekildi. Yine artık bir gelenek olduğu üzere o gece vadili gençler tarafından sabaha kadar direniş nöbeti tutuldu.

Festivadi’nin son günü olan 9 Ekim 2011 Pazar günü, sabah saatlerinde gerçekleştirilen “Mahallelerden Barınma Hakkı Kongresine” konulu söyleşi ile başladı. Bu etkinliği Ankara’dan ve Ankara dışından vadi halkı gibi barınma hakkı mücadelesi veren halk temsilcileri de katıldı. Söyleşi ardından “Zar Tutan Gökçek Olsun” başlıklı geleneksel tavla turnuvası başladı. Önceki yıllarda olduğu gibi tavla turnuvasında ihtiyar vadililerin bileğini büken yine çıkmadı. Aynı gün “Toplumcu Gerçekçi Belgesel Fotoğraf Atölyesi” tarafından vadiden fotoğraf karelerini içeren “Orada hayat var” adlı fotoğraf sergisi düzenlendi.

Akşama doğru ise Festivadi’nin kapanış konseri gerçekleştirildi. Siya Siyabend, Oğuz Boran, Bandista ve Dikmen Vadisi Çocuk Korosu’nun sahne aldığı konser, yağmur yağışı başlamasına rağmen coşku ile geçti.

Festivadi boyunca vadinin sokaklarında sokak tiyatroları ve müzik etkinlikleri, evlerde aydın ve sanatçıların katıldığı sohbetler gerçekleştirildi. Vadili kadınların hazırladığı yiyeceklerle konuklar için kardeşlik sofraları kuruldu. Festivadi’ye bir çok kişi ve kurum temsilcisi yanı sıra aydın ve sanatçılar, mimar ve mühendisler ile özellikle üniversite gençliği katılımda bulundu.

“Festivadi-III”e emek ve katkı koyan bütün dostlarımıza teşekkür ediyor, gelecek yıl “Festivadi-IV”de de buluşmayı diliyoruz …

Great Dictator – Speech of Chaplin – Büyük Diktatör : Charlie Chaplin’den bir konuşma. Türkçe Altyazılı

Üzgünüm…

Ama ben imparator olmak istemiyorum. Bu benim işim değil. Kimseye hükmetmek yada boyun eğdirmek istemiyorum.

Elimden gelirse , herkese yardım etmek isterim : yahudi olan,olmayan,zenci veya beyaz…

Hepimiz karşımızdakine yardım etmek isteriz. İnsanların yapısı böyledir.Biz birbirimizin mutluluğu için yaşamayı isteriz, kötülüğü için değil. Birbirimizden nefret etmek ve hor görmek istemeyiz.

Bu dünyada herkese yetecek yer var. Ve toprak hepimizin ihtiyacını karşılayacak kadar bereketlidir.

Yaşam biçimimiz özgürce ve güzel olabilir,ama biz o yolu yitirdik. Açgözlülük insanların ruhunu zehirledi, dünyayı nefret kuşattı, hepimizi kaz adımlarıyla sefaletin ve kanın içine sürekledi. Hızımızı arttırdık ama bunun tutsağı olduk.Bolluk getiren makineleşme bizi yoksul kıldı. Edindiğimiz bilgiler bizi alaycı yaptı ; zekamız ise katı ve acımasız. Çok fazla düşünüyoruz ama çok az hissediyoruz. Makineleşmeden çok insanlığa muhtacız… Zekadan çok iyilik ve anlayışma muhtacız… Bu değerler olmadan hayat korkunç olur, her şeyimizi yitiririz. Uçaklar ve radyo bizleri birbirimize yakınlaştırdı. Bu buluşların var oluş nedeni, doğaları gereğiş, insanın içindeki iyiliği ortaya çıkarmak, evrensel kardeşliği oluşturmak ve hepimizin birleşmesini sağlamktır. Şu anda bile sesim dünyadki milyonlar insana, acı çeken milyonlarca kadın, erkek ve küçük çocuğa, suçsuz insanları hapse atan,işkence eden bir sistemin kurbanlarına ulaşıyor.

Beni işitenlere şunu söylmek istiyorum : “Umutsuzluğa kapılmayın.”

Üstümüze çöken bela,vahşi bir hırsın insanlığın gelişmesinden korkanların duyduğu acının bir sonucudur.İnsanlardaki bu nefret duygusu geçecek ve diktatörler ölcektir. Ve halktan aldıkları güç, yine halkın eline geçecektir. Son insan ölene kadar özgürlük asla yok olmayacaktır.

Askerler !!! Kendinizi bu vahşilere teslim etmeyin.Sizleri hakir gören ve esir eden, hayatlarınızı yönetmeye çalışan, ne yapmanız, ne düşünmeniz, ne hissetmeniz gerektiğini size emredenlere ; sizleri bir hayvan terbiye eder gibi şartlandırıp topun ağzına sürenlere boyun eğmeyin.Bu doğa dışı adamlara boyun eğmeyin, makine kafalı, makine kalpli bu adamlara…

Sizler birer makine değilsiniz ! Sizler hayvan değilsiniz! Sizler insansınız !

Kalbiniz insanlık sevgisiyle dolup taşmaktadır!

Nefret etmeyin! Yalnızca sevilmeyenler nefret eder… Sevilmyenler ve doğaya aykırı olanlar…

Askerler ! Kölelik uğruna savaşmayın! Özgürlük için savaşın!

St Luke’un İncil’nin on yedinci bölümünde şunlar yazılıdır : ” Cennet insanların içindedir. Tek bir insanın yada bir zümrenin değil, tüm insanların içinde,sizin içinizdedir…

Güce siz insalar sahipsiniz. Makineleri yapacak güce, mutluluğu yaratacak güce… Bu hayatı özgür ve güzel kılacak güce sizler sahipsiniz. Bu hayatı olanğanüstü bir maceraya çevirecek olan yine sizlersiniz. Öyleyse, demokrasi adına haydi gücümüzü kullanalım… Haydi birleşelim !

Yeni bir dünya için savaşalım, insanca bir dünya için… Herkese çalışma şansı verecek , gençlere gelecek , yaşlılara güvenlik sağlyacak bir dünya için savaşalım.

Zalimler de böyle sözler vererek iktidara geldiler.Ama yalan söylediler! Sözlerini tutmuyorlar. Hiç bir zamanda tutmayacaklar!

Diktatörler kendilerini özgürleştirirler ama halkı esarete mahkum ederler…

Haydi, şimdi bu sözleri tutmak için savaşalım.

Dünyayı özgürleştirmek için savaşalım, ulusal sınırlar olmadan yaşayabilmek için, hırstan nefretten ve hoşgörüsüzlükden kendimizi arındırmak için…

Sağduyulu bir dünya için savaşalım.

Bilimin ve gelişmenin bütün insanlığa mutluluk getireceği bir dünya için savaşalım.

Askerler!!! Demokrasi adına! Birleşelim.

****************************

Charlie Chaplin

Charlie Chaplin (d. 16 Nisan 1889 – 25 Aralık 1977), İngiliz sinema yönetmeni, oyuncu ve yazar. Asıl adı Charles Spencer Chaplin olmakla beraber, yarattığı “Şarlo” (Charlot) karakteri ile özdeşleşti ve öyle anıldı.

Londra’nın fakir bölgelerinden birinde doğup büyüyen Chaplin, 1913′ te gittiği ABD’de sinemaya başlamıştı. 1914’teki ilk filmi Making A Living ‘in ardından çekilen Kid Auto Races in Venice filminde bol pantolonlu, melon şapkalı, büyük ayakkabılı, sürekli bastonunu çeviren ve sakar hareketleri ile gülünç mizansenler oluşturan “Şarlo” tiplemesini yarattı. Takip eden yıllar içinde aralarında The Immigrant (1917), The Adventurer (1917) gibi ünlü filmlerinin de bulunduğu altmıştan fazla kısa filmde oynayarak yeni gelişmekte olan sinemanın da etkisiyle dünya çapında görülmemiş bir üne kavuştu. 1918 yılında çektiği A Dog’s Life filmi ile uzun metrajlı filmlere de başlayan Chaplin, Mary Pickford, Douglas Fairbanks ve D. W. Griffith ile birlikte kurdukları United Artists film şirketinin ortağı olduktan sonra Altına Hücum, Şehir Işıkları, Büyük Diktatör, Asri Zamanlar, Sirk ve Sahne Işıkları gibi başyapıtlara imza attı.

Filmlerinde dönem koşulları için imkânsız görülebilen mizansenlere, koreografilere ve akrobatik hareketlere yer veren Chaplin, komedi sinemasının bütün örneklerini sonuna kadar korumakla birlikte, heyecanın ve hareketin asgari düzeye çekildiği sahnelerinde ise dramatik yapısını sergileyebilmiştir. Popülist yaklaşımlara, hiçbir zaman benimsemediği bazı yönetim biçimlerine ve teknolojiye yönelik ağır eleştirilerini ise yine bu komedi tarzının içinde eritmiş ve sessizce seyirciye ulaştırmayı bilmiştir.

Yarattığı ‘modern palyaço’ Şarlo ile dünya üzerinde filmlerinin gösterildiği her ülkede insanların hayranlığını toplamasına rağmen, Amerika Birleşik Devletleri vatandaşlığını reddetmesi sebebiyle bu ülkede kendisine yönelik olarak başlatılan karalama kampanyası; kendisinden bir hayli genç olan kadınlarla yaptığı dört ayrı evlilik, bir dönem kendisine açılan babalık davası, The Immigrant filminde bir ABD memurunu tekmelediği sahne ve son olarak Altına Hücum filmindeki bazı sahnelerin komünizm propagandası olarak yorumlanması gibi olayların etkisiyle sözde bir başarıya ulaştı ve Chaplin’in ABD’ye girmesi yasaklandı. Bunun üzerine karısı ve çocuklarıyla birlikte hayatının sonuna kadar yaşayacağı İsviçre’ye yerleşen Chaplin, ancak 1972 yılında Oskar Özel Ödülü’nü almak için yıllar sonra ABD’ye geri döndü. Takip eden yılda City Lights adlı filme bir kez daha Oscar ödülünü kazanmıştır. 1975 yılında 86 yaşında iken İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth tarafından şövalye unvanına layık görülmüştür.

Charlie Chaplin – Yeni bir dünya için savaşalım!!!

 

 

I’m sorry, but I don’t want to be an emperor. That’s not my business. I don’t want to rule or conquer anyone. I should like to help everyone, if possible, Jew, gentile, black man, white. We all want to help one another. Human beings are like that. We want to live by each other’s happiness — not by each other’s misery. We don’t want to hate and despise one another.
In this world there is room for everyone. And the good earth is rich and can provide for everyone. The way of life can be free and beautiful, but we have lost the way. Greed has poisoned men’s souls, has barricaded the world with hate, has goose-stepped us into misery and bloodshed. We have developed speed, but we have shut ourselves in. Machinery that gives abundance has left us in want. Our knowledge has made us cynical. Our cleverness, hard and unkind. We think too much and feel too little. More than machinery we need humanity. More than cleverness we need kindness and gentleness. Without these qualities, life will be violent and all will be lost.
The aeroplane and the radio have brought us closer together. The very nature of these inventions cries out for the goodness in men, cries out for universal brotherhood, for the unity of us all. Even now my voice is reaching millions throughout the world — millions of despairing men, women and little children — victims of a system that makes men torture and imprison innocent people. To those who can hear me, I say — do not despair. The misery that is now upon us is but the passing of greed — the bitterness of men who fear the way of human progress. The hate of men will pass, and dictators die, and the power they took from the people will return to the people and so long as men die, liberty will never perish.
Soldiers! Don’t give yourselves to brutes — men who despise you — enslave you — who regiment your lives — tell you what to do — what to think or what to feel! Who drill you, diet you, treat you like cattle, use you as cannon fodder. Don’t give yourselves to these unnatural men — machine men with machine minds and machine hearts! You are not machines! You are not cattle! You are men! You have the love of humanity in your hearts. You don’t hate! Only the unloved hate — the unloved and the unnatural!
Soldiers! Don’t fight for slavery! Fight for liberty! In the 17th Chapter of St. Luke it is written: “the Kingdom of God is within man” — not one man nor a group of men, but in all men! In you!You, the people have the power — the power to create machines. The power to create happiness! You, the people, have the power to make this life free and beautiful, to make this life a wonderful adventure.
Then, in the name of democracy, let us use that power! Let us all unite! Let us fight for a new world, a decent world that will give men a chance to work, that will give youth the future and old age a security. By the promise of these things, brutes have risen to power, but they lie! They do not fulfill their promise; they never will. Dictators free themselves, but they enslave the people! Now, let us fight to fulfill that promise! Let us fight to free the world, to do away with national barriers, to do away with greed, with hate and intolerance. Let us fight for a world of reason, a world where science and progress will lead to all men’s happiness.
Soldiers! In the name of democracy, let us all unite!

Behzat Ç – Seni Kalbime Gömdüm . Afiş 2

Türk televizyonlarının en fazla izlenen dizilerinden, rating rekorları kıran yerli polisiye Behzat Ç.’nin ilk uzun metraj sinema filmi ‘Behzat Ç. – Seni Kalbime Gömdüm’, 28 Ekim 2011’de vizyona girmeye hazırlanıyor.

Farklı konusu ve anlatım tarzıyla öne çıkan ‘Behzat Ç., Bir Ankara Polisiyesi’ dizisini ‘Bir Ankara Polisiyesi – Son Hafriyat’ kitabından uyarlayan yazar Emrah Serbes’in yine senaryosunu yazdığı filmin konusu hakkında henüz detaylı bir bilgi yok. Filmin fragmanın da yakında yayınlanması bekleniyor.

Filmde Behzat Ç.’ye (Erdal Beşikçioğlu) başrollerde Harun (Fatih Artman), Hayalet (İnanç Konukçu), Akbaba (Berkan Şal) dışında Tardu Flordun, Hakan Boyav ve Cansu Dere eşlik ediyor. Film, kurbanlarını kazdığı çukurlara gömüp polislerden geçmişin intikamını almaya çalışan ‘Red Kit’in Behzat Ç. ile olan macerasını anlatacak.

Daha önce televizyondan sinemaya geçen Kurtlar Vadisi’nin sinema filmlerini ve Behzat Ç.’yi yöneten Serdar Akar’ın yönettiği filmin afişinde fotoğraf ve grafik sanatçısı Mehmet Turgut’un ve grafik tasarımcısı Arda Aktaş’ın imzası var.

Behzat Ç. – Seni Kalbime Gömdüm Film Afişi

Bu yılın en fazla merak edilen yerli filmlerinden Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm’ün afişi yayınlandı.

behzat ç - seni kalbime gömdüm afiş

Ekranların fenomen haline gelen dizisi ”Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi” takipçileriyle sinema salonlarında buluşmaya hazırlanıyor.

Emrah Serbes’in ”Bir Ankara Polisiyesi – Son Hafriyat” kitabından uyarlanan Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm’ün senaryosunda yine Emrah Serbes var.
Yönetmenliğini Serdar Akar’ın yaptığı filmin afiş fotoğrafları Mehmet Turgut tarafından çekildi, afişin tasarımını ise Arda Aktaş yaptı.