Category Archives: Müzikli

2014-02-10 21_27_11-THE RINGO JETS - Spring of War (Official Video) - YouTube

NaberTürk’te Gezi Parkı göndermeleriyle: THE RINGO JETS – Spring of War

✖ ✖ ✖ ✖ ✖
NABER TURK tabii ki gerçek bir kanal değil; gördükleriniz de gerçek gazeteciler değil… Bu video mizah yollu bir sosyal eleştiriden ibarettir. Dilerdik ki tüm bu beyanatlar ve yaşananlar da bir şaka olsaydı.
✖ ✖ ✖ ✖ ✖

THE RINGO JETS dedicates their very first official video, to the massive heroes of Gezi Park Resistance…

Turkish Garage/Blues/Rock’n Roll band THE RINGO JETS are coming with a punchy video; just like Istanbul did, during summer of 2013!

This young power trio created a certain buzz since the beginning of 2013 and succeeded to be the first Turkish band performing at Primavera Sound festival, even before their official debut release, featuring Mauro Refosco (RHCP, Atoms for Peace), Enrico Gabrielli (John Parrish, Calibro35, Afterhours) and produced by Tommaso Colliva (Muse, Franz Ferdinand).

The debut album supposed to be out on late May, last year, right after their return from Barcelona… But the day after they landed to Istanbul, Taksim square was already on BREAKING NEWS WORLDWIDE. Youth occupying the one and only park in city center which was subject to be demolished by then to be replaced with a “so called” replica of an old-military-casern, including a shopping mall and some fancy residences… The protests took longer than expected and Turkish police brutality made it spread countrywide. Gezi Park occupation became more than “saving some trees”… It was representing now, the scream of a generation getting sick of a government and its leader, disrespecting all values of democracy.

The Ringo Jets, who were not supposed to be as political as they feel now, decided to postpone their release and highlight their song “Spring of War” which was already mentioning the “Isolating, manipulating and toxicating” governance in Turkey which was “suffocating” them (as said on lyrics of the song).

“Spring fo War” fit perfectly with the situation and deserved to be a landmark; so they decided to make their first official video pointing what happened last summer in Turkey…

More videos to come to reprensent more of their music and rockin’ and rollin’ loud way !

✖ ✖ ✖ ✖ ✖

THE RINGO JETS ilk resmi videolarını Gezi Direnişi kahramanlarına armağan eder…

Istanbul çıkışlı garage/rock’n roll üçlüsü THE RINGO JETS’ten gündem yaratacak bir video geldi… Geçen yaz ne olduğunu unutan yoktur herhalde ?

2013, The Ringo Jets adına, yeni bir müzik grubu için oldukça hızlı giriş yaptıkları bir yıl olarak başladı. Milano’da yaptıkları albüm kaydını, daha albüm yayınlanmadan Avrupa’nın en prestijli festivallerinden Primavera Sound’da sahne almaları takip etti.
2013 Mayıs’ı sonunda, Ispanya dönüşünde albümlerini yayınlamaya hazırlanan grup daha uçağa binmeden, Taksim’deki olaylardan haberdar olmuştu. Memleketin yakın tarihine damgasını vuran bir gündem varken, her şuurlu insanın yaptığı hareketi yapıp, konserleri ve albüm çıkışını ertelediler.

Gezi Direnişi artık beylik bir slogan dönüşen bir şekilde “bir kaç ağaç meselesi” değil; orantısız polis şiddetine, baskıcı ve “dediğim dedik” bir “demokrasi” anlayışında ısrar eden iktidara, ülke, hatta dünya çağında duyuran bir neslin isyanıydı.

Bugün videosunu yayınladıkları “Spring of War” parçası, albüm Şubat 2013’te kaydedilirken single ya da klip parçası adayı bile değildi. Kaldı ki The Ringo Jets politik görüşlerini ilk elden şarkılarına yansıtan bir grup da değildi. Ama Gezi öyle bir geldi ki, “Spring of War” albümden sıyrıldı ve “ilk benim sıram” dedi. Parçanın noktasına vürgülne dokunmaya gerek yoktu; zaten olduğu haliyle gezi’den çok evvel durumu özetliyordu: “Bizi izole, manipüle ediyorlar, zehirliyorlar ve bu bizi boğuyor”.

Hal böyleyken albümün ilk klibi olmayı hakkıyla kazanan “Spring of War”u gezi direnişi sırasında hayatını kaybedenlere, sakat kalanlara, yaralananlara, uzunca bir uykudan yeni uyanan ve artık uyanık kalmaya karar verenlere ithaf ediyoruz.

 

2013_02_14_blkblr_onebillionrising_ankara_04

Bir milyar ayaklanıyor! Kadınlar için diren, dans et, ayaklan! Eylemden görüntüler.

“Dünyada her üç kadından biri, hayatında bir kere şiddet görüyor ya da tecavüze uğruyor.”
Bir milyar kadının haklarının ihlal edilmesi gaddarlıktır. Bir milyar kadının dans etmesi ise… DEVRİM!

Bütün dünya şiddete sessiz kalmamaya çağrıldı! Biz bu çağrıya cevap verdik!
http://onebillionrisingankara.blogspot.com/
http://www.onebillionrising.org/

Diren Karadeniz

Şarkıda bir kadın “Bizim kadınlarımız açlığa da gelir, yokluğa da gelir” diyor. Canan ve Zehra Kulaksız; Rizeli, iki direnişçi kadın. 19 Aralık 2000’de hapishanelere yapılan katliamdan sonra ölüm orucuna giren iki üniversite öğrencisi. Karadenizli kadınların direnişinden bahsederken, direnişçi kadını oraya görüntü olarak koymamak, “Doğrusunu diyeni arkadan vuruylar” derken Hrant’ı koymamak gibi olurdu. Canan-Zehra Kulaksız’ın cezaları yok; dışarıdaki üniversite öğrencileriydiler. Karadeniz’de sadece Ogün Samast ve Yasin Hayal yok; Canan-Zehra Kulaksız da var. Metin Lokumcu da… Bir algıyı kırmaya çalışıyorduk, o algıyı kırmaya çalışan herkesi klipte göstermeye çalıştık. Karadeniz’deki insanların yaşam alanlarına, kültürüne, dillerine bir saldırı var. Buna karşı ortaya bir şey koymak gerekiyor; bunun adı direniştir. 24 sanatçı halkına “Diren Karadeniz” diyor.

İlk kez 17 Haziran’da Kalan Müzik’in 20. Yıl Karadeniz Gecesi’nde gösterilen klip, YouTube’a yüklendikten sonra bir haftada 230 bin kişi tarafından izlendi. 24 sanatçıyı bir araya getiren klibin ve şarkının öyküsü Bahar Çuhadar ‘ın röportajında:

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1092576&CategoryID=82

 

Benim Annem Cumartesi / Bandista, Behzat Ç ‘de !


video!
“Benim Annem Cumartesi” başlığıyla yayınlanan dizinin 44. bölümünde, 1995 yılından bu yana kaybolan oğullarını ve kızlarının bulunması için cumartesi günleri İstanbul’da Galatasaray Lisesi’nin önünde toplanan Cumartesi Anneleri’nden biri cinayet büroya Behzat Ç ‘nin yanına geliyor. Acılı anne, Behzat Ç.den 30 yıl önce gözaltında kaybedilen oğlunun katillerini bulmasını istiyor.

Bandista ‘ya selam çakılan bölümden, ilgili sahneler.
video!

annelerimiz her cumartesi galatasaray meydanında. kardeşler hapiste.

Biz doksandokuzuz.


 

We are the 99 percent. We are getting kicked out of our homes. We are forced to choose between groceries and rent. We are denied quality medical care. We are suffering from environmental pollution. We are working long hours for little pay and no rights, if we’re working at all. We are getting nothing while the other 1 percent is getting everything. We are the 99 percent.

Beni de al ! Klip

Bu kampanya Türkiye’deki keyfi adalet işleyişinin mağduru olan arkadaşımız Hüseyin Edemir ve onun gibi adalet arayan herkes içindir ve,
ONLAR İÇERİDE İSE BENİ DE AL!
diyenlere bir duyurudur!

Türkiye’de adalet anlayışı “devlete karşı işlenmiş suç” söz konusu olduğunda, suçun soyut biçiminden ileri geliyor olacak, sanıkların “suçsuzluğu ispat edilene kadar suçlu” olduğunu varsaymaktadır. Bu işleyişin gerekleri yerine getirilirken arkadaşımız Hüseyin Edemir ve onun durumundaki birçok arkadaşımız, kardeşimiz, ablamız ve ağabeyimiz mağdur olmaktadır. Bir tarafta Hrant Dink’in katilleri adaletin ‘keyfi’ işleyiş çarkına takılmazken; Pınar Selek niye sürgünde kaldı? Hüseyin Edemir neden hala F tipi cezaevinde? Ve… “Suçsuzluğu ispatlanana kadar suçlu” sayılan Hüseyin daha ne kadar adaletin keyfini bekleyecek? Biz diyoruz ki, bu işleyiş, tüm vatandaşları tehdit eden bir anlayıştır!

Hüseyin neden ve nasıl tutuklandı?

Arkadaşımız Hüseyin Edemir Ankara Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) burslu olarak yüksek lisans eğitimi alıyordu. Eğitiminin bir kısmını da Berlin Humboldt Üniversitesi’nde geçirerek, tezini orada hazırlayacaktı. Nişanlanmak üzereydi. Tüm planları polis tarafından yapılan bir kimlik kontrolü sonucu değişti. 2009′da başladığı eğitiminin birinci yılını başarı ile tamamlayıp sömestr tatili için İstanbul’a gelen Hüseyin, 31.01.2010 tarihinde, bir GBT kontrolü sırasında, haberdar olmadığı bir davadan “arandığı” için gözaltına alınıp 01.02.2010 tarihinde çıkarıldığı mahkemede yasadışı sol örgüt üyesi olduğu şüphesiyle tutuklandı. 14 ay içinde 4 mahkemeye çıkan Hüseyin üç ayrı hapishanede tutuldu: Metris, Tekirdağ 1 Nolu F Tipi ve Edirne F Tipi…

Savcı bile beraatini istedi! Hüseyin hala F Tipinde!

12 yıl önce hukuka aykırı olarak yapılan bir aramada elde edildiği söylenen bilgisayar çıktısı bir belgeye dayanan tek delilin geçersiz sayıldığı son duruşmada savcı tarafından dile getirildi ve savcı Hüseyin’in beraatını talep etti! Ortada suç ve delil olmamasına rağmen, mahkeme “kuvvetli suç şüphesinin varlığına işaret eden olguları” gerekçe göstererek tutukluluk halinin devamına karar verdi. Hüseyin şimdi özgür ve Berlin’de eğitimini tamamlıyor olabilirdi. Ama Hüseyin şu an suç işlediğini öne sürecek geçerli belge olmamasına rağmen F tipinin adaletsiz koşullarında adaleti bekliyor. Bu arada burslarla sürdürdüğü eğitimi ve bütün bir hayatı ellerinden kayıp gidiyor. Soruyoruz: bir kişinin F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunması başlı başına bir cezalandırma biçimiyken, suçu sabit bulunmamasına rağmen Hüseyin neden hala F tipi cezaevinde? Neden sürekli hücre cezalarına, açık görüş yasaklarına maruz kalıyor?

Bu adalet anlayışı içinde hepimiz suçluyuz!!!!

Biz, “kuvvetli suç şüphesi” altında tüm vatandaşların suçlu muamelesi görmesinin ve bu sebep ve gerekçeyle cezalandırılmasının meşru olduğu bu işleyişe karşıyız. Eğer maddi delil olmaksızın bir şüphe durumu hepimizi suçlu yapabilecek ve cezalandırılmamızı meşru kılabilecekse hepimiz suçluyuz ve haykırıyoruz: BİZ DE SUÇLUYUZ O HALDE: BENİ DE AL!

Hüseyin’e Özgürlük İnsiyatifi !

Çözüm Şimdi – ΛΥΣΗ ΤΩΡΑ Lefkoşa – may’2011

Lefkoşa’da İşçi Bayramı Kutlaması – 2011 – balikbilir videoeylem atölyesi
video: onurmetin

http://www.balikbilir.org

http://facebook.com/balikbilir

1 mayıs 11, Lefkoşa.
Sokaktan gelen sesle dışarı bakmaya başlıyorum. Alana ilk yaklaşan gruplardan biri “Ankara elini yakamızdan çek” diyor. Kalabalığın içinde bebekleri kucağında anneler, rengahenk saçlarıyla çocuklar, öğrenciler ve tabi ki işçiler de var.

“Ankara elini yakamızdan çek” diyenlerden birine şakayla karışık yaklaşıp, “Merhaba, Ankara’dan geldim” diyorum, “konuşalım mı?”

Türkçe konuşan Kıbrıslıların yürüyüşü başladığında, elinde “888” bayrağıyla Rum asıllı bir kadın işçi Güney’den gelen “Rumca konuşan Kıbrıslıları” karşılamak için kitlenin birkaç metre önünden yürüyor. 888, işçilerin 8 saat çalışma, 8 saat dinlenme, 8 saat uyku taleplerinin bayrağı.

Bir gazeteci daha kortejler yürümeye devam ederken “Olay çıkmayacak galiba, ofise döneyim ben” diyerek alandan ayrılıyor.

Hemen hemen herkesin derdi şehrin ortasından geçen sınır! Biraz uzaktaki komşusuna askerlerin arasından selam vermek zorunda kalmak insanları huzursuz ediyor. Dünyaya farklı bakanlar, özellikle gençler, sınırın kaldırılmasından ve iki toplumlu, tek halklı bir ülkeden yana.

İşçi hareketinin nereye gittiğiyle ilgili sohbet ederken, “çözüm şimdi” diyen Güney ve Kuzey Kıbrıslılar selam vererek geçiyorlar.

Alanda çok az sayıda polis göze çarpıyor. Sebebini sorduğum Rum arkadaşım eylemcilerin içinde çok sayıda sivil polis olduğunu, fakat sınırın diğer tarafında yaşamasına rağmen kendisinin ve hemen herkesin de bunları tanıdığını söylüyor.

Güneyden gelen bir öğretmen, Androella, ben de şarkı söylemek istiyorum diye sahnedekilerden mikrofon istiyor. Bağlama solosu başlayınca, Zülfü Livaneli’nin “yiğidim aslanım” geliyor, diye düşünürken, morioi ‘yi dinlemeye başlıyoruz.

[toggle title=’morioi’]Mes’to koimhthrh ax pikrh broxh,
Kanenan mh sbysei toyto to keri
Kai oute ena louloudi na mh mara8ei,
Den ton skotwsan exei koimh8ei

Mezarlık içinde, ah bir acı yağmur,
Kimse bu mumu söndürmesin,
Ve tek bir çiçek dahi solmasın,
Onu öldürmediler, o uykuya yattı.[/toggle]

Nakarat yaklaşınca, şarkıyı dinleyen Kuzey Kıbrıslılar da bildikleri dilde şarkıya eşlik ediyorlar.
Yiğidim aslanım burada yatıyor…

Androella, indikten sonra kaydı yayınlamamda bir sorun olur mu diye soruyorum. “Yayınla” diyor, “İnsanların şarkıları beraber söylediklerini ve kardeş olduklarını da anlat, birlikte bir halk olduğumuzu da…”

Video anlatır belki diyorum.

Bandista / Daima / Aşk Şarkısı

[one_half]Aşk Şarkısı
Aşk inadına, aşk devrimdir
mağlup, galip ve nikbindir
her sabah, her gece
mücadeledir
Aşk bir molotof kokteyli
bazen elde kalem misali
daim doğrudan eylemdir
pasif direniştir
Aşk İstanbul’da bir sokak
Berlin’de bir squad
b1r, i2i, 3ç bazen binlerdir
Aşk örgütlenmektir
Aşk meydandır, aşk aleni
maskesiz yürümektir
kırılmış bir tüfektir
müşterektir
Aşk bir kadim punk tutumu
karakızıl bayrak oldu
mor, yeşil ve pembedir
rengarenktir
Aşk Ankara’da bir meydan
Atina’da yanan çam
alevler içindedir
Aşk diyalektiktir
söz: Bandista
müzik: Bandista[/one_half]
[one_half_last]Kişisel olan politiktir! Aşk ulvi bir duygular fırtınası, bir mide bulantısı, bir delilik örgütleyicisiyse eğer, haydi onu müşterek yaşayalım. İki yana sallanalım, omuzlarımız birbirine değsin, zorlu bir kış geçirdik, neftî, içimizde bir ateş varsa eğer onu alenen yakalım, ısıtalım, ısınalım, cinsiyet bağımsız kendimizden başlayarak örgütlenelim. Zaten düzayak çivit badanalı bir kent başka nasıl kurulur ki?
[/one_half_last]

Bandista / Daima / Hoşçakal

Hoşçakal
Gün penceremde, uyandı güneş
Tenimde terin, gözümde ferin, bekler beni kardeşlerim
Bana şans dile, yolculuk kente
Dostlarımla biz, göstereceğiz, o kiralık katillere
Ve şimdi bakın, durmayın bakın
Güneş ışığı, satılık değil, malınız mülkünüz değil
Sana bir daha, göründüğümde
TV’de belki, belki hapiste, yüzümde var gülümseme
söz: Bandista-Chumbawamba
müzik: Anonim

[slogan]

indir

[sloganlink color=’#a30808′ href=’http://tayfabandista.org’ ]bandistaalbümleriniindir[/sloganlink]
[/slogan]

Daima! sınıfımızı bilme şiarıyla tartışılırken Bandista tayfasında, bizzat üretim araçlarımızı, kulaklık ve mikrofonumuzu kapağa taşımak fikrine koşut âlemimizin en güzel ve yaygın marşlarından biri, Bella Ciao’da kendi eylemci tecrübemiz içinden, yıllar, kentin sokakları, devrimci iyimserliğimiz içinden süzülerek bize bizim kuşağımızın hikâyesini bu sözlerle anlatıyordu. Bir kez de böyle söylemek istedik. Bandista’dan doksanlardan bugüne bir güzelleme. Bir 6 Kasım sabahının sürpriz güneşi eşliğinde.

söz: Bandista-Chumbawamba
müzik: Anonim

Bandista / Daima / Selam Size

Selam Size
Selam size Nikola ve Bart
Özgürlüğe inananlar
Her gün doğan güneşle biz
Sizle yola düşeriz
Siyah bulut çökecek, şafak ahmer; parlak soylu kentler düşecek, tat vermez olacak kan revan ve katmer katmer çözülecek âlem-i makber. Rençberler, işçiler, gettolar ve tam yerinde serseriler, zibidiler, mülksüzler alem elinde yürür sokaklarında, sökük kaldırım taşları, alt üst olmuş sıfatını tanımlar telaşları. Genç yaşları, külleri savuran anka kuşları, efendilerin artık ödenmeyecek bâcları, kanat çırpışları imler başlangıçları, göğe yükselmeseler de dikenlidir taçları!
söz: Bandista
müzik: Ennio Morricone
23 Ağustos 1927 günü iki göçmen, iki anarşist, Ferdinando Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti yeni dünyada düşüyorlardı, eski zulmün pençesine. Ve yedi yıllık komik bir yargılamadan sonra üzerlerine yıkılan suçlara istinaden –ve aşikâr ki tamamen politik kimlikleri ve faaliyetleri nedeniyle– idam edildiler. Ve yine Nazımca söylersek eğer “burjuvazi katletti içimizden ikisini, bu iki ölü ölmeyen ölümsüzdür! burjuvazi, kavgaya davet etti bizi; davetleri kabulümüzdür! biz nasıl bilirsek hep bir ağızdan gülmesini, biliriz öylece yaşamasını ölmesini.” Daima!

Bandista / Daima / Her yerin şarkısı

Bandista 1871
Her yerin şarkısı

Marks 1871’e dair demişti ki,

“18 Mart sabahı, Paris şu gökgürültüsü ile uyandı: Vive la Commune! Peki ama Komün, burjuva sağduyusunu böylesine tedirgin eden bu sfenks nedir?

‘Başkent proleterleri’, diyordu 18 Mart günlü bildirgesinde Merkez Komitesi, ‘yönetici sınıfların güçsüzlük ve döneklikleri ortasında, onlar için kamu işlerinin yönetimini ele alarak durumu kurtarma zamanının gelmiş bulunduğunu anlamışlardır.’

Ama işçi sınıfı mevcut devlet makinesini olduğu gibi almak ve onu kendi amaçları için kullanmakla yetinemez.”

viva la comune !

Bandista / Daima / İnkarın Şarkısı

//Tabii ki atalarımın başına gelenleri biliyorum. Buna kimileri “Katliam”, kimileri “Soykırım”, kimileri “Tehcir”, kimileri de “Trajedi” diyor. Atalarım Anadolu diliyle “Kıyım” derdi… Ben ise “Yıkım” diyorum. Ve biliyorum ki eğer bu yıkımlar olmasaydı, bugün benim ülkem çok daha yaşanılır, çok da imrenilir olurdu.”// Hrant Dink.

nisan olmadı
güney yolunda hiç insan olmadı
tarih tanıktı
o bile bir taraf olmadı

halep’te, şam’da, beyrut’ta, arjantin’de
tanıdık bir şarkı çalmadı
hiç olmadı

ocak olmadı
kan hala hiç sıcak olmadı
tarih tanıktı
o bile bir utanç duymadı

nice sokak, nice mevsim, nice toprakta
o zulüm cinayet olmadı
hiç olmadı

nice cesur, nice korkak, nice yoldaş
faşistler elinde ölmedi
hiç olmadı

Direnişin Ritimleri – Ankara Tekel Mahallesi’nde

DİRENEN İŞÇİLER KAZANACAK!

4C diyorlar işçilere dayatılan yasaya. İnsanca hiç bir madde barındırmayan bu yasa işçilerin kadrosunu elinden alıyor, maaşını yarıya indiriyor. İş güvenceside yok. Ne iş olursa yapacaksın, her sene sözleşmen yenilenecek mi diye kaygılanacaksın, ama kesinlikle başka bir iş yapmaya da kalkmayacaksın. En az iki ay ücretsiz işe çıkacaksın, bu daha fazlada olabilir devletin tasarrufunda ve daha bir sürü insafsızlık. İşine gelirse diyor devlet!

Bu bir kölelik yasası, bu insan haklarına aykırı!

Evlerinden ailelerinden uzakta kolluk kuvvetlerinin her türlü baskı ve müdahalesine rağmen cesaretlerini kaybetmeden direniyor TEKEL işçileri. İnsanca yaşamak istiyorlar. Haklılar, onurlular ve yanlız değiller.
Bizler sambayı politik bir eylem olarak kullanan, uluslararası bir ağa dahil anti-militarist, anti-kapitalist ve anti-otoriter aktivistleriz. 76 gündür süren Tekel direnişinin sesini ritimlerimizle yüreklendirmeye, desteklemeye geldik.
DİRENİŞİN RİTİMLERİ İSTANBUL

http://direnisinritimleri.blogspot.com/

Hoscakal / Daima / Bandista

Hoşçakal

Gün penceremde, uyandı güneş
Tenimde terin, gözümde ferin, bekler beni kardeşlerim
Bana şans dile, yolculuk kente
Dostlarımla biz, göstereceğiz, o kiralık katillere
Ve şimdi bakın, durmayın bakın
Güneş ışığı, satılık değil, malınız mülkünüz değil
Sana bir daha, göründüğümde
TV’de belki, belki hapiste, yüzümde var gülümseme
söz: Bandista-Chumbawamba
müzik: Anonim
Daima! sınıfımızı bilme şiarıyla tartışılırken Bandista tayfasında, bizzat üretim araçlarımızı, kulaklık ve mikrofonumuzu kapağa taşımak fikrine koşut âlemimizin en güzel ve yaygın marşlarından biri, Bella Ciao’da kendi eylemci tecrübemiz içinden, yıllar, kentin sokakları, devrimci iyimserliğimiz içinden süzülerek bize bizim kuşağımızın hikâyesini bu sözlerle anlatıyordu. Bir kez de böyle söylemek istedik. Bandista’dan doksanlardan bugüne bir güzelleme. Bir 6 Kasım sabahının sürpriz güneşi eşliğinde.

söz: Bandista-Chumbawamba
müzik: Anonim

[slogan]

Bandista Albümlerini İndir

[sloganlink color=’#b39d22′ href=’http://www.tayfabandista.org’ ]bandista – web sayfası[/sloganlink]
[/slogan]