Category Archives: kampanya

odtu_orman

Bağzı Gurbetçi Öğrencilerden ODTÜ ile Dayanışma Mektubu

Biz yine uzaklardan yazıyoruz. “Yol geçecek diye ağaç kesenin insanlığı nerede?” diyor bazı arkadaşlarımız. Belki hala insanlık aramalıyız, en azından insanlığın müşterekleri olduğu fikrinde ısrar etmeliyiz; ama usandık. Sabahlara kadar sıkılan sulardan, atılan gazlardan, yıkılan ağaçlardan, arkadaşlarımızı döven belediye görevlilerinden, polislerden usandık.

Şu soruya cevap ararken dimağımız zorlanıyor: 3000 ağacı bir gecede söken, ertesi gün 5 saat boyunca fidan diken insanları bekleyip dikim bittiği anda yine söküme girişen, kahrolası yollarının inşaatına bir saniye ara vermeyen, haksızlığın yüzüne haykırmak isteyen öğrencileri yaka paça döven, belediyelerden, kahvelerden, devlet binalarından giyinip kuşanıp sopalanıp çıkan bu adamları (evet adamlar onlar) ne yapacağız? Bir büyük haksızlık, bir kabus, hiçbir düzen-ahlak-kural tanımayan bir zorbalık, bir türlü alışamadığımız bir yüzsüzlük var ortada. Anlamıyoruz, sınırınız nedir? Ne kadar yaralanırsak, ne kadar ölürsek durabiliyorsunuz?

Bizim olanı, ortak olanı korumaya çalışıyoruz, anlamıyor musunuz? Bu ağaçlar, bu parklar sadece sizin değil hepimizin; bu dünyadan göçmüş ve henüz bu dünyaya gelmemiş insanların o ağaçlar üzerinde hakkı var. Yapıp ettikleriniz kamu düzenini sağlamak değil, yollarınız yasal ya da gerekli değil, neden durmadan yalan söylüyorsunuz? Hepimizin olanı çalıyorsunuz ve bu canavarlığı kocaman bir hiç için yapıyorsunuz. Bizi ağaçlar birleştiriyor; sizi ne birleştiriyor, ne için bu kadar savaşıyorsunuz?

Bir de… Bizim bildiğimiz, bize öğretilen şuydu: Öğretim üyeleri ve dahi rektörler ve senato üyeleri, canı pahasına kampüsünü koruyan öğrencisinin, çalışanının, semt sakininin yanında olmalıdır. Bu hukuk katliamının hesabı elbette sorulmalı, sorulacaktır da. Ama şimdi şu anda elleri sopalı bir vicdansızlığa karşı ülkenin en vicdanlı insanlarıyla dayanışmaya sokağa inemiyor oluşunuz içimizi acıtıyor hocam. Binalardan çıkın, inşaatını koruyan polislerin önünde sizi bekleyen arkadaşlarımız var.

Bağzı Gurbetçi Öğrenciler 23 Ekim 2013

videoeylem_alg

karahaber ve balikbilir videoeylem atölyesi – odtü sosyoloji günleri

OdtÜ 2002 -2012: Video/düşünüm Atölyesi I & II

Ulus Baker, duygular sosyolojisini, hislerin ve sezgilerin, pratik bilgeliğin sosyolojisi üzerine kurarken, duygular ile onları somut yaşam koşulları içinde görselleştirebilme ihtimali arasında güçlü bağlar olduğunu iddia ediyordu. Ona göre, duygular tarif edilmekten çok “görülebilen” şeylerdi, ancak imajlarla ile harekete geçirilebilir. Bir “ars memorativa”, hatırlatma sanatı olarak videonun gücü de burdan geliyordu.

Bizler, Karahaber ve Balıkbilir video/eylem atölyeleri olarak, 2002-2012 yılları arasında OdtÜ yerleşkesindeki video kayıtlarımız üzerinden, üzerine düşünülebilecek görsel bir kısa tarih sunmak, görmek ve göstermek istiyoruz.

ODTÜ – İİBF – Siyaset Bilimi ve Ekonomi Toplulukları Odası
11 Mart Pazartesi 11.00 – 12:30
12 Mart Salı 11.00 – 12:30

Katılacak videoaktivistler
karahaber videoeylem atölyesi’nden
– tennur baş
– özlem sarıyıldız
– özhan önder
– oktay ince
balıkbilir videoeylem atölyesi’nden
– onur metin

İki adet atölye yapılacaktır. Atölyeler 11 Mart Pazartesi ve 12 Mart Salı günleri 11.00-12.30 saatleri arasında olacaktır. Atölyeler birbirini takip edeceği için ilgilenenlerin her iki atölyeye de katılmalarını rica ediyoruz.

Kampüse girmek için ücretsiz davetiyeleri Kızılay Konur Sokak’taki Kitapça Kafe’den, AŞTİ’de Keyf-i Alem’den ve 100. Yıl’da Komünist Bakkal’dan (Sarıpınar Gıda) edinebilirsiniz.

2013_02_14_blkblr_onebillionrising_ankara_04

Bir milyar ayaklanıyor! Kadınlar için diren, dans et, ayaklan! Eylemden görüntüler.

“Dünyada her üç kadından biri, hayatında bir kere şiddet görüyor ya da tecavüze uğruyor.”
Bir milyar kadının haklarının ihlal edilmesi gaddarlıktır. Bir milyar kadının dans etmesi ise… DEVRİM!

Bütün dünya şiddete sessiz kalmamaya çağrıldı! Biz bu çağrıya cevap verdik!
http://onebillionrisingankara.blogspot.com/
http://www.onebillionrising.org/

kadinlarbarisistiyor_video

video: Kadınlar Barış İstiyor

Savaş, gençleri ya öldürür, ya katil yapar.
Savaşa karşı, silahlar sussun, insanlar konuşsun diye.

Bu video 2011 Eylül’ünde kaydedildi, 2012 1 Eylül’ünde ilk kez yayınlanıyor. Gönüllü çevirmenlerin katkılarıyla, yeni görüntülerin de eklenmesi ile birkaç dilde aynı anda tekrar yayınlanması planlanıyor.

çevirmenler: balikbilir@gmail.com adresinden gönüllü olduklarını ve çevirebilecekleri dilleri bildirebilirler.

videoyu yayın, paylaşın ki, sesimiz barış olsun.

19 Ocak’ta ne olmuştu? – Taksim’den Agos’a

Tam 5 yıl oldu !

Yürüyüş için Hrant’ın Arkadaşları’nın çağrısı şöyle:

“19 Ocak 2007’de Hrant Dink’i öldürdüler.

Tam 5 yıl oldu!

Bütün deliller iki-üç kişinin planlayıp işlediği bir cinayetle yetinmemize izin vermeyecek kadar açık

İşaret edenler de, tehdit edenler de, öldür diyenler de, pusu kurup erkete bekleyenler de bu işten yakayı sıyırmak üzere. Görülen o ki, 5 yıldır acımızla alay eden, savsaklayan ve adaletin tetikçilere verilecek cezayla sağanacağına başından hükmetmiş bir mahkeme yaramıza merhem olmayacak. Korku ve nefret coğrafyasında büyüyen çocukların yaşamını kolaylaştırmayacak.

Başbakan “Hrant Dink cinayetini aydınlatmak namus borcumuzdur” dedi. 5 yılda önümüze konanlara bakıyoruz; alacaklıyız! Vicdanı olan herkes 5 yıldır içinden her gün gitgide büyüyen bir yumruyla yaşıyor. Unutulmasına göz yummak, arkadaşımızı bir kez daha öldürecek. Yeni cinayetlerin kapısını aralamayı bekleyen “karanlıkta yaşayanlar”ın hevesini artıracak.

Biz, hakikat anlatıcımızı anmak, bu ülkede vicdanıyla yaşayan insanların varlığını göstermek, “biz bitti demeden bu dava bitmez” demek için biraraya geliyoruz.

5 değil 95 yıl da geçse,

Hepimizi Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz!

Saat 1’de Taksim’den Agos’a,

Vurulduğu yere yürüyoruz!”

odtupetsise_e

Bakımsızlıktan can çekişmiyoruz

Hükümete yakınlığı ile bilinen bir televizyon kanalının yaptığı habere göre, 3 pet şişe, 1 bira kutusu ve insan boyunu geçen otlar nedeniyle ODTÜ Kampüsü can çekişiyor.

Habere göre, Çevre Mühendisliği Bölümü’nün çevresinde bile çevresel sorunlar var.

Anaakım medyanın çamurlarına karşı tek soru: Gerizekalı mısınız arkadaşım?

Ne ODTÜ’nün yanlış yönetim anlayışı, ne de Gökçek’in pislikleri! Fillere isyan, çimenlere özgürlük !

Baskı için afişin yüksek çözünürlüklü versiyonlarını isteyiniz.

ODTÜ Jeoloji Mühendisliği Kantini Boykotta!

Jeoloji Kantincisi Boykot Masasından çay alırken.

kantin zamlarına karşı http://imza.la/kantin-zamlari-geri-cekilsin imza kampanyasının ardından gelen odtü kantin boykotu 2011 ve odtü inşaat mühendisliği kantin boykotunun yarattığı dalga jeoloji mühendisliği bölümüne sıçradı.

Jeoloji Kantini’nde boykot başladı.

Akıllardaki soru ortak.

Sırada hangi kantin var?


 

hepimize isyan olsun.

[imagebrowser id=6]

Boğaziçi’nde Şenlik var! video: Yemekhane İşgali

Beslenme haktır !

Boğaziçi’nde yeni işgal yeri yemekhane!
Boğaziçi Üniversitesi’nde açılan Amerikan kafe zinciri Starbucks’ı, “Yaşam alanlarını sınırlamaya yönelik bir işgal” olduğunu belirterek, 14 gün önce işgal eden öğrencilerin yeni hedefi yemekhane oldu. Öğrenciler pahalı buldukları yemeği yemeyerek, öğrencilere kendi yaptıkları yemeği dağıttı.
Boğaziçi Üniversitesi (BÜ)Güney Kampüsü yerleşkesinde Amerikan kafe zinciri Starbucks’ın açılışına üniversite yönetimi tarafından izin verilmesini protesto eden öğrencilerin 6 Aralık tarihinde başlattıkları işgal eylemi 14 gündür sürüyor. Öğrencilerin yeni hedef ise ücretlerini yüksek buldukları yemekhane oldu. Yemekhaneyi işgal eden öğrenciler kendi hazırladıkları yemekleri öğrencilere dağıttı. Hazırlanan yemekler şenlik havasında dağıtıldı.
REKTÖRE ÇAĞRI

Yemeklerini kendi eliyle hazırlayıp yiyen öğrenciler, rektörlüğe “Müşteri olduğumuz bir kafe değil; 24 saat kullanabileceğimiz ucuz, sağlıklı ve bol muhabbetli bir öğrenci kantini, çalışma ve dinlenme odaları, sözümüzü birlikte üretip duyurabileceğimiz bir öğrenci mekanı istiyoruz” çağrısı yaparak işgali bitirdi. Öğrenciler daha sonra yeniden 14 gündür işgal ederek, ortak yaşam alanına dönüştürdükleri Starbucks’a döndü.

‘MÜŞTERİ DEĞİL ÖĞRENCİYİZ’

BÜ öğrencisi Tuğçe Bidav, kendi hazırladıkları yemeklerin maliyetinin çok düşük olduğunu söyledi. Bidav, “Yemeklerin maliyeti gerçekten çok düşük. Biz bugün verdiğimiz 400 kişilik yemeği 100 TL’ye hazırladık. Bu kadar düşük maliyeti olan bir yemeğe neden her gün 4.20 TL vermek zorundayız. Biz müşteri değil öğrenciyiz” dedi.

Bir diğer öğrenci Feza Bayram ise rektörün bu yemekler üzerinden rant sağladığını belirtti. Bayram, ” 2 haftadır yemeklerimizi kendimiz yapıyoruz. Bu süreçte gördük ki yemeklerin maliyeti bize ödetilenden daha düşük. Rektör bunu bir rant olarak kullanıyor” diye konuştu.

Tutuklu öğrencilere de değinen Bayram, “Tutuklama terörünün derhal son bulmasını istiyoruz. Birçok şey bahane edilerek gözaltı ve tutuklama terörü yaşanıyor. Tutuklanan arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını istiyoruz” şeklinde konuştu.
DİHA

10102010 350ankara bisiklet yolu

video
süre: 7:30
videographer: onurmetin
10-10-2010
Ankara
Global Work Party

10 October 2010 – 10:10am

10.10.10.’da 10 KENT, 350 BİSİKLET
“Biz bisiklet yolunu açıyoruz; politikacılar iklim için çözümün yolunu da siz açın.”

İklim için Harekete Geç

İklim değişikliği artık fazlası ile hayatımızda, Haziran ayında yaşadığımız aşırı yağış, sonrasında aşırı sıcak hava dalgası başlıca sinyali. 2010’un ilk 6 ayı, son yüzyılın en sıcak dönemi oldu.

24 Ekim 2009’da iklim değişikliğine karşı dünyada 5200 kentle beraber Ankara’da da sokaklardaydık. O zaman iklim değişikliğine yol açan karbondioksit konsantrasyonu milyonda (ppm) 387 parçacıktı. Bugün ise 392 ppm’e çıktığımızı öğreniyoruz.

Bu sene, sadece eylem yapmak yetmez diyenler 10 Ekim 2010’da iş yapmaya başlayacaklar. Artık politikacıları beklemek yerine adımlarımızı atalım diyoruz. Beklemek yerine gösterelim diyoruz. Bizim katkımız öncü olsun diyerek 10-10-10 kampanyasını 10 Kentte 350 çağrısına çevireceğiz. Ve 10 Ekim günü iklim dostu ulaşım isteğimizi duyurmak için bisikletlerimizle yollarda olacak ve bisiklet yolumuzun açılışını yapacağız.

24 Ekim’de yüzlerce bisikletle meclis önünde toplandığımızda, coşkumuz inanılmazdı. Kopenhag İklim Zirvesinde hükümetlerden bilimin yaptığı 350 ppm hedefi çağrısına uymalarını istemiştik. 80’den fazla ülke bunu kabul etti. Ancak, içinde ülkemizin de olduğu diğer ülkeler adım atmadı. Bu sene ise Kasım sonu bir iklim zirvesi Cancun-Meksika’da gerçekleşecek. Bu sefer, hem kabul edilmesini, hem de adımlar atılmasını bekliyoruz.

Bizim adımımız da bu sene iklim dostu ve cüzdan dostu bisikleti kent yaşamında göstermek olacak. Mayıs ayında hükümetin imzaladığı “İklim Değişikliği Strateji Belgesi(2010-2020)’ye göre ulaşım konusunda kısa vadede “bisiklet ve yaya ulaşımına imkân veren düzenlemeler özendirilecektir” deniyor. Yani bisiklet yolları hâlâ gündemde yok!

İşte bu yüzden, artık harekete geç diyerek Ankara, Yalova, Eskişehir, Antalya, Bursa, İzmir, Adana, Trabzon ve diğerleri ile 10.10.10’da 10 kentte bisikletlerimizle 350 çağrısına sizleri davet ediyoruz.

Event Website: http://350ankara.blogspot.com/

Kolu Kes Sapı Kalsın – /vid: balikbilir.org/ / ÖGB istemiyoruz !

Ankara, Hacettepe, Anadolu, Yıldız Teknik ve daha nice üniversite kampüsünü hapisaneye çeviren ÖGB bugün ODTÜ’ye sokulmak isteniyor. Google’da ÖGB yazıp arattığımızda çıkan sayfalarca sonucun ana temasının “ÖGB öğrencilere saldırdı!”,” ÖGB-Polis işbirliği”,”Kampüste ÖGB terörü”,”ÖGB”,”Taciz”,”Cop” gibi başlıklar üzerinden şekillenmesi tesadüf olmasa gerek. ODTÜ öğrencileri olarak okulmuza sokulmak istenen ÖGB terörüne sessiz kalmıyoruz.

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?
-ÖGB, yani özel güvenlik birimleri, YÖK’ün talimatları doğrultusunda üniversitelerde görevlendirliyor. Tıpkı yurtlara yerleştirilen turnikeler gibi.
-ÖGB polisle işbirliği içinde çalışıyor ve şiddet uygulama hakkına sahip.
-ODTÜ’ye 22000 öğrencisi olan bir okula, 500 ÖGB gelmesi için ihale yapıldı. Şimdiye kadar kampüste güvenlik görevlisi olarak 120 kamu çalışanı bulunuyordu.
-Rektörlüğün verdiğimiz harçlardan alıkoyup ÖGB’ye vererek çarçur ettiği bir yıllık ücretle 2000 öğrenciye ayda 200 liralık burs sağlanabiliyor.

Beni de al ! Hüseyin Edemir Serbest Bırakılsın ! ODTÜ Yürüyüşü

Bir gün herkes tutuklanacak – Özgür MUMCU
16th June 2011 – By balikbilir

‘Bu süre içinde tutuksuz yargılansaydım, eğitimimi tamamlasaydım bunun kime ne zararı olurdu?’

Hüseyin Edemir geçen sene ocak ayında tutuklandı. Sokakta bir kimlik kontrolüne takıldı ve bir sol örgüte üye olmaktan arandığı gerekçesiyle önce gözaltına alındı, sonra tutuklandı. O gün nişanlanacaktı, haliyle olmadı.
Edemir’in yargılanmasında delil olarak gösterilen belgelerin biri 1999, diğeri 2001 tarihli.
Belge denilenlerden biri, 1999’da Belçika’da bir örgüt evinde bulunduğu iddia edilen bir sayfalık bilgisayar çıktısıyla, 2001’de Gençlik dergisinde yapılan bir aramada çıkan bir diskette bulunan ismi. Geçen sene ocaktan beri Edemir’in avukatları bu belgelerin delil olarak kullanılamayacağını, dergideki aramanın usulsüz olduğunu, belgelerde tahrifat yapıldığını söylüyor.
10-11 yıllık, geçerliliği tartışmalı belgelere dayanarak tutuklanan biri Edemir. ODTÜ Tarih Bölümü mezunu. ODTÜ ile Humboldt Üniversitesi’nin ortak düzenlediği bir yüksek lisans programında öğrenci. Tutuklanmasa Almanya’da stajda olacaktı.”

Bitmeyen tutukluluk
Bunu şubat ayında bu köşede yer alan ‘Bitmeyen tutukluluk’ başlıklı yazıdan alıntıladım. Aynı yazıda Edemir’in mart ayında bir duruşması olduğunu da belirtmiştim.
Bu, Edemir hakkındaki dördüncü duruşmaydı. Terör örgütü üyesi olmak suçlamasıyla yargılanan Edemir hakkındaki tek delil, bir bilgisayar çıktısında ve bir diskette isminin geçmesi. Delillerin yetersizliği bir yana, o tarihten bu yana Hüseyin Edemir’in herhangi bir terör örgütüyle bağlantılı olduğunu ortaya koyan bir emare de yok.
Zaten daha ilk duruşmada mahkeme heyetinin başkanı oyunu tutuksuz yargılama ve tahliyeden yana kullanmış ancak diğer üyeler tutukluluğun devamına karar vermişti.
Son duruşmada ise davanın iddia makamı yani savcısı şöyle dedi: “Sanığın üzerine atılı terör örgütü üyesi olmak suçundan mahkûmiyeti için yeterli ve inandırıcı delil elde edilemediği gibi, soruşturmanın genişletilmesinin talebimizin reddi ile suçun yasal unsurlarının oluşmayacağının açıkça anlaşılması nedeniyle sanığın beraatına, Sanık Hüseyin Edemir başka suçtan tutuklu ya da hükümlü değilse tahliyesine karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur.”
Savcının görüşünün bu olmasına rağmen mahkeme heyeti tutukluluğun devamına karar verdi. Hüseyin Edemir bir buçuk senedir tutuklu. Deliller, 10 sene öncesinin bilgisayar çıktılarında geçen ismi. Nişanlanacağı gün gözaltına alınan bu yüksek lisans öğrencisi için arkadaşları bir internet sitesi kurdu: www.huseyineozgurluk.net Bu siteden seslerini duyurmaya çalışıyorlar.
Edemir, kamuoyuna yazdığı bir mektupta bir soru soruyor: “Bu süre içinde tutuksuz yargılansaydım, eğitimimi tamamlasaydım bunun kime ne zararı olurdu?” Bu sorunun cevabını bilen var mı?

% 92
Hakkında taktığı puşi haricinde delil olmadan aylardır tutuklu yargılanan Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül, savcının ve ilk mahkeme heyetinin tahliyesini istemesine rağmen bir bilgisayar çıktısındaki ismi nedeniyle tutuklu yargılanan Hüseyin Edemir.
Ergenekon, Balyoz, KCK, Devrimci Karargâh gibi bilinen davalardaki tuhaf tutukluluk halleri istisna değil. Medyaya çok yansımayan böyle çok vaka var.
Türkiye’de tutuklu sayısı 2005 ile 2009 yılları arasında % 92 artmış durumda.
Bu demokrasinin ileri versiyonunda sizce de bir sıkıntı yok mu? Hüseyin Edemir’in bir sonraki duruşması 23 Haziran’da. Mektubunda şöyle yazmış:
“Biliyorum bu haksız ve hukuksuz uygulamalara maruz kalan tek kişi ben değilim. Ve belki de çok daha trajik hikâyeler vardır. Daha fazlası olmasın, başkalarının da hayalleri ve gerçekleri yalan olmasın diye bu mücadelede sizi de benim yanımda olmaya, adalet ve özgürlük mücadeleme destek vermeye çağırıyorum.”
Çağrısı sahipsiz kalmasın. Çünkü böyle giderse bir gün herkes tutuklanacak gibi görünüyor. Demokrasinin ilerlemesi için oy yüzdeleri kadar tutukluluk yüzdelerindeki artışa da odaklanmak gerek.

Direnişin Ritimleri – Ankara Tekel Mahallesi’nde

DİRENEN İŞÇİLER KAZANACAK!

4C diyorlar işçilere dayatılan yasaya. İnsanca hiç bir madde barındırmayan bu yasa işçilerin kadrosunu elinden alıyor, maaşını yarıya indiriyor. İş güvenceside yok. Ne iş olursa yapacaksın, her sene sözleşmen yenilenecek mi diye kaygılanacaksın, ama kesinlikle başka bir iş yapmaya da kalkmayacaksın. En az iki ay ücretsiz işe çıkacaksın, bu daha fazlada olabilir devletin tasarrufunda ve daha bir sürü insafsızlık. İşine gelirse diyor devlet!

Bu bir kölelik yasası, bu insan haklarına aykırı!

Evlerinden ailelerinden uzakta kolluk kuvvetlerinin her türlü baskı ve müdahalesine rağmen cesaretlerini kaybetmeden direniyor TEKEL işçileri. İnsanca yaşamak istiyorlar. Haklılar, onurlular ve yanlız değiller.
Bizler sambayı politik bir eylem olarak kullanan, uluslararası bir ağa dahil anti-militarist, anti-kapitalist ve anti-otoriter aktivistleriz. 76 gündür süren Tekel direnişinin sesini ritimlerimizle yüreklendirmeye, desteklemeye geldik.
DİRENİŞİN RİTİMLERİ İSTANBUL

http://direnisinritimleri.blogspot.com/

beni de al !

HÜSEYİN EDEMİR BİR YILDIR HAKSIZ YERE TUTUKLU!

HÜSEYİN İÇİN ADALET İSTİYORUZ!

Odtü’de Yüksek Lisans Öğrenimi gören Hüseyin Edemir, 31 Ocak 2010  tarihinde, arandığından bile haberi olmadan bir polis GBT kontrolü sırasında hakkında arama olduğu gerekçesiyle göz altına alındı. 1 Şubat 2010 tarihinde çıkarıldığı mahkemede ise örgüt üyeliği zannıyla tutuklandı.

İşte Hüseyin tam nişan hazırlıkları yaparken ve üniversitede kayıtlı olduğu program gereği burslarla Almanya’da eğitimini sürdürmeye gitmek üzereyken Metris F Tipi Cezaevi’ne götürüldü. Buradan ise önce Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Hapishanesi’ne sonra ise buradan kendisine haber dahi verilmeden, zorla Edirne F Tipi Hapishanesi’ne getirildi.

Hüseyin 14 aydır F tipi ceza evinde yatıyor ve bu süre içinde yalnızca dört kere mahkeme karşısına çıkabildi. Örgüt üyeliği zannına ve bunca zaman tutuklu yargılanmasının dayanağını ise on yıl kadar önce yurtdışında Ülkemizde Gençlik isimli bir dergiye yapılan hukuksuz bir arama sonucunda  ele geçirildiği iddia edilen, üzerinde tahrifat olduğu belirtilen bilgisayar çıktısı dökümanlar. Bu dökümanların hukuki olarak bir geçerlilikleri olmadığı diğer mahkemelerce öne sürüldü. Kaldı ki Hüseyin’in davasında yer alan savcı duruşmalar sırasında defalarca bu belgelerin hukuki açıdan bir kanıt niteliği taşımadığını, bu belgelere dayanarak şüpheli konumundaki Hüseyin Edemir’in örgüt üyesi olduğunun kanıtlanamayacağını vurgulamış, benzer davalarda aynı konumlardaki şüpheliler için kovuşturmaya bile gerek olmadığı kararına değinmiştir.

Söz konusu belgelerin hukuksuz olarak ele geçirilmesi, hukuki bir geçerlilik taşımamaları bir yana, mahkeme heyeti savcının mütalaasına ve beraat ve tahliye talebine kulaklarını tıkamaktadır. Tüm bu hukuksuzluklar sonucunda ise Hüseyin okula devam edemediği için bursları kesilmiş ve okulu yarım kalmıştır. Kısacası eğitim hakkı elinden alınmıştır. Kaldığı ceza evine en azından sınavlarına girmek istediğini belirttiğinde ise kendisinden karşılaması mümkün olmayan ulaşım bedelleri talep edilmiştir. Eğitim hakkı bir yana, bu hukuksuz işleyiş Hüseyin’in hayatında tarifi ve telafisi imkansız maddi ve manevi yaralar açmıştır ve açmaktadır.

Çok yakın bir zaman önce henüz basılmamış bir kitabı yazdığı gerekçesiyle gazeteci Ahmet Şık ve gazeteci arkadaşı Nedim Şener  birlikte terör örgütü üyeliği ile tutuklandı. Benzer bir şekilde ODTÜ’de araştırma görevlisi Eğitim –Sen üyesi Coşkun Musluk da sadece bir profesör ile bulunan yazışmaları ve yasadışı olduğuna dair hiçbir emare bulunmayan bir web sitesinde yazdığı yazılar delil olarak gösterilerek “terör örgütü üyeliği” ve “halkı kin ve düşmanlığa sev etmek” suçu ile tutuklanmıştır. Daha önce Pınar Selek için de yıllar boyunca  türlü suçlamalarda bulunulmuş, ceza kararları çıkmış ancak kanıtların geçersiz olduğu tekrar belirtilmiştir. Tüm bu olanların münferit vakalar ya da teadüs eseri olmadığının farkındayız. Türkiye Cumhuriyeti her ne kadar hukuk devleti olsa da, muhalif seslerin şiddet yoluyla, baskılarla sindirilmeye çalışılması, sudan sebeplerden kanıtlar oluşturulması bizlere hukuk devletinde yaşamadığımızı yeniden yeniden göstermektedir.

Bizler, demokrasiyi, hukuk devletini ve adil yargılanmayı savunan bireyler olarak, Pınar’ın, Ahmet Şık’ların ve Hüseyin’in arkadaşları olarak soruyoruz “Adalet Nerede?” Adalet eğer bir kimsenin arandığından dahi haberi olmadan tutuklanmasıysa,  sadece on yıl önce hukuksuz bir arama sırasına elde edilen, üzerinde tahrifatların bulunduğu bilgisayar çıktısı bir kağıt parçasına dayanarak bir genci 14 ay F tipi’nde ceza evinde tutmaksa, basılmamış bir kitabı imha etmek ve yazarını göz altına almaksa,  adalet hiçbir geçerli kanıt olmadan bir kişiyi suçlu ilan edebiliyor ve hayatını karartırıyorsa o halde hepimiz suçluyuz bu adaletin gözünde.

Bizi de alın o halde, biz de suçluyuz, bizi de alın !

Bu nedenle, bizler Hüseyin Edemir’e Özgürlük İnisiyatifi olarak bizlerin ve bize destek olan akademisyenlerin, hukuk devleti yandaşı bireylerin söz konusu duruma ilişkin duyarlılığını bir kez daha kamuoyuna duyururken; söz konusu meseleden haberdar olan herkesi imza kampanyamıza destek olmaya davet ediyoruz.

Hüseyin’in yeri cezaevi değil; üniversite!

Ferdan Ergut
ferdan@metu.edu.tr
www.demokrathaber.net
30 Ocak 2011

Türkiye’nin çürümüş adli sistemi parlak bir akademik geleceği olabilecek bir gencin hayatını karartmak üzere. Bundan önce binlercesine yaptığını şimdi de öğrencim Hüseyin Edemir’e yapıyor. AKP iktidarı demokrasi nutukları ata dursun Hüseyin 1 Şubat 2010 tarihinden beri cezaevinde. “Yasadışı silahlı terör örgütüne üye” olmakla suçlanıyor. Yine binlerce gencimiz gibi…

Hapishaneden bana gönderdiği mektubu 21 Şubat’ta kaleme almıştı. İçinde Fernand Braudel, Marc Bloch, Max Weber, Charles Tilly gibi isimlerin geçtiği o mektup birileri tarafından “görülmüştü” elbette. Ne kadar “anlaşılmıştı” bilemem.
Hüseyin’in ilk duruşması Nisan ayındaydı. Suçlanmasına neden olan “delillere” bakıldığında ilk duruşmada tahliye edileceğini düşünmesi elbette normaldi. Fakat üniversite öğrencileri söz konusu olduğunda polisin, yargılama yetkisini de kendisinde tutma kararlılığını yeterince önemsememişti belli ki. Tahliye edilmedi. İkinci duruşma 4 ay 11 gün sonraya verildi. Değişen bir şey yoktu: Tahliye yine gerçekleşmemişti. Mahkeme salonu ve cezaevi arasındaki “git-gel”e bir yenisi daha eklenmişti; o kadar… Üçüncü duruşma ise tam 5 ay 11 gün sonrasına verildi. 8 Şubat’ta yapılacak olan duruşmaya çıktığında Hüseyin cezaevinde bir yılını doldurmuş olacak. Belki o kahredici rutin tekrarlanacak ve mahkemeden hiçbir karar çıkmadan öğrencim tekrar cezaevine gönderilecek.
Bir yıl içinde bir arpa boyu yol alamayan “adalet”, başarılı bir akdemiysen olma yolunda ilerleyen Hüseyin’i üniversitesine iade etseydi görecekti O’nun bir yılda neler üretebileceğini…

Tutuklanmasının ve mahkemenin bütün safahatını Hüseyin, facebook üzerinden paylaştı. Merak edenler, Hüseyin’e yaşatılan hukuksuzlukları ve keyfilikleri bizzat O’nun kaleminden okuyabilir (http://www.facebook.com/note.php?note_id=183828194982979&id=100000000441198) Ben ise, sistemin hayatını karartmaya çalıştığı öğrencimi anlatacağım size…

Hüseyin Edemir 2008 yılında ODTÜ Tarih Bölümünden mezun oldu ve ODTÜ ile Humboldt Üniversitesi’nin ortaklaşa yürüttükleri master programına tam burslu olarak girmeye hak kazandı. Birinci dönemini de başarıyla tamamlamıştı. Sırada, ofisime gelerek bana da tanıştırdığı o güzel kızla (adı Sevgi. Yazının sonunda tekrar döneceğiz O’na) nişan vardı. Burslardan biriktirdiği parayla nişan yüzüklerini almış ve nişan gününü beklemeye başlamıştı. Polis izin vermedi!

Hüseyin’in iyi bir akademisyen olacağını söylerken, öğrencisini kayıran bir hoca gibi algılanmak istemem. İddiamın en güzel kanıtı 21 Şubat’ta cezaevinden bana gönderdiği o mektuptur.

Bir insan cezaevindeyken –üstelik adil yargılanma hakkından mahrum edilmiş, birçok haksızlık ve keyfiliğe uğramış bir halde cezaevindeyken- hocasına yazacağı mektupta nelerden bahseder? “Elbette yaşadığı haksızlıklardan ve cezaevindeki ruh halinden” diyeceksiniz. Oysa Hüseyin, 3 sayfalık mektubunun ilk iki sayfasını, tam da o sırada Radikal İki’de çıkan bir makaleme ayırmıştı. Hem de ne ayırma! Bütün makaleyi, benim kendisine öğrettiğimi söylediği fikirleri kullanarak lime lime etmişti!
O zikretmiyor ama şunu da söylemiştim derslerde: Bir metni, içerden eleştirmeyi öğrenin. Dışardan – kendinizce doğru bir teoriden- yola çıkarak değil; bizzat o yazarın ne yapmaya çalıştığını, ne tür bir probleme yanıt vermeye çalıştığını, ne tür bir teorik arkaplandan hareket ettiğini anlamaya çalışarak, özcesi, metne nüfuz ederek bir eleştiri geliştirin.
İşte, birçok akademisyenin geliştiremediği bu hassayı ben bir öğrencimin cezaevinden gönderdiği mektupta gördüm. Hüseyin, bir derste şöyle söylediğimi yazıyor: “Ben bir şey yazarken kendimi bir jürinin karşısında düşünürüm. Jüride Braudel, Bloch, Marx, Weber, Tilly gibi isimler var ve onların teorilerini göz önünde bulundururum; böylelikle daha az hata yapacağımı düşünürüm”. Bu düşünce Hüseyin’in çok hoşuna gitmiş ve “hatta ben de böyle düşünmeli ve yazmalıyım” demiş.
Buraya kadar güzel… Ama mektup şöyle devam ediyor: “Hocam, ne yazık ki Radikal’deki yazıyı yazarken ya jüriyi oluşturmamışsınız ya da onları dikkate almamışsınız. En azından jürinin önemli bir kısmını görmezden gelmişsiniz”!
Daha bitmedi! İki paragraf sonra da şunları söylüyor Hüseyin: “Bu yazıda Braudel’i unutmuş “yapılardan” uzak durmuşsunuz. Sizi fazlaca Thompson’cu gördüm (İngiliz Marksist tarihçi E. P. Thompson’ı kastediyor. F.E). Ya da voluntarist diyeyim. “Hiçbirşey doğal değildir; her şey tarihseldir” derdiniz. Ama sizin yazınızda tarihselleştirmeye de pek rastlamadım. Son olarak “çoklu neden”: ‘nedenleri çoğaltın’ derdiniz; onu da göremedim; ve biraz da linear bir yaklaşım gibi geldi”.
İşte böyle! Mektubunun başında bizzat kendisinin söylediği gibi: “Besle kargayı, oysun gözünü” durumu… Neyse, ben Hüseyin’le hesabımı göreceğim nasıl olsa. Fakat yukarda bahsettiğim “içerden eleştiri” nasıl olur diye merak eden sosyal bilimciler varsa Hüseyin’in cezaevi mektubunu okutabilirim onlara…
Benim makalemi 2 sayfada bertaraf ettikten sonra sadece kalan bir sayfada kendinden bahsediyordu Hüseyin. Sözü ona bırakıyorum:
“Hocam, hem çok sıkılıyorum, hem de çok üzülüyorum. Cezaevinin bir kütüphanesi var ama yetersiz, dolayısıyla okuyacak pek bir şey bulamıyorum. Küçük bir radyo aldım, birkaç kanal çekiyor.” Daha sonra Facebook notunda da bahsettiği sözlüsüne getiriyor sözü: “Hocam, sözlümü tanıyorsunuz. 7 Şubatta nişanlanacaktık ve yazın da evlenecektik. Ben 1 Şubat’ta tutuklanınca tam bir ‘Türk filmi’ yaşadık. Sevgi çok üzüldü. Davetiyelerimiz dağıtılmış (800) adet, her şey planlanmıştı. Ama olmadı. Bir başka bahara kaldı. Düşününce elimden üzülmekten başka bir şey gelmiyor.”
“Okulu ve dersleri çok özledim. Şaşırtıcı ama ‘evet’ özledim. Hocam bu arada bu dönem sonu ortalamam 3.72 imiş. Üzüleyim mi, sevineyim mi? “Yüksek Onur Öğrencisi” olma duygusunu, hatta rektörle şarap içme şansımı kaybetmemi de olayın hafif tuzu ve biberi olarak düşünsem daha iyi olacak sanırım.”
Ve insanı önce çarpan sonra da çaresizliğinden öfkelendiren son paragraf: “Hocam, son olarak size teşekkür etmek istiyorum. Hani derler ya “dünyanın bin bir türlü hali var”. Onun için bana öğrettiğiniz her bir kelime için binlerce teşekkür ederim. Emin olun öğrencinin öğretmenine karşı minnet duygusu farklı bir şey. Ömür boyu bir borç gibi boynunda gezer insanın. Bana cevap yazarsanız mutlu olurum”.

Yazdım Hüseyin!

Son bir not: Süheyl Batum Ergenekoncu’ları milletvekili adayı yapadursun, benim adayım Hüseyin Edemir.