Category Archives: basın açıklaması

aa

İnternet Yine ve Yeniden Tehlikede: SANSÜR ARTIYOR

Korsan Parti’nin internet yasaklarına karşı çağrısı aşağıda.

Ülkemizde İnternet’e dair ne zaman bir mevzuat çalışması yapılsa, mevcutta sahip olduğumuz hak ve özgürlüklerimiz tırpanlandığı gibi gözetleme, kaydetme ve sansürleme faaliyetleri de aynı oranda artmaktadır. Bu bildirinin yer aldığı siteler/sayfalar/uygulamalar dahil tüm İnternet içeriğini ilgilendiren bu tür yasalar yapılırken “gazlarının alınması” için dahi bu alanda uzun yıllardır çalışan ve uluslararası alanda bu konunun uzmanı kabul edilen uygulamacılara ve akademisyenlere danışılmaması nedeniyle yasa koyucuya genel bir güvensizlik de olsa, İnternet özgürlüğü için emek veren hukukçuların, aktivistlerin ve STK temsilcilerinin bir çok üst düzey hükümet yetkilisi ile yaptıkları görüşmelerde İnternetin özgürlüğü ve sansürden arındırılması için destek istendi, kampanyalar yürütüldü ve hatta sokaklara çıkıldı. Tüm bunlara rağmen, İnternet’te sansür biteceğine ya da hiç değilse azalacağına, sansürün kapsamı gittikçe genişletiliyor.

AKP’nin ve egemen güçler olarak ifade edebileceğimiz ilgili partinin dirsek temasını hiç bir zaman kesmeyeceği odakların karşılıklı çıkarlarının İnternet sansüründe birleşmesi neticesinde, İnternet sitelerinin “erişime engellenmesine / sansürüne” yönelik olarak 5651 Sayılı Kanun’da genişletme ve süreci hızlandırma amacıyla yeni düzenlemeler peşinde olduğunu gördüğümüz ve buna karşı çıkmak ve bu yasayı ve de yasaya yapılacak tüm değişiklikleri de yasanın kendisi gibi asla tanımadığımızı ve geçerli saymadığımızı bildirmek amacıyla bu bildiriyi hazırlamaya karar verdik.

 

Hal böyleyken, sadece erişimin engellenmesi, içerik kaldırılması ve uyarı yolları konusunda kimselere danışmadan ve hatta İnternet Geliştirme Kurulu’nun dahi bugüne kadar kendisinin ortaya koyduğu tasarıyı ve akademisyenlerden, İnternet uzmanlarından kısacası kamu oyundan uzun süre boyunca topladığı 5651 Sayılı Kanun’a ilişkin değişiklik görüşlerini ve bu görüşleri eleştiren yazılmış akademik tezleri de hiç bir şekilde dikkate almaksızın, 5651 Sayılı Kanun’da alelacele bir güncelleme yapılarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulması pek çok kişi tarafından son dönemlerde yaşanan  yolsuzluk belgesi, videosu, kaset vs. gibi hükümetin ve dirsek temasında bulunduğu çevrelerin “tehdit” olarak algıladığı, esasen şeffaflık ve halkın bilgi alma özgürlüğünün temel taşları olan hususlara bağlanmaktadır.

AKP MKYK Üyesi ve Ar-Ge Başkan Yardımcısı olan ve aynı zamanda da Şanlıurfa Milletvekili Zeynep Karahan Uslu, yeni yapılacak kanun düzenlemesinin bilgisini kişisel @zkarahanuslu şeklindeki Twitter hesabından duyururken şu ifadeleri kullanmıştı:

“5651 Sayılı Kanun’nda değişiklik teklifimiz toplumsal ihtiyaçlar & özgürlükler dengesi hassasiyetle GÖZETİLEREK hazırlandı”

Burada AKP’den son dönemde defalarca gördüğümüz şekilde bir uygulamayla karşı karşıyayız: kimseye sormadan, karşıt fikirlilere danışmadan ve toplumsal mutabakat olan Anayasa’yı, imzalamış olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’ni ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını göz önüne almadan, yine “yangından mal kaçırır” gibi bir yasa değişikliği gündeme getirilerek  bazı maşalarla düzenleme yapılmaya çalışılmakta. Son dönemde hükümetin de içinde bulunduğu yolsuzluk vb. skandallar sayesinde de halkın en önemli bilgi alma ve farkındalık kaynağı haline gelmiş olan kurumlardan sızdırılmış belgeler ve de herhalde yaklaşan seçimlerle birlikte gelen kaset vb. yayınlama tehditleri de bu sansürü genişletme faaliyetlerine hız verdi gibi gözüküyor.

‘Berbaddd teknolojiler’ ve diğer korkunç şeyler..

Kanundaki erişim engelleme nedenlerine nefret söyleminin de eklenmesi, katılma zorunluluğu bulunan bir erişim sağlayıcılar birliği kurulması ve sansürün bu birlik eliyle yürütülmesi, hakimlerin yirmi dört saat içerisinde sansür hakkında karar vermesi, yurt içindeki yer sağlayıcıların içeriği çıkarması; yer sağlayıcının yurt dışında olması ve içeriği çıkarmaması durumunda ise bu içeriğe yurt içinden erişimin engellemesi gibi şu an var olan sansürü daha da ileri boyutlara getirecek olan pek çok detay nokta bu değişiklik tasarısında yer aldı.

 

Yeni medyanın gücü ve Gezi olaylarında da tüm toplumun artık hissettiği etkisi sayesinde halkın haber alma alışkanlıkları artık değişti. İnternet toplumun temel haber alma, gerçeklere ulaşma ve fikirlerini açıklama platformu olarak diğer her tür medyanın önünde. Artık bir çok önemli belge, “kaset”, devlet sırrı telakki edilen yazışmalar ve halkı doğrudan ilgilendirmesine rağmen asla halka açıklanmayan her türden bilgi ve içerik kendine İnternet sayfalarında yer buluyor. Başta popülerlikleri sayesinde çok fazla kullanıcısı olan Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerine ekleniyor. Burada yüz binlerce kişinin paylaştığı içeriklere tek tek erişim engelleme mümkün olmayacağından belki de bu türden Türkiye dışında olan sitelerin “gerekli durumlarda” tamamen erişime kapatılabileceği yani sansürlenebileceği de anlaşılıyor. Başbakan herhalde yine Twitter kapatılınca “Ben giriyorum siz de girin.” diyecek Youtube 2 yıl sansürlendiğinde söylediği gibi. Ama Facebook için “Bunlar berbaddddd  teknolojiler, çirkiin” ve “Sosyal medya toplumların baş belasıdır.” dediğini de unutmayalım.

 

Hükümetin iddiasına göre temel amacı çocuk pornografisi ve istismarı ile mücadele olan 5651 Sayılı Kanun zamanın meclis artimetiğinde Atatürk’e hakaret suçunun da eklenmesinin kabulü ile ana muhalefet partisinden de  destek görmüş ve 2007 yılında yasalaşmıştı.

Yasanın ilk çıkarıldığı dönemde de aklı başında pek çok yazar ve akademisyen bunun adım adım gelecek bir sansürün kılıfı olduğunu dünyadan örneklerle delillendirerek savunmuştu ve haksız da çıkmamışlardı. Bununla birlikte hep söylediğimiz gibi yasa yapım sürecinin halkın katılımına açılmadığı ve yasa yapıldıktan sonra bile halkın eleştirisine kapalı tutulduğu, hatta yasa yapım sürecinin gizli kapaklı, halktan uzak, kimselere danışılmadan “bir takım” güç odaklarının baskı ve siparişi üzerine yapıldığı da TBMM’nin standart çalışma şekli haline getirildiği bir dönem yaşıyoruz.

17 Aralık 2013 tarihli Hükümette ve AKP çevrelerinde yolsuzluk ve rüşvet skandalı ve devamında gelen operasyonlar ve sonrasında yaşananlara bakınca İnternet sansürünü artıran ve hızlandıran bu teklifin, AKP Milletvekili Zeynep Hanım tarafından 18 Aralık’ta Twitter hesabından duyurulmuş olması da oldukça manidar. Bugüne kadar da kendisine bu duyurusunun ardından yazılanlara ise hiç cevap vermemiş durumda: https://twitter.com/zkarahanuslu/status/413423658326315008

Var olan İnternet sansürünü az ve yavaş bulan vekillerin hazırladığı anlaşılan düzenlemenin gerekçesi de bu tür sansür yasalarının artık tüm dünyada telif koruması ve terörizmle birlikte üç temel gerekçesinde biri olan ‘Aile, çocuk ve gençlerin korunması; elektronik istismarın engellenmesi’ olarak gösterilmiş teklif metninde. Vekiller gerekçelerinde:

”Bilindiği üzere medya, neyin dikkate değer olduğunu ve toplumun neleri görmesi ve duyması gerektiğini belirleyerek önemli bir işlev üstlenmektedir. İnternet günümüz medyasında en yaygın kullanılan araç olarak öne çıkmaktadır.” diyerek aslında kendi esas amaçlarının da İnternet medyasını tahakküm altına almak ve kitleleri yönlendirmek olduğunun da bir şekilde açık etmiş durumdalar.

TBMM’nin resmi içeriği arasında da http://web.tbmm.gov.tr/gelenkagitlar/metinler/266126.pdf sayfasında tamamı görülebilen bu değişiklik tasarısı artık bi torba kanun içerisinde geçirilecek kadar saklanmaya ve önemsizleştirilmeye çalışılmaktadır bugün itibarıyla.

 

5651 Sayılı Kanun’da yapılacak değişiklikler neler getiriyor?

5651 Sayılı Kanun’daki İnternet sansür mekanizmasını hızlandırmak, genişletmek ve ağırlaştırmak amacını taşıyan ve uzun adı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”  olan ilgili taslak geçicilerle birlikte toplam 12 madden oluşuyor. Ama bu 12 madde zaten hali hazırda Türkiye’de İnternet sansürü anlamında ciddi derecede insan hakkı ve basın özgürlüğü ihlaline de yol açan 5651 Sayılı Kanunu bu anlamlarda iyileştirmek şöyle dursun kanunun sansürleme konusunda yaşadığı bir takım eksikleri gidermek derdine hizmet ediyor ve bu tasarı yasalaşırsa aşağıda detaylarını tek tek vereceğimiz tüm bu maddelerin hepimizin hayatını nasıl da çekilmez bir hale getireceği kesin ve açıkça bir diktatörlük tarafından yönetildiğimizin yeni bir göstergesi olarak hayatlarımızı karartacağı da şimdiden aşikar.

Tasarı, hali hazırdaki kanunun erişim engelleme yani site sansürleme yöntemine DNS değiştirerek girmeyi engelleyecek şekilde olmak üzere IP tabanlı kısıtlama ve tüm sitenin değil ve fakat sadece “sakıncalı” içeriğin erişime engellenmesini yani sansürlenmesini sağlayacak URL adresi tabanlı engelleme getiriyor.

Öyle ki bu türden IP tabanlı erişim engellemeler nedeniyle bir dönem Google şirketinin aslen engellenmemesi gereken yani hakkında karar olamayan hemen bütün sayfalarının/uygulamalarının/sitelerinin Türkiye’den erişilemez olmasına yol açan bir uygulamayı da yaşamıştık. Çünkü IP numaraları bir şirkete ait pek çok hizmet için değişik zamanlarda kullanılabilmekte ve bir İnternet sitesi sansürlenmeye çalışıldığında eğer bu IP numarası üzerinden yapılırsa o sansürün boyutu sansürcünün bile düşündüğünden/amaçladığından çok daha geniş noktalara gidebilmektedir.

URL yani adres tabanlı engelleme de ise tezlere de konu olduğu gibi bu gibi tüm içeriği gözetleme/kaydetme/filtreleme gibi bir süreç gerektiren engelleme yöntemlerinin Türkiye İnternet trafiğini aşırı derecede yavaşlatacağı ve hatta bu yavaşlamayı ve bu tür bir kişisel veri gizliliği ihlali sonucunu TİB’in dahi talep etmediği pek çok kez kurum içinden dahi dile getirilmiştir.

Ne siteler gördüm zaten yoktular…

Tasarının bırakın bizim gibi “gazı alınacakları”, İnternet Geliştirme Kurulu’na (İGK) ve hatta Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB)’na bile sorulmaksızın hazırlandığını işte tam da bu nedenle düşünüyoruz. Çünkü ya TİB bu görüşlerini değiştirdi ve/veya İGK kenedi yayınlamış ve üzerine görüş toplamış olduğu 5651 Sayılı Kanun değişikliği metninden vazgeçti çünkü o metinde bu yeni taslaktaki hususlar yer almıyordu. Ya da şu anda İGK, kanunda ki görevlerinden biri olan İnternette “Türk kültürünü, dilini, tarihini” geliştimekle uğraşıyor.

Tasarıdaki bir diğer yenilik ise; Türkiye’de barındırılan sitelerden uyarı alan “hukuka aykırı” içeriğin Türkiye’deki yer sağlayıcılarca çıkarılması ve de içeriği yerli olsun yabancı olsun yurtdışında barındırılan sitelerin ise içeriği çıkartılamasa bile ilgili sayfalara Türkiye’den erişimin engellemesi. Yani yine deve kuşu oluyoruz ve başımızı yine kuma gömüyoruz. “Siteyi biz Türkiye’de görmüyorsak o site zaten yok ki” ya da “ne siteler gördüm zaten yoktular” şeklinde şiirsel bir yaklaşıma bizi gark eden zihniyetle karşı karşıyayız.

Tasarıdaki en derin hatalardan biri de “Halkın bir kesimini sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet ve bölge ayrımına dayanarak aşağılama” suçunun  da artık site sansürleme nedenleri arasına alınmış olması. Türkiye’de son derece muğlak ve yoruma açık olan bu TCK maddesinin aslen sürekli olarak İslam, Müslümanlık, Türklük, Sünnilik vb. “temel” değerleri “aşağılamak” yönünden işletildiği ve Fazıl Say, Sevan Nişanyan gibi pek çok aydının dahi bundan dolayı hapis cezası aldığı yenidonem.com gibi sitelerin kapatıldığı bir ülkede hangi sitelerin şimdiden bu son derece “insani” gözüken maddeye dayanılarak kapatılabileceğini size sıralayabiliriz.

Tüm muhalif fikirlere ait siteler bu kapsamda değerlendirilecek ve bir bir kapatılacak ama hiçbir savcı “öteki” kavramının içerisinde olan yani “temel değer” kabul etmediği değerlerin “aşağılanmasını” suç kabul etmeyecektir. Türkiye’de hep olduğu gibi işin uygulamada bittiği bir ortam olduğunu gözden kaçırarak “samimi” duygularla nefret suçu dediğimiz aslen dünyada da kabul görmesi gereken ötekinin daha da ötekileştirmesini engelleme amacı taşıyan bu maddenin İnternet sansürüne dayanak yapılması, Türkiye’deki kamplaşmayı da artık onarılamaz hale getirilebilir. Ötekileştirilenlerin en önemli ifade özgürlüğü mecrası olan İnternetin de ellerinden alındığında neler yapmasını bekliyoruz?

Mevcut yasaya göre İnternet’teki bir içeriğin yayından çıkarılması için önce içerik ve yer sağlayıcılarına başvurma şartı aranırken, yapılacak değişiklikle içeriğin çıkarılması için doğrudan mahkemelere başvuru hakkı tanınıyor. Öte yandan doğrudan mahkemeye başvuran kişi içeriğin çıkarılması talebinin yanı sıra söz konusu İnternet içeriğine erişimin engellenmesini de talep edebilecek.

5651 Sayılı Kanun’un 9. maddesindeki “uyar-kaldır” usulü de tamamen değiştiriliyor. Buna göre, içerik nedeniyle haklarının ihlal edildiğini iddia eden kişi

(i) içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması halinde yer sağlayıcısına başvurararak içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi

(ii) doğrudan doğruya sulh ceza hakimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini ve/veya içeriğin yayından çıkarılmasını da isteyebiliyor artık.

En nihayetinde uyarılmadan kaldırmak insan doğasına bile  aykırı öyle değil mi?

 

Jet  Fadıl hızında adalet…

İnternet’teki “hak ihlallerine” yönelik başvuruların hakimler tarafından ise 24 saat içinde karara bağlanması yeni değişiklikle zorunlu hale getirildi. Yani jet hızıyla “adalet” söz konusu. Tüm hakimlerimizin İnternet’in ne olduğunu, erişim engelleme sonuçlarını vb. çok iyi bildiğinden ve 24 saat içinde son derece “adaletli” kararlar verebileceklerine inancımız tam! Bununla birlikte bu türden hakim kararlarını uygulamayan kişilere de 500 ile 1000 gün arası adli para cezası uygulanacağını hatırlatalım da tam olsun. Yani Digiturk vb. kurumların Türkiye’nin en “ücra” köşelerinden siparişle aldıkları “erişim engelleme” kararları artık 24 saatte neredeyse noter gibi sadece onaylanmak suretiyle verilecek ve uymayan da para cezası ödeyecek. Çok güzel hareketler bunlar!

Bu konularda ki izleme, filtreleme, engelleme, uygulama, denetleme vb. yetkisi de İnternet Geliştirme Kurulu‘na bırakılmış. Kurulun bu National Security Agency (NSA) benzeri görevleri de yine kendisine kanunla verilmiş olan Türk kültürünü, tarihini, dilini İnternet’te ilerletmek vazifesinin yanına çok yakışacaktır.

Şu an itibarı ile 5651 Sayılı Kanun’’un 5/2 maddesinde; yer  sağ­la­yı­cıların  yer  sağ­la­dı­ğı  hu­ku­ka ay­kı­rı içe­rik­ten ha­ber­dar edil­me­si ha­lin­de ve tek­nik ola­rak im­kân bu­lun­du­ğu öl­çü­de hu­ku­ka ay­kı­rı içe­ri­ği ya­yın­dan kal­dır­mak­la yü­küm­lü­ olduğu düzenlenmişken yeni tasarı ile altı çizili ve italik kısım olan “teknik olarak imkan bulunduğu ölçüde” ibaresi çıkarılmış ve yer sağlayıcılara bu yönde mutlak bir zorunluluk getirilmiş olmaktadır. Önerilen teklifteki bu değişiklik şu kapıya çıkıyor: Teknik imkanın olsa da olmasa da içeriği yayından çıkaracaksın…

Şu an yürürlükte bulunan mevzuat yer sağlayıcıların trafik bilgilerini (IP log kayıtlarını) 6 ay ila 2 yıl arası saklaması öngörülmüşken yeni değişiklik metinde ise 6 ay ibaresi 1 yıla çıkarılmış durumdadır.

 

Yer sağlayıcıların yeni çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde yaptıkları işin niteliğine göre sınıflandırılarak yükümlülüklerin farklılaştırılabirileceğine dair bir madde de mevcuttur ki; yer sağlayıcıların yükümlülüklerinin ve hatta sınıflandırmalarının (?) kanunla değil de yönetmelikle yapılacağının sinyalleri verilmiş durumda. Anlaşılan yer sağlayıcıları çok çok zor dönemler bekliyor ülkemizde.

 

Öyle ki yeni metinde yer sağlayıcılık bildiriminde bulunmayan veya Kanundaki yükümlülüklerini yerine getirmeyen yer sağlayıcı hakkında ikibin-elli bin Türk Lirası arasında idari para cezası öngörülmekte. Şu an yürürlükteki mevzuata göre bildirimde bulunmamanın cezası ikibin – onbin arası Türk Lirası idari para cezası ve italik-altı çizili yazılan tüm kanunu kapsayan bir yaptırım ise şu anki mevzuatta mevcut değil.

 

Yer sağlayıcıların bunların hepsinin dışında aile ve çocukların korunması ve suçun engellenmesii yönlerinden yaptırım beklemeden önlem alması da değişiklik maddelerinde yer alıyor. Yani kanun koyucu İnternetin bel kemiği olan yer sağlayıcı şirketleri doğrudan bir otosansüre sürükleyecek yolu bilerek ve isteyerek açmış oluyor.

Değişiklik tasarısında tanımlar bölümünde “Erişimin engellenmesi yöntemi” de tanımlanmış ve  ‘alan adından erişimin engellenmesi, IP adresinden erişimin engellenmesi,  içeriğe URL erişiminin engellenmesi ve benzeri yöntemler” diye ifade edilmiş durumdadır. Buradaki ‘benzeri yöntemler’ ifadesinin de son derece muğlak, soyut ve kanun yapım tekniğine uygun olmayan bir tanım olduğu ve de böylece belirli olmayan yöntemlerle dahi sansür yapılabileceğini ortaya koyduğu gözükmektedir.

Erişim Sağlayıcıları Birliği yeni Saadet Zinciri mi?

Değişiklik tasarısında bir diğer son derece sakıncalı husus ise; oluşturulacak Erişim Sağlayıcıları Birliği’ne üye olmayan İnternet servis sağlayıcılarının faaliyette bulunamayacak olmasıdır. Öyle ki erişimin engellenmesi kararlarının uygulanmasını sağlamak üzere Erişim Sağlayıcıları Birliği’nin kurulması ve bu birliğin tüzüğünü devlet onayından geçmesi kararlaştırılmıştır. Birlik, yetkilendirilen tüm İnternet servis sağlayıcıları ile İnternet erişim hizmeti veren diğer işletmecilerin katılmasıyla oluşan ve koordinasyonu sağlayacak bir yapı olarak öngörülmüş olup erişimin engellenmesi kararlarının gereği için Birliğe gönderileceği ve bu kapsamda Birliğe yapılan tebligat erişim sağlayıcılara yapılmış sayılacağı tasarıda yer almıştır. Birliğe katılımın zorunlu olması, tüzüğün devlet onayı gerektirmesi, katılmayanlara ceza ve faaliyet durdurma yaptırımı getiriliyor olması da yine siyasi otoritenin sansürü sürdürme ve tek elden hızlı ve etkin bir şekilde sürdürme konusunda ne kadar da inatçı ve kendinden emin olduğunu göstermektedir.

Erişim Sağlayıcıları Birliği öyle bir birlik ki “sözü İnternet dünyasında geçen ağır abiler”den oluşacak. Örneğin, bu birliğin yapısı ve yetkilerinin hüküm altına alındığı 6/A maddesine baktığımızda öncelikle haraç kesermiş gibi tüm İnternet servis sağlayıcılarının bu birliğe üye olması şart koşulmuş aksi halde faaliyette bulunamayacakları belirtilmiş, birliğe üye olmayanların bir manada afaroz edilmesi, hatta bununla da yetinilmeyip  üye olmayan servis sağlayıcılar için para cezası öngörülmüş.(Geçici Madde 3 /4) Aynı zamanda 6/A/5 ‘te belirtildiği üzere erişim engelleme kararlarının “gereği”(?!) için Birliğe göndileceği belirtiliyor. Birliğe yapılacak olan tebligatlar erişim sağlayıcılara yapılmış sayılacak.  Geçici Madde 3 eklenerek Birliğin nasıl faaliyete geçeceği belirlenmiş. Anılan maddenin ikinci fıkrasına göre “Birlik mevcut İnternet servis sağlayıcıları ile erişim hizmeti veren işletmecilerin en az dörtte birinin katılımıyla imzalanan Birlik tüzüğünün Kurum tarafından incelenerek uygun bulunmasını müteakip faaliyete başlar.” Bu nadide Birliğimizde hangi servis veya erişim sağlayıcılarının söz sahibi olacağı ve hangilerinin kendi cumhuyetlerini kuracakları merak konusu.

 

Erişim sağlayıcıları Birliği’nin haftalık veya yıllık toplantılarında koca göbekleriyle lahmacun partileri yapıp Tarkan şarkılarında göbek atmalarına şahit olur muyuz? Ama en nihayetinde lahmacun soğanlı gider.

 

Mahkemelerin Birlik ile çokca defalar dirsek temasında bulunacağı m.9/3(a)-(c) de belirtilmiş.Yine aynı maddede “kolluk” ifadesi yer alırken, buradan da anlaşıldığı üzere sulh ceza hakimi, birlik ve kolluk kafasına estiği ve isteği ölçüde, derecede ve zamanda bu kararları vererek uygulayacak ve servis sağlayıcıların bu konuda hiçbir söz hakkı olmayacak.

 

Aslında demokratik toplumlarda tüm erişim sağlayıcıların bu yönde bir tasarıya tek ağızdan itiraz etmesi ve asla bunu kabullenmeyeceklerini güçlü bir biçimde dillendirmeleri beklenir ama ülkemizde bir tane bile erişim sağlayıcı buna ses çıkarmamış ve bu da aslında erişim sağlayıcıların faaliyetlerinin durdurulması noktasında ne kadar da savunmasız ve bastırılmış şekilde idarenin boyunduruğu altında anti-demokratik bir şekilde yönlendirildiklerinin bir göstergesidir. Ayrıca bu birliğin masraflarının da ilgili firma gelirlerinin bilmemkaçta biri ile sağlanması yasalaşıyor ki bu da bizlere yani İnternet kullanıcılarına faturalarımızın artması anlamında yeni bir külfet olarak geri dönecek artık raporlara yansımış bir gerçek olan dünyanın en yavaş ve en pahalı İnternetlerinden birini kullandığımız şu ülkede.

 

Tasarıdaki bir diğer önemli nokta da ticari amaçla olup olmadığına bakılmaksızın bütün İnternet toplu kullanım sağlayıcıları, konusu suç oluşturan içeriklere erişimin engellenmesi ve kullanıma ilişkin erişim kayıtlarının tutulması hususlarında yönetmelikle belirlenen tedbirleri almasının (Burada kayıt (log) tutma süresinin dolmasıyla bu kayıtlara ne olacağı, bunların nasıl ve hangi standartlara göre imha edileceği konusu da halen meçhuldür) ve yine ticari amaçla toplu kullanım sağlayıcılara ailenin ve çocukların korunması, suçun önlenmesi ve suçluların tespiti kapsamında usul ve esasları yönetmelikte belirlenen tedbirleri alma zorunluluğunun getirilmesi ve bu yükümlülükleri ihlal eden ticari amaçla toplu kullanım sağlayıcılarına da uyarma, 3 bin TL ila 15 bin TL arasında idari para cezası verilmesi veya üç güne kadar ticari faaliyetlerini durdurma müeyyidelerinden birine karar vermeye mahalli mülki amirin yetkili kılınmış olmasıdır.

Tanımlar kısmında toplu kullanım sağlayıcılar; “kişilere belli bir yerde ve belli bir süre İnternet ortamı kullanım olanağı sağlayanlar” olarak ifade edilmiş bulunmaktadır. Yani İnternet toplu kullanım sağlayıcıları; kablosuz İnternet sahibi kafeler, üniversiteler, İnternet kafeler ve hatta belki de Gezi sürecinde çokça gördüğümüz ve bizim de desteklediğimiz şekilde kablosuz ağ isim ve şifrtelerini sosyal medya üzerinden paylaşıma açmak da kapsam dahilinde değerlendirilip yaptırımlar genişletilebilir.

Maddedeki terimler muğlak olmakla beraber “suçun önlenmesi ve tespiti” kısmının  özellikle ve önemle vurgulanması gerekmektedir. Bahsi geçen tespitin nasıl yapılacağı ve yapılırken nasıl metodlar uygulanacağı belirsiz olmakla beraber önceden de bu konuda gördüğümüz pratiklere bakıldığında şeffaf olmayacağını tahmin etmek o kadar zor değildir. AB uyum yasalarının öngördüğü şeffaflığın sadece lafta kalacağı ve bu maddeden bir çok kişinin canının yanacağını tahmin etmek oldukça kolaydır. Sonuç olarak çıkarılması gereken  şudur ki bi kafede kahvenizi yudumlarken girdiğimiz bir İnternet sitesi yüzünden hem bizim hem de o kafenin sorumluluğu doğacaktır. Herhangi bir suç işlenmese dahi “suçun önlenmesi” başlığı altında işlem yapılması kuvvetle muhtemeldir.

Hükümetin amacının tüm İnternet aktörlerini sıkı bir şekilde denetlemek ve sansür hatta kendisi için daha iyisi otosansür mekanizmasını en etkili biçimde yani ticari faaliyetten dahi men etme cezaları çerçevesinde tüm ülkede daim kılmak ve erişim sağlayıcı, yer sağlayıcı ve toplu kullanım sağlayıcı şirketlerin hakkında kanun, karar vb. olmasa dahi kendi algılarına göre soyut gerekçelerle İnternet üzerinde her tür “tedbiri” almasının hatta almak zorunda bırakılmasının ve bunun genel bir uygulamaya dönüştürülmesinin önü açılmış olmaktadır. Sansür kanunlarından daha da tehlikeli olanın sansürü topluma, şirketlere vb. kurumlara bırakan soyut ifadelerin yer aldığı otosansürün yerleşmesini amçlayan kanun ve uygulamalardır. Ülkemizde son dönemde insanların tüm şu kadar Twitter mesajını incelemeye aldık vb. ifadelerle korkutulması ve çoğu kişinin “başına bir şey gelmemesi” için Gezi sürecinde yazdıklarını silmesi bunun yaşanan örnekleridir.

 

Yine hukukumuza eklenen yeni bir diğer terminoloji 10. maddede yer alan “ bilişim şuuru” ibaresi. Belli ki bu zamana kadar hepimiz şuursuz bir şekilde dolaşmışız. Bir de İnternet’in güvenli kullanımı var ki bu konuda da bilgi sahibi değiliz. Sanırım yine şuur eksikliğinden kaynaklanıyor.

 

Teklifin 8. madddesinde belirtilen Kanun’un 10. maddesinin 5. fıkrasında yapılan değişiklik ise İnternet Geliştirme Kurulunca filitreleme, izleme ve (!fişleme!) yapılacağı. Önceden bu güzide kurumun adı  İnternet Kurulu iken geliştirilmesine karar verilmiş ve İnternet Geliştirme Kurulu olmuş. (gelişme, geliştirme falan bunlar güzel şeyler!)

 

Gerekçeye baktığımızda “notice and take down”(uyar ve kaldır) yönteminin AB ve ABD hukukundan açıkça kopyala yapıştır mantığıyla alındığı ve yine bu hususunda ele, göze ve başka yerlere bulaştırılacağı şimdiden aşikar. AB hukuku düzleminde kopyala-yapıştır-uygula geleneğinden Elektronik Ticaret Direktifi (E-Commerce Directive) ve Bilgi Toplumu Direktifi (Information Society Directive) örnek alınmış durumda.  Aynı zamanda anılan direktiflerde hiçbir adli para cezası veya hapis cezası öngörmemekte ve bu direktifleri iç hukuklarına uygulayacak olan AB üye devletlerinin de bilgi ve ifade özgürlüğüne uygun yaptırımlarda bulunması ve iç hukuklarının özgürlükler çereçvesinde şekillendirilmesi gerekliliği de bu mevzuatların lafzından anlaşılmaktadır.

 

Sonuç olarak şunu belirtmek gerekir ki: erişime engelleme kararları yerine İnternet demokrasisine uygun bir şekilde şeffaf bir uyar-kaldır mekanizmasının işletilmesi sağlanmalıdır.

Kanunda erişim engelleme kalacak ise yeterli şüphe kavramı yerine mutlaka kuvvetli şüphe kavramı ile birlikte bir süreçte tanımlanmalıdır. Aynı zamanda en azından erişime engellemenin, yalnızca hukuka aykırılığın başka tedbirlerle giderilemeyeceği durumlarda ve ölçülülük ilkesi çerçevesinde uygulanabileceği bir tedbir olarak düzenlenmesi sağlanmalıdır.

 

5651 Sayılı Kanun, çok müstehcen…

 

Ayrıca yer sağlayıcılara yönelik faaliyet belgesi alma zorunluluğu da tamamen mevzuattan çıkarılmalıdır. Türk Medeni Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, 551 Sayılı ve 556 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler vb. mevzuatların katalog suçlara asla dahil edilmemesi gerekmektedir. Katalog suçlar başta müstehcenlik olmak üzere derhal kaldırılmalıdır.

 

Türkiye yasaklama yapan ülke olma görünümünden hızla uzaklaşmalıdır. Kanunda mutlaka katalog suç sayılmak isteniyorsa bunların içeriğinin de uluslararası hukukta ön görülen asgari noktalar baz alınarak çocuk pornografisi, şiddete çağrı, nefret söylemi, ve soykırımı teşvik halleri olması kabul edilebilir ve fakat bunların uygulamasının da demokratik toplumun gereklerine göre ve orantılılık, ölçülülük ilkeleri çerçevesinde, AİHS’e ve AİHM kararlarına uygun şekilde yapılması yine mevzuatta açıkça yazılmalıdır. İmzalamış bulunduğumuz Avrupa Komisyonu Siber Suç Sözleşmesi’de çocuk pornografisi ve  fikri hakları İnternet’te uluslararası ihlal örneği olarak saymakta ve fakat  erişimin engellenmesi yaptırımını öngörmemektedir.

 

Mahkeme ya da TİB kararlarıyla yapılan İnternet sitesi erişim engellemelerinin kalıcı bir çözüm getirmeyeceği artık herkesçe kabul edilmektedir. Engellenen siteler Youtube örneğinde olduğu gibi başbakan dahil herkesçe ziyaret edildiğinden ülkenin en çok ziyaret edilen siteleri sıralamasından inmemektedirler. 5651 Sayılı Kanun’un çıkmasından beri engellenmiş sitelerden hiç biri bugün için Türkiye’den tamamen ulaşılamaz değildir; dolayısıyla aslında bu siteler engellememiş, sadece kişilerin bunlara erişimi bir anlamda zorlaştırılmış olmuştur.

 

Erişime engellenmiş pek çok sitenin ülkemizde halen popüler kalıp, yüksek oranda ziyaret edilebilmesi de bize Türkiye’de yaşayan kişilerin çeşitli erişim engelleme yöntemlerini oldukça yaygın bir biçimde kullanıyor olduğunu gösterir ki esasen bu tür İnternet içeriğindeki sansürü aşmaya yarayan değişik teknik erişim engelleme aşma yazılım ve araçlarının kullanılması bilgisayar güvenliği açısından ciddi riskler oluşmasına neden olmaktadır.

 

Öyleyse İnternet düzenlemeleri yapılırken yetişkinlerin her türlü İnternet içeriğine erişim hakkına saygı duyan, İnternet’in teknik doğasına uygun ve şeffaf yöntemler ve uygulamalar tercih edilerek madde hükümleri bu anlayışla oluşturulmalı ve uygulanmalıdır. İnsanların bilgiye ulaşmaları anlamında hukuki yönden ve teknik olarak mümkün olan en az müdahale ilkesinin gözetildiği bir mevzuat herkes için hakların en az ihlal edildiği sonuçları doğuracaktır.

 

Erişim Sağlayıcılar Birliği gibi zorunlu sektörel birlikler kurdurtup köhnemiş sansür mekanizmalarını hortlatmaktan derhal vazgeçilmelidir. Öyle ki tarih bu tür adı “birlik” olan ama aslında egemenler tarafından kurulan uygulayıcı topluluklar ve güç odaklarıyla doludur, bunlar çıkarları için herşeyi yaparlar ve asla “devlet”in sözü dışında hareket etmezler. Örnek verecek olursak da 4 Mayıs 1557′de London Company of Stationers’a (Londra Kırtasiyeciler Topluluğu) ilk “tekel” hakkı verildi. İsmine de “copyright”yani telif hakkı denildi. Sansür aygıtı olarak oldukça başarılıydı. Konuşma özgürlüğünü bastırmak için endüstriyle işbirliği yapmak işe yaramıştı. Kırtasiyeciler özel bir sansür bürosu gibi çalışıyorlardı; lisanssız kitapları yakıyor, tekeli ihlal eden matbaaları ya haczediyor ya da yok ediyor, siyasi olarak “uygunsuz” kitapların gün ışığı görmesine engel oluyorlardı. Yalnızca şüpheli durumlarda kraliçenin diğer sansür aygıtlarına danışıyor, neye izin olduğunu ve neye olmadığını soruyorlardı. Çoğunlukla birkaç danışmadan sonra cevap kendini belli ediyordu. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü vb. demokratik hakların kullanımı her zaman için “devlet”ler için can sıkıcı olmakta ve bu tür hak/özgürlük kullanma pratikleri mümkün olduğunca kısıtlanmaya çalışılmaktadır.

Öyle ki AİHS’nin 10. maddesi ve TC Anayasası’nın 26. maddesi ile ortaya normatif hükümlerle konulan basın hürriyetinin iki boyutlu bir özgürlük olduğu yaklaşımının yargı kararlarıyla da desteklendiği görülmektedir. AİHM’in pek çok kararında belirttiği gibi: “haber vermek kadar almak da bu özgürlüğün bir parçasıdır ve basının haber ve düşünceleri iletme görev ve hakkını kamunun haber alma hakkı ile bir bütündür.” Unutulmamalıdır ki yorum ve eleştiri de basın hürriyetinin ve onun da üzerinde demokrasinin varlığı için gerekli bir diğer serbestlik alanını oluşturmaktadır. İfade özgürlüğü hakkı sadece demokrasinin köşe taşı olmakla kalmayıp AİHS tarafından kutsanan  pek çok hak ve özgürlüğün kullanılması açısından da bir ön gerekliliktir. Özellikle de 10. maddenin 2. paragrafını incelendiğimizde; ifade hürriyetinin sadece lehte, zararsız veya ilgilenmeye değmez  görüneler için değil, aleyhte olan, şoke eden, rahatsız eden ‘bilgi’ ve ‘düşünceler’ için de uygulanacağı görülmektedir.

Ahmet Yıldırım  1- Türkiye 0

Bu anlamda önemle üzerinde durmak gerekir ki AİHM, 18.12.2012 tarihinde  Ahmet Yıldırım / Türkiye davasında çok önemli bir karara imza atmıştır. Bu kararın alınma sürecinde yaşananları kısaca aktarmak ve de Türkiye’nin kararlarının iç hukuk hükmünde olduğunu resmen kabul ettiği AİHM’in şu anki maddelerinin bile daha da genişletilmesi tehlikesiyle karşı karşıya olduğumuz 5651 Sayılı Kanun hakkında hangi kararı verdiğini görmek açısından son derece önem taşımaktadır.

Karardan önce dava ile ilgili raporlarda da açıkça belirtildiği yönde olmak üzere Türkiye pek çok kez Avrupa Birliği’nce eleştirilmesine neden olan İnternet sitesi erişim engelleme konusu nedeniyle AİHM tarafından bu davada tazminat ödemeye mahkûm edilmiş olmuştur. AİHM, Google Sites sisteminin tamamının bu sistem üzerindeki tek bir blog sayfasının erişime engellenmesine ilişkin yargı kararı nedeniyle kapatılmasına ilişkin olan davada ilgili Türkiye mahkemesi kararına konu blog sayfasının sahibi olan Ahmet Yıldırım’a Türkiye’nin 8.500 Euro tazminatı mahkeme masrafları da dahil olmak üzere ödemesine karar vermiştir.

“Kemalizmin Karın Ağrısı” başlıklı bir makaleye yer veren bir blog Denizli Asliye Ceza Mahkemesi tarafından ilgili makale içeriğinin 25/7/1951 tarihli ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’u ihlal ettiğinden bahisle 23 Haziran 2009’da erişime kapatılması ve mahkeme kararının sadece tek bir bloga yönelik olmasına rağmen TİB, sitenin sahibinin yurtdışında yaşaması nedeniyle suça konu sitenin engellenebilmesi için ellerindeki tek teknik aracın bu olduğunu ifade ederek tüm Google Sites sitelerine erişimi engellemesi üzerine başvurucunun durumunu düzeltebilmek adına daha sonraki bütün girişimleri söz konusu mahkeme kararı nedeniyle başarısız olmuş ve hiç bir ilgisi bulunmayan bir ceza soruşturması nedeniyle kendi blogu da yasaklanmış olan Ahmet Yıldırım konuyu açtığı dava ile 12.01.2012’de AİHM’in gündemine getirmiştir.

AİHM davada şu başlıklar üzerinde özellikle durmuştur:

5651 Sayılı Kanun’un, yasama yetkisi olmayan ve sadece idari bir organ olan TİB’e belirli bir site ile ilgili olarak verilmiş engelleme kararlarının uygulanmasında çok geniş yetkiler tanımaktadır ki bu da AİHS’in ihlaline yol açmaktadır.

 

5651 Sayılı Kanun’un bir sitenin tümünün engellenmesinin hukuka uygun olup olmadığı ve de daha az kapsamlı bir tedbirin alınıp alınamayacağının araştırılması konusunda mahkemelere herhangi bir sorumluluk yüklememiş olmasının sözleşmenin ihaline yol açmıştır.

5651 Sayılı Kanun’un 8. maddesinin uygulanmasından kaynaklanan bu tür bir erişime engelleme şeklindeki temel haklara müdahale esasen Sözleşme’nin temel hususlarından “öngörülebilirlik” şartını karşılamaya uygun değildir.Dolayısıyla ilgili verilmiş bulunan tedbir kararının uygulanmasının etkileri keyfi kalmış ve son tahlilde de istismarları önlemek adına erişimin engellenmesi kararlarının yargısal denetimi de yetersiz olduğundan AİHS’in 10. maddesi ihlal edilmiş durumdadır.

 

Türkiye hükümetinin savunma yapmamayı tercih ettiği davanın sonucunda ise AİHM, İnternet suçlarıyla ilgili 5651 Sayılı Kanun’un 8. maddesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ifade özgürlüğüyle ilgili 10. maddesiyle bağdaşmadığına karar vermiştir. AİHM’in Ahmet Yıldırım / Türkiye kararında vardığı iki temel husus şunlardır: Türkiye’de İnternet erişiminin engellenmesine ilişkin mevzuat ve yargı kararları hukuksuzdur ve yasaklamanın kapsamını düzenleyen katı bir hukuki çerçeve ve olası kötüye kullanımları önleyecek bir yargısal denetim güvencesi oluşturulmaksızın İnternet erişiminin kısıtlanması ifade özgürlüğünün ihlalini oluşturur.

AİHM, 5651 Sayılı Kanun’un sadece 8. maddesini değil ve fakat tamamını açıkça AİHS’e aykırı ilan edip ‘sansür yasası’ olarak nitelemiş olmasına rağmen bugün 5651 Sayılı Kanun’u AİHM kararlarını yok sayarak genişletmeye çalışan sansürcü zihniyet elbet aslında ne yaptığının çok da farkında olan bir anti demokratik güçler odağıdır.

Bir ülkenin ve halkın ilerlemesinin bilimsel çalışmalarla ve bilimsel çalışmaların da eğitim ve ifade özgürlüklerinin tam olarak kullanılmasıyla gereçekleşeceği unutulmamalıdır. İnternette sansürün artırılması basın özgürlüğünü kısıtladığı gibi bilimsel araştırma özgürlüğünü de baltalamaktadır. Bilimsel araştırmacılar, öğrenciler, akademisyenler ve her kesimden insan kendi ilgi alanlarındaki bulguları test etmek ve daha da geliştirmek amacıyla başkalarının incelemesine ve kullanmasına sunarlar. Buna araştırmacılıkta bilim etiği denir. Bununla birlikte, İnternet özgürlüğü ifade özgürlüğünün koruyucusudur. Ayrıca, İnternet özgürlüğü ile araştırma özgürlüğü girifttir. Çünkü, günümüzdeki en etkin araştırma metodu İnternette kaynak taraması, içeriklere rahat ve sansürsüz erişimden, test ve bulguların İnternet’te paylaşılmasından ve tartışılmasından geçer. İfade özgürlüğü olmazsa da araştırma özgürlüğü bundan olumsuz yönde etkilenir. Bilgi akışının, açık, şeffaf, sansürsüz ve herkesin erişimine izin vermediği durumlarda bilimin ilerlemesi söz konusu  olamaz.

Tüm bu değerlendirmelerimiz göz önüne alınmaz, kanunda gerekli iyileştirmeler yapılmaz ve gündemdeki değişiklik tasarısı yasalaşırsa; ilgili 5651 Sayılı Kanun’u tanımadığımızı AİHM kararları, Anayasa uygulamamız ve evrensel hukuk kuralları ışığında ilan ediyor, Türkiye ve dünya kamuoyu ile mevcut Türkiye Cumhuriyeti hükümetini bu hususta uyarıyor ve bilgilendiriyoruz.

05.01.2014

“Bir Avuç” İnternetsever

Üniversiteden atılma geri mi geliyor?

2011’de onaylanan Torba Yasa ile, YÖK tarafından ön görülen maksimum sürede (14 dönem) mezun olamayan öğrencilerin okul ile ilişkilerinin kesilip kayıtlarının silinmesi uygulaması kalkmıştı.

Bugün ( 8 aralık 2013), Edirne’de bir törene katılan başbakan Recep Tayyip Erdoğan, okuldan atılma uygulamasının geri geleceğinin sinyallerini verdi. Başbakanın açıklamasından alıntılar şöyle:

‘Üniversiteleri terör alanına çevirdiler…’

Kardeşim, kardeşim, bak kardeşim. Biz üniversitelerde defaatle af ilan ettik. Ama bu aflarda yolsuzluklar var. Şu anda sınırsız af diye bir şey tanımıyoruz. Çünkü bu öğrenciler üniversiteleri terör alanına çevirdiler. Belli bir yılda üniversiteyi bitiren bitirecek, bitirmeyen kusura bakmasın. Artık diyor ki ‘ben nasıl olsa üniversite öğrencisiyim.’ Kardeşim 6 yılda bitireceksen bitir, 7-8-9 yıl sınırsız böyle bir şey olur mu?

‘Bitiremezsen güle güle’

Şunu iyi bilmemiz lazım. Öğrenci terör alanına çeviren değildir. Öğrenci öğrenciliğini bilecek. Okuyacak okulunu bitirecek. Onun için de artık hedef koyuyoruz. 6-7 yıl bitirdin, bitirdin. Bitiremediğin takdirde artık güle güle. Bir çok terör eylemlerine karışmış olanlar bu tür aflardan istifade etmek suretiyle, okullarımızı çok zor berbat duruma getirdiler. İstiyoruz ki bu ülkenin gençliği, bilgisayarına kitabına kilitlensin ve diğer ülkelerle yarışır hale gelsin. Bu adımları atarken harç dediler, harcı kaldırdık. Üniversitelerde harç alınmıyor.

 

barisatay

Oyuncu Barış Atay’dan Hükümete Mektup

Ben bu ülkenin, durmadan ötekileştirdiğiniz fertlerindenim. Bu ülkede; size rağmen insanca yaşayacağımıza olan inancı kaybetmeyenlerdenim. Ben geleceğine sahip çıkan ve bunu gasp etmeye çalışanlara hesap soran biriyim.

Uzun zamandır bu yazıyı yazsam mı yazmasam mı diye düşünüyorum. Şimdiye kadar karar verememem; sizden çekindiğimden değil, bir vatandaş olarak bana yaşattıklarınızın yarattığı hissi, insanlığımdan çıkmadan ve şu ana kadar taşımaktan gurur duyduğum insan yanımı yok etmeden nasıl yazabilirim diye düşünmektendi. Hala bilmiyorum ama deneyeceğim, çünkü artık dayanamıyorum.

2002’de, ilk geldiğiniz günü hatırlıyorum. Henüz neler olabileceği konusunda ayrıntılı bir değerlendirme yapma fırsatı bulamamıştım. Geçtiğimiz on yılda; yaşadığım ve sevdiğim bu ülkeyi, gün be gün, an be an biraz daha batağa saplayışınızı ve bundan aldığınız garip hazzı gördüm.

Ben bir oyuncuyum. Doğal olarak işim; karakter yaratmak, yarattığım karakterin psikolojisini anlamak ve duruma uygun bir alt metin oluşturmak. Ne yazık ki bu on yılda, başta başbakanınız olmak üzere hiçbirinizin nasıl bir psikoloji içerisinde olduğunuzu anlayabilmiş değilim. Sizlere hangi açıdan bakarsam bakayım, fantastik, sürreal, ve inanılması güç karakterler çıkıyor karşıma. Bu durumu sadece benim hayal gücümün eksikliği olarak tanımlayabilmeyi ve çözüme ulaşmayı çok isterdim fakat öyle değil. Bu olsa olsa; sizlerin, hayal bile edilemeyecek şeyler yapan ve bundan zerre kadar pişmanlık ya da rahatsızlık duymayan, psikoz yaşayan insanlar olduğunuzu gösterir. Çünkü hiçbir insan, bu kadar yanlışı ve zulmü ardarda yapıp, bunu normalmiş gibi anlatıp, bundan bir başarıymış gibi söz edip, zevk alamaz.

Bu ülkenin insanları; geçtiğimiz yıllar boyunca sefalet içerisinde bırakılarak, köleleştirilerek, dilendirilerek, korkutularak yönetildi. Açıkçası farklı yöntemler kullanmadınız. Bu yüzden sizi ayrı bir yere koyamayız. Sadece; idol edindiğiniz büyüklerinizin yöntemlerini geliştirip, manipülasyon araçlarını çok etkili kullandığınızı söyleyebiliriz. Tabi bu yükselişinizde; zayıf muhalefetin ve ağzınızdan hiç düşürmediğiniz, “stockholm sendromu” vakası olmayı çoktan geride bırakıp başka bir boyuta geçmiş olan %50’lik kesimin koşulsuz, sorgusuz-sualsiz biat etmesinin etkisini unutmamak gerekir. Fakat bir noktayı kaçıyorsunuz. Ben sizin %50’nizin içinde değilim. Beni görmezden gelebileceğinizi sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. Dersim’i ağzınıza sakız edip, Maraş’ı, Çorum’u da gözden gelemezsiniz. Sivas sanıklarını aklayamazsınız. Hula’da ölenlere üzülüp savaş çığlıkları atarken, Roboski’de çocukları bombalayanları saklayamazsınız. Askeri vesayeti bitirdik deyip, 12 Eylül katillerini yargılıyormuş gibi yapamazsınız. Erdal Eren’in mektubunu okurken timsah gözyaşları döküp, Çayan Birben’i gazla öldüremezsiniz. Metin Lokumcu’ya bir rahmet eylemeyi çok görüp, fetüs haklarını koruyamazsınız. Siz kadınları bir eşya gibi görüp yaşamlarını yok sayamaz, bedenleri ve tercihleri hakkında ahkam kesemezsiniz. Çocuklarımız, canımız çocuklarımız deyip, tecavüzcülerini kollayamazsınız. Kızınız rahat rahat sakız çiğneyemedi diye, tiyatrolara el uzatamazsınız. Gazetecileri içeri atıp, “onlar gazeteci değil” diye yaftalayamazsınız. Dışarıdaki gazetecileri abluka altına alıp, boğazlarını sıkıp, sizin istedikleriniz dışında tek kelime bile yazmamalarına rağmen “tasmalarınızdan biz kurtardık” diyemez, gerçekleri yazanları hedef gösteremezsiniz. Demokrasi diye zılgıt çekip, emekçilerin grev haklarını gasp edemezsiniz. Vatan, millet, sakarya nidalarıyla bas bas bağırırken, fetihi hayatınızın en önemli günüymüş gibi kutlarken, ülkeyi önüne gelen yabancıya parça parça satamazsınız. “Batarız” diye korku salarak memura üç kuruş zam yapıp, soygunculara “Deniz Feneri” gibi yol gösteremez, kendinize %60 zam yapıp, başbakanlık sarayları inşaa edemezsiniz. Bayramları yasaklayıp, Hitlervari kongreler düzenleyemezsiniz. Orman arazilerini yedi ceddinize peşkeş çekemez, doğayı HES çöplüğüne çeviremezsiniz.

Şimdi bunları okuyup “yaptık ya” diyebilirsiniz. Şu kadarını söyleyeyim. Böyle devam etmez, hiçbir dikta sonsuza kadar sürmez. Çünkü hiçbir toplum; sizin sandığınız ve buna güvendiğiniz kadar aymaz değildir. Şimdi soracaksınız. “Sen kimsin de bunları söylüyorsun?” diye. Ben bu ülkenin, durmadan ötekileştirdiğiniz fertlerindenim. Bu ülkede; size rağmen insanca yaşayacağımıza olan inancı kaybetmeyenlerdenim. Ben geleceğine sahip çıkan ve bunu gasp etmeye çalışanlara hesap soran biriyim. Ben beğenseniz de beğenmeseniz de üreten, okuyan, eleştiren, sorgulayan ve cevap isteyen bir bireyim. Yani anlayacağınız ben; siz değilim!

Peki; asıl siz kimisiniz ?

BARIŞ ATAY

 

 

NOT: MEKTUPLARINIZI AŞAĞIDAKİ ADRESLERDEN ULAŞTIRABİLİR  VE MEKTUPLARI DA O ADRESLERDEN TAKİP EDEBİLİRSİNİZ.

İletişim Adresleri:

E-Posta : empatimektuplari@gmail.com
https://twitter.com/empatimektuplar
https://www.facebook.com/empatimektuplari

 

 

odtu_orman

Bağzı Gurbetçi Öğrencilerden ODTÜ ile Dayanışma Mektubu

Biz yine uzaklardan yazıyoruz. “Yol geçecek diye ağaç kesenin insanlığı nerede?” diyor bazı arkadaşlarımız. Belki hala insanlık aramalıyız, en azından insanlığın müşterekleri olduğu fikrinde ısrar etmeliyiz; ama usandık. Sabahlara kadar sıkılan sulardan, atılan gazlardan, yıkılan ağaçlardan, arkadaşlarımızı döven belediye görevlilerinden, polislerden usandık.

Şu soruya cevap ararken dimağımız zorlanıyor: 3000 ağacı bir gecede söken, ertesi gün 5 saat boyunca fidan diken insanları bekleyip dikim bittiği anda yine söküme girişen, kahrolası yollarının inşaatına bir saniye ara vermeyen, haksızlığın yüzüne haykırmak isteyen öğrencileri yaka paça döven, belediyelerden, kahvelerden, devlet binalarından giyinip kuşanıp sopalanıp çıkan bu adamları (evet adamlar onlar) ne yapacağız? Bir büyük haksızlık, bir kabus, hiçbir düzen-ahlak-kural tanımayan bir zorbalık, bir türlü alışamadığımız bir yüzsüzlük var ortada. Anlamıyoruz, sınırınız nedir? Ne kadar yaralanırsak, ne kadar ölürsek durabiliyorsunuz?

Bizim olanı, ortak olanı korumaya çalışıyoruz, anlamıyor musunuz? Bu ağaçlar, bu parklar sadece sizin değil hepimizin; bu dünyadan göçmüş ve henüz bu dünyaya gelmemiş insanların o ağaçlar üzerinde hakkı var. Yapıp ettikleriniz kamu düzenini sağlamak değil, yollarınız yasal ya da gerekli değil, neden durmadan yalan söylüyorsunuz? Hepimizin olanı çalıyorsunuz ve bu canavarlığı kocaman bir hiç için yapıyorsunuz. Bizi ağaçlar birleştiriyor; sizi ne birleştiriyor, ne için bu kadar savaşıyorsunuz?

Bir de… Bizim bildiğimiz, bize öğretilen şuydu: Öğretim üyeleri ve dahi rektörler ve senato üyeleri, canı pahasına kampüsünü koruyan öğrencisinin, çalışanının, semt sakininin yanında olmalıdır. Bu hukuk katliamının hesabı elbette sorulmalı, sorulacaktır da. Ama şimdi şu anda elleri sopalı bir vicdansızlığa karşı ülkenin en vicdanlı insanlarıyla dayanışmaya sokağa inemiyor oluşunuz içimizi acıtıyor hocam. Binalardan çıkın, inşaatını koruyan polislerin önünde sizi bekleyen arkadaşlarımız var.

Bağzı Gurbetçi Öğrenciler 23 Ekim 2013

cats_100yıl

ODTÜ’den tarih fışkırdı: Proje alanının altı tarihi eser dolu !

Ankara’da içinden otoban geçecek sit alanındaki orman arazisinde tarihi eser bulundu.

 Cumhuriyet gazetesinden Mert Taşçılar‘ın haberi.

İçerisinden otoban geçeceği için günlerdir tartışılan ODTÜ Ormanı arazisinde Helenistik, Galat, Roma ve Bizans dönemlerine ait çanak ve çömlekler bulunduğu ortaya çıktı. Şu anda 1. derece doğal sit alanı olan ODTÜ Ormanı’nın üç ayrı bölgesi için de arkeolojik sit kararının alındığı anlaşıldı. Bu durum Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in yapmak istediği yol inşaatı sırasında yalnızca ormanın değil, tarihi eserlerin de yok olması anlamına geliyor.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar da ODTÜ yerleşkesi ve orman alanlarının bulunduğu, güneyde Eymir Gölü’nü de kapsayan 4 bin 85 hektarlık alanın imar planlarının, rektörlüğün teklif ettiği haliyle onaylanacağını ifade etmişti. Talebin geldiği günden itibaren üniversiteyle birlikte çalıştıklarını anlatan Bayraktar, planların üniversitenin bütünlüğünü bozmayacak iki ana ulaşım aksın  içerdiğini ifade ederek bunlardan birisinin Anadolu Bulvarı’nın devamı olarak ODTÜ arazisinin doğu kesiminden geçeceğini dile getirmişti. ODTÜ’lü öğrencilerse bu açıklamanın yanıltmaca olduğunu belirterek ODTÜ Ormanı’ndan geçecek yolun Bakan Bayraktar’ın bahsettiği yol olmadığını ifade etti.

Helenistik, Galat, Roma, Bizans

Ancak ODTÜ Ormanı’ndan otoban geçirmek için yapılan tüm planlamalara ve anlaşmalara beklenmedik ve yeni bir engel çıktı. ODTÜ yerleşkesi içerisinde üç farklı bölgede yapılan kazılarda tarihi eserlerin bulunması ODTÜ Ormanı’ndan geçecek yol inşaatı sırasında da tarihi eserlerin çıkma ihtimalini gündeme getirdi.

Bu üç farklı bölge için 6 Mart 1995 tarihinde Kültür Bakanlığı’nca alınan arkeolojik sit kararında, bölgede“Friglerden itibaren iskân gören ve Helenistik, Galat, Roma ve Bizans dönemlerine ait kültür katlarının barındırıldığı” belirtildi. Söz konusu kararda ODTÜ Ormanı için şu ifadeler kullanıldı: “Koçumbeli ve Yalıncak 1. Derece Arkeolojik Sit Alanlarının 1/5000 Ölçekli Nazım İmar Planı üzerinde işlenmesi ve her iki sit alanından geçen 15 metrelik yolun sit sınırı dışına kaydırılması, ayrıca 15 metrelik yoldan ayrılarak Yalıncak 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı’nın içinden geçen 10 metrelik tali yol ve bağlantılı otopark alanının da sit dışına  kaydırılmasına ilişkin nazım imar planında gerekli değişikliğin yapılarak değerlendirilmek üzere kurulumuza gönderilmesine, ODTÜ tarafından daha önce kazıları yapılan Yalıncak ve Koçumbeli 1. derece arkeolojik sit alanlarında arkeolojik kazılarn yeniden başlatılmasının Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile ODTÜ Rektörlüğü’ne önerilmesine karar verildi.”

20 Eylül 2013

gd_miray_balikbilir

Atık Kağıt/Geri Dönüşüm işçileri örgütleniyor / söyleşi : miray özturan

-Ankara’da nisan ayı.Aydınlık bir hava eşliğinde geri dönüşüm işçileri  ile Konur sokağın girişindeki bahçede sohbet ediyoruz..Yoldan gelen müzik sesleri sokaktan geçen atık kağıt işçilerinin seyirleri ve sesleriyle beraber.İlk nasıl örgütendiklerinden,geri dönüşümü sağlarken gördükleri baskılardan söz ettik..

-Sizin tanımlamanızla geri dönüşüm nedir?

Mazlum Çelik: Kağıt,plastik,naylon geri kazandırılabilecek maddeleri toplayıp,kilo hesabıyla satıp bundan yaşamlarımızı sağlıyoruz.Günde 7 ila 13 saat arasında çalışıyoruz.Çöp toplama saatlerine göre değişiyor.Geri dönüşüm işçileri,bizler  her gün ellerinde,sırtlarındaki arabalarıyla bir şehrin ‘’çöp’’lerini yani yeniden üretilebilir durumda olan her türlü nesneyi toplayarak şehrin,bulunduğu toplumun geri dönüşümüne katkıda bulunuyoruz ve bu yol ile yaşamlarımızı sürdürüyoruz.

 

İlk ne zaman örgütlenmeye başladınız,Geri dönüşüm işçileri kitlesiyle iletişiminiz ne açıdan oldu,Atık kağıt işçileri kimlerdir?

Mazlum Çelik: 2002 yılında örgütlenmeye karar verdik. Neler yapabileceğimizi düşünürken bizler örgütlenebileceğimizin farkına vardık ve kağıt işçisi arkadaşlarımızla bir araya geldik.Buradan toplumsal bir çıkış için de el arabalarımızı kullanmaya karar verdik.Ancak nasıl yapabileceğimizi,nasıl bir şiarla alana çıkabileceğimizi belirleyemedik.Aramızda politik anlamda birikimli arkadaşlarımız vardı.Biz o zamanlar daha politik değildik.’’KAPİTALİZMİ TARiHİN ÇÖPLÜĞÜNE ATMAYIN BEŞ PARA ETMİYOR’’ şiarıyla  yola çıktık.Bu şiarı da Marx’ın  Kapitalizmi tarihin çöplüne atın sözünden yola çıkarak edindik.Bizler sokaktaki çöplerin arasında da bir sınıfın doğduğunu,var olduğunu vurguladık ve bugün resmi rakamlara göre beşyüzbin kağıt işçisi var Türkiyede ancak bizim düşüdüğümüz sayı ise bir milyona yakın.Çünkü kapıcısı da bu işi yapıyor farklı bir mesleği olan insan da.Bu insanlar her gün sırtlarındaki arabalarıyla evine ekmek götürüyor böyle bir sınıf var.Bunu nasıl örgütleyebiliriz derken,dernekleşme yolunu seçtik ve 2002-2003 yıllıarında Ankarada dernekleştik.Kapatıldı ancak bugün tekrar dernekleşme için valiliğe başvurumuzu yaptık ve onay bekliyoruz.

Atık kağıt işçileri olarak alanlara,meydanlara çıkmamızın ana sebeplerinden biri  çektiğimiz acılardır.Çöplerin arasında yaşam savaşı vermek.Zabıtanın,polisin üzerimizdeki baskısı ve bunu teşhir etmek amacıyla  örgütlendik.Bunun dışında barakalarımızın yıkımı konusunda örgütlendik.Özellikle Melih Gökçekin baskıları,bir zamanlar atık kağıt işçileri için Kaçak çöp avcıları diye adlandırmıştı  bizleri.Bizler çok iyi biliyoruz ki asıl  kaçakçılar onlardır.Bizlerin vergilerini çöp vergisi adı altında alıp sokakta çöp toplayan  insanları da dışlayarak,sindirerek kendi çarklarını döndürmek istiyorlar.Biz de buna örgütlenerek izin vermeyeceğimizi vurguluyoruz.Derneğimizin asıl amacı budur.Türk,Kürt,Romen işçilerini kapsadık şimdiye değin.Bu noktada alanımızı daha da genişletmek istiyoruz  sokak emekçleriyle beraber.Çünkü ortak noktalarımızı var Zabıta gibi ekmek gibi.Bu noktada eylem birlikteliği yürütüyoruz bu 1 Mayısta sokak sanatçılarıyla buluşma gibi bir isteğimiz var.Bağımsız akademisyen arkadaşlar bizimle yürüme kararı aldılar.

 

-Atık Kağıt/Geri dönüşüm işçileri olarak nerelerde yer aldınız? Toplumdan ya da Devlet eliyle bir takım baskılar görüyor musunuz? Burjuva Medyasının bakışı nedir?

Mazlum Çelik: Atık kağıt işçileri olarak 1  Mayıslarda,Nato sürecinde,Doktorların beyaz eyleminde,12 Eylül mitinglerinde yer aldık.Sokakta sadece el arabasıyla yürüyen kağıt işçisi değil de sorgulayan bir kağıt işçisi  yaratmak istiyoruz.Bu çerçevede sosyalizm noktasında tartışıyoruz,emek/sermaye çelişkisini kendi içimizde tartışıyoruz.Politik bir kağıt işçisi tabanı yaratmak için uğraşımız.

Elbette devlet destekli baskılar görüyor ve yargılanıyoruz.Polis ,Zabıta baskılarıyla.Geçtiğimiz 1 Mayısta alana el arabalarımızla girmeye çalıştığımızda polis izin vermemişti.Neden giremeyiz,sokakları el arabalarımızla toplarken neden bugün bu 1 Mayıs alanına bu şekilde giremiyoruz dediğimizde,giremezsiniz ne var bu el arabanızın içinde şeklinde tepkiler aldık.2010 1 Mayısında bu olaydan sonra 7 arkadaşımız gözaltına alındı. Elbette biz devletin bizim örgütlenmemizden korkutuğunu biliyoruz bunun nedeni de devletin kirli yüzünü kendi taşeronlarına toplatmak istemesidir.Ankarada bir kağıt işçisinin ergenekonun kirli silahları çöpten bulmuştu.Çöplerden sadece devletin kirli silahları değil kirli belgeleri de çıkıyor.Onun için bunu kendi insanlarıyla yapmak istiyorlar devletin kirliliği çıkarsa da üstünü örtmek istiyorlar.Bizler yıllarca acılarını çektiğimiz bu yaptığımız işin eğer sektörleşecekse  bu sektörün sahibi de asıl atık kağıt işçileridir diyoruz.

Ana akım medya son olarak Fotoğrafçı Sarai Sierra katliamını, atık kağıt işçilerine yıkmak istedi.Aslında şunu yaratmak istiyorlar; sokaklardaki kağıt toplayacısı insanları,potansiyel katil,tinerci,balici olarak göstermek istiyorlar.Bizler bunlara karşı örgütlenme gayreti içersindeyiz.Bizler atık kağıt işçilerinin görünürlülüğüne arttırmak için mücadele veriyoruz.Anlatmak istediklerimizi Tiyatro-Geridönüşüm yoluyla 1 Mayıstan sonra sokaklarda  yapmayı planlıyoruz.

 

 

SPOT: Çuvallardan sanat yaratmak içindir uğraşımız.

 

Tiyatro Geri-dönüşüm olarak neler yaptığınız,yapacağınız etkinlikler nelerdir?

 

Reşo ATALAY: Tiyatro yapmaya karar vermemizin altında;geri dönüşüm işçilerinin sesi olmak için sistemin ötekileştirdiği,yok saydığı insanların sesi olmak için,politik ve estetik anlamda sokakta sesimizi çıkarmak için karar verdik.Tiyatro yapmaya karar verdiğimizde Yenikapı tiyatrosu bize destek oldu. Çuvallardan sanat yaratmak içindir uğraşımız.

 

2009 yılındaki Tekel direnişinde bir oyun oynadık el arabalarımızla tekel çadırında.’’Çöpten adam çıktı’’ adlı oyunumuzla orada sahne aldık.Bu ilk oyunumuzdu.Atık kağıt işçilerinin yaşamlarını anlatan bir oyundu bu.’’Neler bulmadık ki çöplerden bir anlatsak eller,kafalar,kollar..Ne gariptir ki garip garipoğulları bulunamamıştır’’.Gerçekten de oyunuda geçen bu sözümüzle burjuvazinin ölümleri aydınlatılır ancak çöpte geçen bir yaşamın ölüsü bulunamaz.Bu oyunumuz sırasında tekel direnişçileri bizleri çok iyi karşıladıları.Tekel işçileri yıllar sonra bizle ilgili olarak ‘’tekel işçileri çadırında unutamadığımız bir kitle vardı.Atık Kağıt işçileriydi demişler.Çok sevindik.Bizlerin el arabalarını üzerinde tekel işçileri mum yaktı.Biz onlara bir ışık verdik onlarda bizden bir ışık aldı.

Ankara’da korsakof hastalarınını (Ölüm orucu gazileri) gecesine katıldık.Oraya katılırken bizim şiarımızda ‘’Onurlu bir halkın çöpçüleriyiz’’di.

Kot taşlama işçileri direnişinde yer aldık.Bu insanlar gündüzleri kot taşlama işçisi geceleriyse atık kağıt işçisi.Aslında acılarımız hepimizin aynı.Tekel direnişi,atık kağıt işçileri,kot taşlama işçileri..

1 Mayıs’tan sonra Ankara İskitler’de  ATIK KAĞIT İŞÇİLERİYLE DAYANIŞMA GECESİ düzenleyeceğiz.Şu an kesinleşmiş olarak KUTUPYILDIZI GRUBU gelecek gecemize.Atık kağıt işçilerinin zamanla müzik topluluğu da oluşmaya başladı.Aynı zaman da atık kağıt işçiler İzmir’de de dernekleşme süreci içerisinde.

zapatistaencounterii_1

Zapatistalar’dan Türkiye halklarına mesaj

Tüm Dünya Vatandaşlarına,
Kardeşler, Kadınlar, Erkekler, Evsizler, Yoksullar…
Zapatalar kaç kişidir diye sormuşlardı bizlere ve biz, hakları, özgürlükleri, kendi gelecekleri için mücadele verilen her yerde yüzbinler olduğumuzu söylemiştik. Şimdi bugün, buradan binlerce kilometre öteden duyuyoruz ki Anadolu topraklarında, Türklerin, Kürtlerin, Ermenilerin, Lazların, Çerkezlerin ve sayamadığım diğer halkların anayurdunda onurlu yaşamak isteyen yüzleri maskeli yüz binler sokaklarda özgürlük diye haykırıyor. Yıllardır Kürt kardeşlerinin onurlu bir yaşam mücadelesinde olduğu gibi. Mücadeleye başladığımız günden bu yana, yalnız olmadığımızı, milyonlar olduğumuzu ve her gün çoğaldığımızı biliyorduk. Bugün bir toprak daha çoğaldığımızı görüyoruz. Hükümetlerinin on yıllardır süren baskıcı yönetimine karşı onurlarını savunmak için Türkiye halklarının sokaklarda isyanda olduğunu, Ya Basta! diye haykırdığını işitiyoruz. Tarih boyunca efendilerin başkenti olmuş büyük İstanbul bugün isyanın başkentine dönüşmekte, ezilenlerin sesine ortak olmakta. Büyük İstanbul’un sokakları bugün kadınların, çocukların, erkeklerin, eşcinsellerin, Kürtlerin, Ermenilerin, Hıristiyanların, Müslümanların başkentine dönüştüğünü; on yıllardır kendi hükümetlerince aşağılananların, bastırılanların, yok sayılanların bugün artık buradayım dediğini görüyoruz. Heyecan duyuyoruz!
İsteğimiz hiçbir zaman yeni bir iktidar, yeni bir yönetim, yeni bir hükümet, yeni bir başkan olmadı. Sadece saygı bekledik. Özgürlük, demokrasi ve adalet isteğimize saygı göstermesini bekledik hükümetlerden. Türkiye halkı da günlerdir süren direnişinde aynısını istiyor ve talep ediyor: Şu an iktidardaki hükümetten başlamak üzere, iktidara gelecek tüm hükümetlerden sadece özgürlük, demokrasi ve adalet isteğine saygı! Ve ekliyor: Bunu göstermediğiniz takdirde, hakların ve özgürlüklerin sahibi olan bizler, size karşı her zaman direneceğiz, saygılı olmayı öğreninceye kadar sokaklarda savaşacağız. Yeni bir şey, fazla bir şey değil sadece haklarımıza saygı duymanızı bekliyoruz. Çünkü bizler nasıl yaşamak istediğimizi biliyor, nasıl yönetmek ve yönetilmek istediğimizi çok iyi biliyoruz. Kendimizi yönetmek ve hakkımızda kendimiz karar vermek istiyoruz.
Ve bizler buradan, onurlu bir yaşam için mücadele eden Türkiye halklarına dostça selamlarımızı iletiyor ve isyanın ateşinin Chiapas’ı ısıttığını belirtmek istiyoruz. Tarihi geçmişten ve gelecekten kurtarıp şimdiye taşıyanlarla dayanışmayla.

Lakandon Ormanları – Subcomandate Marcos

MP-4LD-CS-L-200

TOPLUMSAL OLAYLARDA KULLANILAN KİMYASAL SİLAHLARA İLİŞKİN BİLGİ NOTU

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ

 

TOPLUMSAL OLAYLARDA KULLANILAN KİMYASAL SİLAHLARA İLİŞKİN BİLGİ NOTU

 

Güvenlik kuvvetleri tarafından toplumsal olaylara müdahale amacıyla kullanılan maddeler, birçok sağlık etkisi bulunan kimyasal maddelerdir. Bu amaçla kullanılan maddeler çok çeşitlidir ancak üç ana grupta toplanmaktadır:

  • Göz yaşartıcılar
  • Aksırtıcı kimyasal gazlar
  • Kusturucular

 

Göz yaşartıcı gazların sağlık etkileri ile ilgili çok fazla sayıda çalışma olmamasına karşılık az sayıdaki çalışma bile zararlı etkilerini ortaya koymaktadır. Güvenlik kuvvetleri tarafından toplumsal olaylara müdahalelerde kullanılan göz yaşartıcı gazlar geniş bir kimyasal grubu oluşturmakta ve “kimyasal silah” olarak nitelendirilmektedir. 1969 yılında, seksen ülke Cenevre Protokolünde yasaklanan kimyasal silahlar arasında gaz bombalarının da olmasını istemiştir. Toksik potansiyelleri hakkında daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu bildirmiş ve hiçbir durumda kullanımına izin verilmemesini belirtmişlerdir. Bununla birlikte gaz bombaları ABD, İngiltere, İrlanda, Vietnam, Filipinler, Şili, Panama, Güney Kore, Gazze, İsrail, Irak, Türkiye, Mısır vb. de yaygın olarak kullanılmaktadır.

Gaz bombası olarak adlandırılan bu kimyasal silahların içerisinde kullanılan kimyasal maddelerin 15 farklı türü vardır. Bu maddeler kimyasal yapılarına göre adlandırılmakta ve çoğunlukla gaz bomba fişek ve kapsüllerinin üzerinde harf kısaltmaları ile belirtilmektedirler. Sağlık etkileri çoğunlukla ortak olmakla birlikte gazın cinsine göre bazı belirtiler değişebilmekte ya da ön planda olabilmektedir. En yaygın kullanılan dört tipi vardır. Bunlar:

 

  • CS kısaltması ile kullanılan: Chlorobenzylidenemalononitrile
  • CN kısaltması ile kullanılan: Chloroacetophenone
  • DM kısaltması ile kullanılan: Chlorodihydrophenarsazine
  • OC kısaltması ile kullanılan: Oleoresincapsicum (Biber gazı olarak adlandıılmaktadır)

 

Türkiye’de resmi makamların verdikleri bilgilere göre OC ve CS kullanılmaktadır.

 

Göz yaşartıcı gazlar;

 

  • Deri, göz ve solunum yollarında ciddi düzeyde tahriş ve tahribat yaratır.
  • Etkileri saniyeler içerisinde başlayarak bir saate kadar sürebilir.  Deriden emilip sinir uçlarında biriktiğinden kişinin maddenin etkisinden kurtulması saatler alabilmektedir.
  • Kullanılan maddeler
    • Aşırı miktarda atıldıysa
    • Kapalı ortamlarda kullanıldıysa ve kişiler gazla uzun süre temas etmek zorunda kalmışlarsa
    • Soluk alıp verme sayısı yüksek olan bireyler varsa sağlık etkilerinin daha yoğun olduğu belirtilmektedir.
    • Kullanılan maddeler geç ortaya çıkan sağlık sorunlarına da yol açabilmektedirler.
    • Yüksek miktarlarda ve uzamış temas nedeniyle sağlık riskleri çok ciddidir ve ölüme bile yol açabileceği saptanmıştır.

Oluşan sağlık etkileri aşağıdaki başlıklarda özetlenebilir:

 

GÖZ

  • Gözlerde tahriş, yanma, gözyaşında artma, ağrı, kimyasal nedenli göz kapağı iltihabı, gözde kızarma ve göz kapaklarının istemsiz kasılmasına neden olurlar.
  • Gözde kornea adı verilen tabakaya etkileri bulunmaktadır. Özellikle tekrarlayan temaslarda kornea tabakası ile ilgi sorunlar ortaya çıkmakta, bu olgularda göz kuruluğu şikayeti uzun süreli devam etmektedir.
  • Yapılan bazı çalışmalar biber gazının gözün çeşitli bölgelerinde hasarlar oluşturduğunu ortaya koymuştur.

 

CİLT

  • Ciltte yanma, tahriş, kızarıklık ortaya çıkabilmekte, çok yüksek miktar gazla temas edilmesi halinde deride yanıklar olabilmektedir.
  • Hayvanlarda yapılan deneylerde burundan başlayarak akciğerlere kadar bütün solunum yollarında hasar yarattığı ve toksik etkiye yol açtığı belirlenmiştir.

 

SİNDİRİM SİSTEMİ

  • Yapılan bazı çalışmalar, on iki parmak bağırsağında hasara yol açarak yağ emilimini etkilediğini ve tekrarlayan temaslarda karaciğerde doku ölümüne yol açtığını göstermiştir.

 

SOLUNUM VE DOLAŞIM SİSTEMİ

  • Göz yaşartıcı gazlar ve biber gazları solunum yollarında ciddi etkiler göstermektedirler. Burun ve boğazda yanma, burun akıntısı, aşırı tükrük salgısı, göğüste sıkışıklık hissi, öksürük gibi belirtiler sık görülmektedir.
  • Biber gazı solunum yollarında daralmaya neden olmaktadır, özellikle astım hastalarında solunum yetmezliğine neden olabilmektedir.
  • Gazın solunması, soluk alamama, kalp atışlarının yavaşlaması, ana atardamarda kan basıncının bozulması ve basıncın iniş çıkışlarına neden olması, solunum yolarının daralması, solunum hızının aşırı artması, tansiyonun düşmesi gibi etkilere yol açabilmektedir.
  •  Biber gazı ile yüksek miktarlarda temas kalp ritmini bozabilmektedir.
  • Yapılan hayvan deneylerinde uzamış temas sonrası akciğer hasarı nedenli ölümler saptanmıştır.

Sağlık etkileri Tablo 1’de özetlenmiştir.

 

DİĞER ETKİLER

 

Yukarıda belirtilenlerin dışında bulantı, kusma, fenalık hissi, ishal, ışığa aşırı duyarlılık, başağrısı, ajitasyon, kişinin yer ve zaman algısı ile ilgili sorunlar ve panik de rastlanan belirtilerdir.

 

Biber gazıyla tekrarlayan bir şekilde temas etmek kalıcı etkiler doğurarak gözde kornea tabakasının duyarlılığında ve görme keskinliğinde azalmaya neden olabilir ve ciltte dermatit yapabilir.

 

Biber gazının sağlık etkileri astım, zatürre, amfizem gibi solunum yolu hastalığı olanlarda, kalp sorunu olanlarda, tanı konmamış anevrizması olanlarda, çocuklarda, yaşlı ve bağışıklık sistemi yetmezliği olanlarda ve gebelerde daha belirgindir. Bu nedenle özellikle alerjik bünyeli kişiler, astım, KOAH ve benzeri solunum yolu hastalıkları olanlar ve kalp hastaları risk altındadır.

 

Gebelik üzerine etkilerine ilişkin yeterli çalışma yoktur ancak gazla direkt temasın gebelerde düşük ve erken doğum riskini arttırdığı bildirilmektedir.

 

 

ÖLÜM RİSKİ

 

Biber gazı kullanımında ani olarak gelişen üst solunum yolunun alerjik ödemi ölüme neden olabilmektedir. Göz yaşartıcı gazların var olduğu ölümlerin tümünde ağır solunum yolu sorunları, akciğer ödemi ya da solunum yollarında var olan hastalık ya da patolojiler işaret edilmiştir. Astımlı bir hastada ve bronşiolit hastalığı olan bir yetişkinde hızlı gelişen ölüm nedeni olarak biber gazı rapor edilmiştir.

Bazı göz yaşartıcı bomba türleri yakından ve yoğun temas sonrası hipertansiyon krizi ve vücut ısısının aşırı düşmesine ve solunum sistemi üzerinde ciddi ve yaşamı tehdit edici etkilere yol açabilmektedir.

 

Dünyada 90’lı yıllarda gazete haberlerinde polisin kullandığı biber gazına bağlı ölümler bildirilmiştir (Los Angeles Times, 18 Haziran 1995). Ölüme de neden oldukları bilinen gaz bombaları hakkında en son İsrail’de 31 Aralık 2010 tarihinde, (2004 yılındaki 2 ölüm olayına ek olarak), CS’nin neden olduğu bir ölüm olayı daha rapor edilmiştir.

 

Gaz bombalarının ve biber gazının tıbbi literatürde sadece ABD’de son otuz yılda 100 kişinin ölümüne yol açtığı bildirilmiştir.

 

Türkiye’de de 19 Aralık 2000 tarihinde, 20 cezaevine birden yapılan, 30’u tutuklu 32 kişinin öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı operasyonlarda da bilirkişi raporlarına göre öldürücü dozda gaz bombası kullanıldığı ortaya konmuştur. 1 Mayıs 2007’de yaşanan olaylarda polisin Taksim-Gülleci Sokakta attığı gaz bombası, bir kahvehanenin önünde oturan 75 yaşındaki İbrahim Sevindik’in fenalaşmasına ve kalbinin durmasına neden olmuş ve bu kişi tüm çabalara rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetmiştir. Son olarak 31.05.2011 tarihinde Hopa’da Metin Lokumcu’nun ölümü, 12.06.2011 tarihinde Batman’da gazdan etkilenen Hatice İdin’in 30.06.2011 tarihinde ölümü ile sonuçlanan olaylarda yoğun gaz kullanımı izlenmiştir.

 

 

TEDAVİ

 

Tedavi genellikle etkileri hafifletmek amacıyla yapılır.

  • Hemen ortamdan uzaklaşılmalı, temiz havaya çıkılmalı ve giysiler çıkarılarak maruz kalan bölge ılık su ve sabunla bolca yıkanmalıdır.
  • CS’ye maruz kalındığında su ile temas deri bulgularını alevlendirir, bu nedenle hafif alkali bir solüsyon kullanılabilir (1 litre suya 1 çorba kaşığı karbonat koyup eriterek).
  • Hastalar solunum sıkıntısı yönünden izlenmelidir. Solunum sıkıntısı yoğun olanlar hastaneye başvurmalı ya da sevk edilmelidir.
  • Biber gazına maruz kalındığında gözler hızla ve bol suyla ya da %0.9’luk sodyum klorür(Serum Fizyolojik adıyla satılan ürünler) ile en az 15 dakika süreyle yıkanarak kimyasal madde gözden uzaklaştırılmalıdır. Gözlere etkisi bakımından, özellikle gözün kornea tabakasına etkilerini gidermek açısından bazı ilaçlar kullanılabilmektedir.
  • Maruz kalan gözde kontakt lens var ise hemen çıkarılmalıdır. İki defa temizlenen kontakt lensde bile biber gazı(OC) kalıntısı görülebildiği için, bu lenslerin tekrar kullanımı önlenmelidir.
  • Ağrı, şişlik, gözyaşı salgısında artış ve ışığa karşı hassasiyet uzun süreli devam ediyorsa doktora başvurulmalıdır.
  • Gözde gerçekleşen hasarın derecesine bağlı olarak gözün kornea tabakasının hasarının  iyileşme süresi birkaç gün ile haftalar arasında değişebilir.
  • Ağrının giderilmesinde, alüminyum hidroksit, magnezyum hidroksit ve simetikon içeren süspansiyonların(anti-asit mide ilaçları vb)  deriye uygulanmasının, suyla yıkamaya göre daha etkili olduğu saptanmıştır. Deri bitkisel yağla temizlenebilir. Deride tahriş olan bölgeye bitkisel yağ uygulaması ağrının giderilmesinde de yararlıdır.
  • Olası gaz saldırısında gözler, burun, ağız gaz maskesiyle korunmalıdır.
  • Biber gazına maruz kalınması durumunda en kısa zamanda ortamdan uzaklaşılmalıdır. Nefes ağızdan alınıp burundan verilmelidir.
  • Hastaya tedavi girişiminde bulunan sağlık personeli eldiven, gözlük ve koruyucu giysi giymelidir.
  • Biber gazına (OC) maruz kalınan ortamdan uzaklaşıldığında bulgular yaklaşık 30 dakika sonra kaybolmaya başlarken, CN ve CS tipi gaz bombalarında semptomlar birkaç saat sürebilmektedir.
  • Çıkarılan giysilerdeki kimyasal maddeler organik çözücülerle temizlenebilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

Ayrıntılı bilgi için :  KİMYASAL SİLAHLAR GÖSTERİ KONTROL AJANLARI Türk Tabipleri Birliği Yayınları,  Birinci Baskı, Ağustos 2011, Ankara

 

 

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ

 

TOPLUMSAL OLAYLARDA KULLANILAN KİMYASAL SİLAHLARA İLİŞKİN BİLGİ NOTU

 

Güvenlik kuvvetleri tarafından toplumsal olaylara müdahale amacıyla kullanılan maddeler, birçok sağlık etkisi bulunan kimyasal maddelerdir. Bu amaçla kullanılan maddeler çok çeşitlidir ancak üç ana grupta toplanmaktadır:

·         Göz yaşartıcılar

·         Aksırtıcı kimyasal gazlar

·         Kusturucular

 

Göz yaşartıcı gazların sağlık etkileri ile ilgili çok fazla sayıda çalışma olmamasına karşılık az sayıdaki çalışma bile zararlı etkilerini ortaya koymaktadır. Güvenlik kuvvetleri tarafından toplumsal olaylara müdahalelerde kullanılan göz yaşartıcı gazlar geniş bir kimyasal grubu oluşturmakta ve “kimyasal silah” olarak nitelendirilmektedir. 1969 yılında, seksen ülke Cenevre Protokolünde yasaklanan kimyasal silahlar arasında gaz bombalarının da olmasını istemiştir. Toksik potansiyelleri hakkında daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu bildirmiş ve hiçbir durumda kullanımına izin verilmemesini belirtmişlerdir. Bununla birlikte gaz bombaları ABD, İngiltere, İrlanda, Vietnam, Filipinler, Şili, Panama, Güney Kore, Gazze, İsrail, Irak, Türkiye, Mısır vb. de yaygın olarak kullanılmaktadır.

Gaz bombası olarak adlandırılan bu kimyasal silahların içerisinde kullanılan kimyasal maddelerin 15 farklı türü vardır. Bu maddeler kimyasal yapılarına göre adlandırılmakta ve çoğunlukla gaz bomba fişek ve kapsüllerinin üzerinde harf kısaltmaları ile belirtilmektedirler. Sağlık etkileri çoğunlukla ortak olmakla birlikte gazın cinsine göre bazı belirtiler değişebilmekte ya da ön planda olabilmektedir. En yaygın kullanılan dört tipi vardır. Bunlar:

 

·         CS kısaltması ile kullanılan: Chlorobenzylidenemalononitrile

·         CN kısaltması ile kullanılan: Chloroacetophenone

·         DM kısaltması ile kullanılan: Chlorodihydrophenarsazine

·         OC kısaltması ile kullanılan: Oleoresincapsicum (Biber gazı olarak adlandıılmaktadır)

 

Türkiye’de resmi makamların verdikleri bilgilere göre OC ve CS kullanılmaktadır.

 

Göz yaşartıcı gazlar;

 

·         Deri, göz ve solunum yollarında ciddi düzeyde tahriş ve tahribat yaratır.

·         Etkileri saniyeler içerisinde başlayarak bir saate kadar sürebilir.  Deriden emilip sinir uçlarında biriktiğinden kişinin maddenin etkisinden kurtulması saatler alabilmektedir.

·         Kullanılan maddeler

o   Aşırı miktarda atıldıysa

o   Kapalı ortamlarda kullanıldıysa ve kişiler gazla uzun süre temas etmek zorunda kalmışlarsa

o   Soluk alıp verme sayısı yüksek olan bireyler varsa sağlık etkilerinin daha yoğun olduğu belirtilmektedir.

·         Kullanılan maddeler geç ortaya çıkan sağlık sorunlarına da yol açabilmektedirler.

·         Yüksek miktarlarda ve uzamış temas nedeniyle sağlık riskleri çok ciddidir ve ölüme bile yol açabileceği saptanmıştır.

Oluşan sağlık etkileri aşağıdaki başlıklarda özetlenebilir:

 

GÖZ

·         Gözlerde tahriş, yanma, gözyaşında artma, ağrı, kimyasal nedenli göz kapağı iltihabı, gözde kızarma ve göz kapaklarının istemsiz kasılmasına neden olurlar.

·         Gözde kornea adı verilen tabakaya etkileri bulunmaktadır. Özellikle tekrarlayan temaslarda kornea tabakası ile ilgi sorunlar ortaya çıkmakta, bu olgularda göz kuruluğu şikayeti uzun süreli devam etmektedir.

·         Yapılan bazı çalışmalar biber gazının gözün çeşitli bölgelerinde hasarlar oluşturduğunu ortaya koymuştur.

 

CİLT

·         Ciltte yanma, tahriş, kızarıklık ortaya çıkabilmekte, çok yüksek miktar gazla temas edilmesi halinde deride yanıklar olabilmektedir.

·         Hayvanlarda yapılan deneylerde burundan başlayarak akciğerlere kadar bütün solunum yollarında hasar yarattığı ve toksik etkiye yol açtığı belirlenmiştir.

 

SİNDİRİM SİSTEMİ

·         Yapılan bazı çalışmalar, on iki parmak bağırsağında hasara yol açarak yağ emilimini etkilediğini ve tekrarlayan temaslarda karaciğerde doku ölümüne yol açtığını göstermiştir.

 

SOLUNUM VE DOLAŞIM SİSTEMİ

·         Göz yaşartıcı gazlar ve biber gazları solunum yollarında ciddi etkiler göstermektedirler. Burun ve boğazda yanma, burun akıntısı, aşırı tükrük salgısı, göğüste sıkışıklık hissi, öksürük gibi belirtiler sık görülmektedir.

·         Biber gazı solunum yollarında daralmaya neden olmaktadır, özellikle astım hastalarında solunum yetmezliğine neden olabilmektedir.

·         Gazın solunması, soluk alamama, kalp atışlarının yavaşlaması, ana atardamarda kan basıncının bozulması ve basıncın iniş çıkışlarına neden olması, solunum yolarının daralması, solunum hızının aşırı artması, tansiyonun düşmesi gibi etkilere yol açabilmektedir.

·          Biber gazı ile yüksek miktarlarda temas kalp ritmini bozabilmektedir.

·         Yapılan hayvan deneylerinde uzamış temas sonrası akciğer hasarı nedenli ölümler saptanmıştır.  

Sağlık etkileri Tablo 1’de özetlenmiştir.

 

DİĞER ETKİLER

 

Yukarıda belirtilenlerin dışında bulantı, kusma, fenalık hissi, ishal, ışığa aşırı duyarlılık, başağrısı, ajitasyon, kişinin yer ve zaman algısı ile ilgili sorunlar ve panik de rastlanan belirtilerdir.

 

Biber gazıyla tekrarlayan bir şekilde temas etmek kalıcı etkiler doğurarak gözde kornea tabakasının duyarlılığında ve görme keskinliğinde azalmaya neden olabilir ve ciltte dermatit yapabilir.

 

Biber gazının sağlık etkileri astım, zatürre, amfizem gibi solunum yolu hastalığı olanlarda, kalp sorunu olanlarda, tanı konmamış anevrizması olanlarda, çocuklarda, yaşlı ve bağışıklık sistemi yetmezliği olanlarda ve gebelerde daha belirgindir. Bu nedenle özellikle alerjik bünyeli kişiler, astım, KOAH ve benzeri solunum yolu hastalıkları olanlar ve kalp hastaları risk altındadır.  

 

Gebelik üzerine etkilerine ilişkin yeterli çalışma yoktur ancak gazla direkt temasın gebelerde düşük ve erken doğum riskini arttırdığı bildirilmektedir.

 

 

ÖLÜM RİSKİ

 

Biber gazı kullanımında ani olarak gelişen üst solunum yolunun alerjik ödemi ölüme neden olabilmektedir. Göz yaşartıcı gazların var olduğu ölümlerin tümünde ağır solunum yolu sorunları, akciğer ödemi ya da solunum yollarında var olan hastalık ya da patolojiler işaret edilmiştir. Astımlı bir hastada ve bronşiolit hastalığı olan bir yetişkinde hızlı gelişen ölüm nedeni olarak biber gazı rapor edilmiştir.  

Bazı göz yaşartıcı bomba türleri yakından ve yoğun temas sonrası hipertansiyon krizi ve vücut ısısının aşırı düşmesine ve solunum sistemi üzerinde ciddi ve yaşamı tehdit edici etkilere yol açabilmektedir.

 

Dünyada 90’lı yıllarda gazete haberlerinde polisin kullandığı biber gazına bağlı ölümler bildirilmiştir (Los Angeles Times, 18 Haziran 1995). Ölüme de neden oldukları bilinen gaz bombaları hakkında en son İsrail’de 31 Aralık 2010 tarihinde, (2004 yılındaki 2 ölüm olayına ek olarak), CS’nin neden olduğu bir ölüm olayı daha rapor edilmiştir.

 

Gaz bombalarının ve biber gazının tıbbi literatürde sadece ABD’de son otuz yılda 100 kişinin ölümüne yol açtığı bildirilmiştir.  

 

Türkiye’de de 19 Aralık 2000 tarihinde, 20 cezaevine birden yapılan, 30’u tutuklu 32 kişinin öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı operasyonlarda da bilirkişi raporlarına göre öldürücü dozda gaz bombası kullanıldığı ortaya konmuştur. 1 Mayıs 2007’de yaşanan olaylarda polisin Taksim-Gülleci Sokakta attığı gaz bombası, bir kahvehanenin önünde oturan 75 yaşındaki İbrahim Sevindik’in fenalaşmasına ve kalbinin durmasına neden olmuş ve bu kişi tüm çabalara rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetmiştir. Son olarak 31.05.2011 tarihinde Hopa’da Metin Lokumcu’nun ölümü, 12.06.2011 tarihinde Batman’da gazdan etkilenen Hatice İdin’in 30.06.2011 tarihinde ölümü ile sonuçlanan olaylarda yoğun gaz kullanımı izlenmiştir.

 

 

TEDAVİ

 

Tedavi genellikle etkileri hafifletmek amacıyla yapılır.

·         Hemen ortamdan uzaklaşılmalı, temiz havaya çıkılmalı ve giysiler çıkarılarak maruz kalan bölge ılık su ve sabunla bolca yıkanmalıdır.

·         CS’ye maruz kalındığında su ile temas deri bulgularını alevlendirir, bu nedenle hafif alkali bir solüsyon kullanılabilir (1 litre suya 1 çorba kaşığı karbonat koyup eriterek).

·         Hastalar solunum sıkıntısı yönünden izlenmelidir. Solunum sıkıntısı yoğun olanlar hastaneye başvurmalı ya da sevk edilmelidir.

·         Biber gazına maruz kalındığında gözler hızla ve bol suyla ya da %0.9’luk sodyum klorür(Serum Fizyolojik adıyla satılan ürünler) ile en az 15 dakika süreyle yıkanarak kimyasal madde gözden uzaklaştırılmalıdır. Gözlere etkisi bakımından, özellikle gözün kornea tabakasına etkilerini gidermek açısından bazı ilaçlar kullanılabilmektedir.

·         Maruz kalan gözde kontakt lens var ise hemen çıkarılmalıdır. İki defa temizlenen kontakt lensde bile biber gazı(OC) kalıntısı görülebildiği için, bu lenslerin tekrar kullanımı önlenmelidir.

·         Ağrı, şişlik, gözyaşı salgısında artış ve ışığa karşı hassasiyet uzun süreli devam ediyorsa doktora başvurulmalıdır.

·         Gözde gerçekleşen hasarın derecesine bağlı olarak gözün kornea tabakasının hasarının  iyileşme süresi birkaç gün ile haftalar arasında değişebilir.

·         Ağrının giderilmesinde, alüminyum hidroksit, magnezyum hidroksit ve simetikon içeren süspansiyonların(anti-asit mide ilaçları vb)  deriye uygulanmasının, suyla yıkamaya göre daha etkili olduğu saptanmıştır. Deri bitkisel yağla temizlenebilir. Deride tahriş olan bölgeye bitkisel yağ uygulaması ağrının giderilmesinde de yararlıdır.

·         Olası gaz saldırısında gözler, burun, ağız gaz maskesiyle korunmalıdır.

·         Biber gazına maruz kalınması durumunda en kısa zamanda ortamdan uzaklaşılmalıdır. Nefes ağızdan alınıp burundan verilmelidir.

·         Hastaya tedavi girişiminde bulunan sağlık personeli eldiven, gözlük ve koruyucu giysi giymelidir.

·         Biber gazına (OC) maruz kalınan ortamdan uzaklaşıldığında bulgular yaklaşık 30 dakika sonra kaybolmaya başlarken, CN ve CS tipi gaz bombalarında semptomlar birkaç saat sürebilmektedir.

·         Çıkarılan giysilerdeki kimyasal maddeler organik çözücülerle temizlenebilir.


Ayrıntılı bilgi için :  KİMYASAL SİLAHLAR GÖSTERİ KONTROL AJANLARI Türk Tabipleri Birliği Yayınları,  Birinci Baskı, Ağustos 2011, Ankara

 

 

 

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ

 

TOPLUMSAL OLAYLARDA KULLANILAN KİMYASAL SİLAHLARA İLİŞKİN BİLGİ NOTU

 

Güvenlik kuvvetleri tarafından toplumsal olaylara müdahale amacıyla kullanılan maddeler, birçok sağlık etkisi bulunan kimyasal maddelerdir. Bu amaçla kullanılan maddeler çok çeşitlidir ancak üç ana grupta toplanmaktadır:

·         Göz yaşartıcılar

·         Aksırtıcı kimyasal gazlar

·         Kusturucular

 

Göz yaşartıcı gazların sağlık etkileri ile ilgili çok fazla sayıda çalışma olmamasına karşılık az sayıdaki çalışma bile zararlı etkilerini ortaya koymaktadır. Güvenlik kuvvetleri tarafından toplumsal olaylara müdahalelerde kullanılan göz yaşartıcı gazlar geniş bir kimyasal grubu oluşturmakta ve “kimyasal silah” olarak nitelendirilmektedir. 1969 yılında, seksen ülke Cenevre Protokolünde yasaklanan kimyasal silahlar arasında gaz bombalarının da olmasını istemiştir. Toksik potansiyelleri hakkında daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu bildirmiş ve hiçbir durumda kullanımına izin verilmemesini belirtmişlerdir. Bununla birlikte gaz bombaları ABD, İngiltere, İrlanda, Vietnam, Filipinler, Şili, Panama, Güney Kore, Gazze, İsrail, Irak, Türkiye, Mısır vb. de yaygın olarak kullanılmaktadır.

Gaz bombası olarak adlandırılan bu kimyasal silahların içerisinde kullanılan kimyasal maddelerin 15 farklı türü vardır. Bu maddeler kimyasal yapılarına göre adlandırılmakta ve çoğunlukla gaz bomba fişek ve kapsüllerinin üzerinde harf kısaltmaları ile belirtilmektedirler. Sağlık etkileri çoğunlukla ortak olmakla birlikte gazın cinsine göre bazı belirtiler değişebilmekte ya da ön planda olabilmektedir. En yaygın kullanılan dört tipi vardır. Bunlar:

 

·         CS kısaltması ile kullanılan: Chlorobenzylidenemalononitrile

·         CN kısaltması ile kullanılan: Chloroacetophenone

·         DM kısaltması ile kullanılan: Chlorodihydrophenarsazine

·         OC kısaltması ile kullanılan: Oleoresincapsicum (Biber gazı olarak adlandıılmaktadır)

 

Türkiye’de resmi makamların verdikleri bilgilere göre OC ve CS kullanılmaktadır.

 

Göz yaşartıcı gazlar;

 

·         Deri, göz ve solunum yollarında ciddi düzeyde tahriş ve tahribat yaratır.

·         Etkileri saniyeler içerisinde başlayarak bir saate kadar sürebilir.  Deriden emilip sinir uçlarında biriktiğinden kişinin maddenin etkisinden kurtulması saatler alabilmektedir.

·         Kullanılan maddeler

o   Aşırı miktarda atıldıysa

o   Kapalı ortamlarda kullanıldıysa ve kişiler gazla uzun süre temas etmek zorunda kalmışlarsa

o   Soluk alıp verme sayısı yüksek olan bireyler varsa sağlık etkilerinin daha yoğun olduğu belirtilmektedir.

·         Kullanılan maddeler geç ortaya çıkan sağlık sorunlarına da yol açabilmektedirler.

·         Yüksek miktarlarda ve uzamış temas nedeniyle sağlık riskleri çok ciddidir ve ölüme bile yol açabileceği saptanmıştır.

Oluşan sağlık etkileri aşağıdaki başlıklarda özetlenebilir:

 

GÖZ

·         Gözlerde tahriş, yanma, gözyaşında artma, ağrı, kimyasal nedenli göz kapağı iltihabı, gözde kızarma ve göz kapaklarının istemsiz kasılmasına neden olurlar.

·         Gözde kornea adı verilen tabakaya etkileri bulunmaktadır. Özellikle tekrarlayan temaslarda kornea tabakası ile ilgi sorunlar ortaya çıkmakta, bu olgularda göz kuruluğu şikayeti uzun süreli devam etmektedir.

·         Yapılan bazı çalışmalar biber gazının gözün çeşitli bölgelerinde hasarlar oluşturduğunu ortaya koymuştur.

 

CİLT

·         Ciltte yanma, tahriş, kızarıklık ortaya çıkabilmekte, çok yüksek miktar gazla temas edilmesi halinde deride yanıklar olabilmektedir.

·         Hayvanlarda yapılan deneylerde burundan başlayarak akciğerlere kadar bütün solunum yollarında hasar yarattığı ve toksik etkiye yol açtığı belirlenmiştir.

 

SİNDİRİM SİSTEMİ

·         Yapılan bazı çalışmalar, on iki parmak bağırsağında hasara yol açarak yağ emilimini etkilediğini ve tekrarlayan temaslarda karaciğerde doku ölümüne yol açtığını göstermiştir.

 

SOLUNUM VE DOLAŞIM SİSTEMİ

·         Göz yaşartıcı gazlar ve biber gazları solunum yollarında ciddi etkiler göstermektedirler. Burun ve boğazda yanma, burun akıntısı, aşırı tükrük salgısı, göğüste sıkışıklık hissi, öksürük gibi belirtiler sık görülmektedir.

·         Biber gazı solunum yollarında daralmaya neden olmaktadır, özellikle astım hastalarında solunum yetmezliğine neden olabilmektedir.

·         Gazın solunması, soluk alamama, kalp atışlarının yavaşlaması, ana atardamarda kan basıncının bozulması ve basıncın iniş çıkışlarına neden olması, solunum yolarının daralması, solunum hızının aşırı artması, tansiyonun düşmesi gibi etkilere yol açabilmektedir.

·          Biber gazı ile yüksek miktarlarda temas kalp ritmini bozabilmektedir.

·         Yapılan hayvan deneylerinde uzamış temas sonrası akciğer hasarı nedenli ölümler saptanmıştır.  

Sağlık etkileri Tablo 1’de özetlenmiştir.

 

DİĞER ETKİLER

 

Yukarıda belirtilenlerin dışında bulantı, kusma, fenalık hissi, ishal, ışığa aşırı duyarlılık, başağrısı, ajitasyon, kişinin yer ve zaman algısı ile ilgili sorunlar ve panik de rastlanan belirtilerdir.

 

Biber gazıyla tekrarlayan bir şekilde temas etmek kalıcı etkiler doğurarak gözde kornea tabakasının duyarlılığında ve görme keskinliğinde azalmaya neden olabilir ve ciltte dermatit yapabilir.

 

Biber gazının sağlık etkileri astım, zatürre, amfizem gibi solunum yolu hastalığı olanlarda, kalp sorunu olanlarda, tanı konmamış anevrizması olanlarda, çocuklarda, yaşlı ve bağışıklık sistemi yetmezliği olanlarda ve gebelerde daha belirgindir. Bu nedenle özellikle alerjik bünyeli kişiler, astım, KOAH ve benzeri solunum yolu hastalıkları olanlar ve kalp hastaları risk altındadır.  

 

Gebelik üzerine etkilerine ilişkin yeterli çalışma yoktur ancak gazla direkt temasın gebelerde düşük ve erken doğum riskini arttırdığı bildirilmektedir.

 

 

ÖLÜM RİSKİ

 

Biber gazı kullanımında ani olarak gelişen üst solunum yolunun alerjik ödemi ölüme neden olabilmektedir. Göz yaşartıcı gazların var olduğu ölümlerin tümünde ağır solunum yolu sorunları, akciğer ödemi ya da solunum yollarında var olan hastalık ya da patolojiler işaret edilmiştir. Astımlı bir hastada ve bronşiolit hastalığı olan bir yetişkinde hızlı gelişen ölüm nedeni olarak biber gazı rapor edilmiştir.  

Bazı göz yaşartıcı bomba türleri yakından ve yoğun temas sonrası hipertansiyon krizi ve vücut ısısının aşırı düşmesine ve solunum sistemi üzerinde ciddi ve yaşamı tehdit edici etkilere yol açabilmektedir.

 

Dünyada 90’lı yıllarda gazete haberlerinde polisin kullandığı biber gazına bağlı ölümler bildirilmiştir (Los Angeles Times, 18 Haziran 1995). Ölüme de neden oldukları bilinen gaz bombaları hakkında en son İsrail’de 31 Aralık 2010 tarihinde, (2004 yılındaki 2 ölüm olayına ek olarak), CS’nin neden olduğu bir ölüm olayı daha rapor edilmiştir.

 

Gaz bombalarının ve biber gazının tıbbi literatürde sadece ABD’de son otuz yılda 100 kişinin ölümüne yol açtığı bildirilmiştir.  

 

Türkiye’de de 19 Aralık 2000 tarihinde, 20 cezaevine birden yapılan, 30’u tutuklu 32 kişinin öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı operasyonlarda da bilirkişi raporlarına göre öldürücü dozda gaz bombası kullanıldığı ortaya konmuştur. 1 Mayıs 2007’de yaşanan olaylarda polisin Taksim-Gülleci Sokakta attığı gaz bombası, bir kahvehanenin önünde oturan 75 yaşındaki İbrahim Sevindik’in fenalaşmasına ve kalbinin durmasına neden olmuş ve bu kişi tüm çabalara rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetmiştir. Son olarak 31.05.2011 tarihinde Hopa’da Metin Lokumcu’nun ölümü, 12.06.2011 tarihinde Batman’da gazdan etkilenen Hatice İdin’in 30.06.2011 tarihinde ölümü ile sonuçlanan olaylarda yoğun gaz kullanımı izlenmiştir.

 

 

TEDAVİ

 

Tedavi genellikle etkileri hafifletmek amacıyla yapılır.

·         Hemen ortamdan uzaklaşılmalı, temiz havaya çıkılmalı ve giysiler çıkarılarak maruz kalan bölge ılık su ve sabunla bolca yıkanmalıdır.

·         CS’ye maruz kalındığında su ile temas deri bulgularını alevlendirir, bu nedenle hafif alkali bir solüsyon kullanılabilir (1 litre suya 1 çorba kaşığı karbonat koyup eriterek).

·         Hastalar solunum sıkıntısı yönünden izlenmelidir. Solunum sıkıntısı yoğun olanlar hastaneye başvurmalı ya da sevk edilmelidir.

·         Biber gazına maruz kalındığında gözler hızla ve bol suyla ya da %0.9’luk sodyum klorür(Serum Fizyolojik adıyla satılan ürünler) ile en az 15 dakika süreyle yıkanarak kimyasal madde gözden uzaklaştırılmalıdır. Gözlere etkisi bakımından, özellikle gözün kornea tabakasına etkilerini gidermek açısından bazı ilaçlar kullanılabilmektedir.

·         Maruz kalan gözde kontakt lens var ise hemen çıkarılmalıdır. İki defa temizlenen kontakt lensde bile biber gazı(OC) kalıntısı görülebildiği için, bu lenslerin tekrar kullanımı önlenmelidir.

·         Ağrı, şişlik, gözyaşı salgısında artış ve ışığa karşı hassasiyet uzun süreli devam ediyorsa doktora başvurulmalıdır.

·         Gözde gerçekleşen hasarın derecesine bağlı olarak gözün kornea tabakasının hasarının  iyileşme süresi birkaç gün ile haftalar arasında değişebilir.

·         Ağrının giderilmesinde, alüminyum hidroksit, magnezyum hidroksit ve simetikon içeren süspansiyonların(anti-asit mide ilaçları vb)  deriye uygulanmasının, suyla yıkamaya göre daha etkili olduğu saptanmıştır. Deri bitkisel yağla temizlenebilir. Deride tahriş olan bölgeye bitkisel yağ uygulaması ağrının giderilmesinde de yararlıdır.

·         Olası gaz saldırısında gözler, burun, ağız gaz maskesiyle korunmalıdır.

·         Biber gazına maruz kalınması durumunda en kısa zamanda ortamdan uzaklaşılmalıdır. Nefes ağızdan alınıp burundan verilmelidir.

·         Hastaya tedavi girişiminde bulunan sağlık personeli eldiven, gözlük ve koruyucu giysi giymelidir.

·         Biber gazına (OC) maruz kalınan ortamdan uzaklaşıldığında bulgular yaklaşık 30 dakika sonra kaybolmaya başlarken, CN ve CS tipi gaz bombalarında semptomlar birkaç saat sürebilmektedir.

·         Çıkarılan giysilerdeki kimyasal maddeler organik çözücülerle temizlenebilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

Ayrıntılı bilgi için :  KİMYASAL SİLAHLAR GÖSTERİ KONTROL AJANLARI Türk Tabipleri Birliği Yayınları,  Birinci Baskı, Ağustos 2011, Ankara

 

 

 

dy-rabbime-sordum-direngezi-parkı-dedi

Ankara’da yaşayan şair ve yazarlardan kamuoyuna duyuru

Ağır baskılara, toplumsal yaşama yapılan müdahalelere, savaş çığırtkanlığına, ırkçılığa, zamlara, işten çıkartmalara, iş cinayetlerine ve gerici eğitime isyan edip sokaklara dökülen halkımızın toplumsal sorumluluk bilinci gelişmiş birer özgür bireyi olarak biz aşağıda imzası bulunan, Ankara’da yaşayan şair ve yazarlar;
Her yeri hapishaneye çevrilmiş bir ülkede yaşamak istemediğimiz için,
Kardeş halkların düşman edilmesine hayır dediğimiz için,
Roboski’de, Reyhanlı’da yaşanan katliamları lanetlediğimiz için,
Dinimize, dinsizliğimize karışıldığı için,
Tersanelerde, kömür ocaklarında, makine dişlileri arasında gerçekleşen ölümlere karşı olduğumuz için,
İstemediğimiz eğitim sistemlerinin dayatılmasına karşı çıktığımız için,
Mahallemize yapılacak parka, sokağımıza dikilecek ağaca başkaları karar verdiği için,
Yatak odalarımız da dâhil, yaşam alanlarımıza müdahale edilmesine karşı çıktığımız için,
Boğazı sıkılmış dereler, son kökü sökülmüş bitkiler, sonuncusu da gelecek yıl ölecek olan son kuşlar için,
Geceleri sokaklarda, köprü altlarında yatan çocuklar için,
Ötekileştirici, cinsiyetçi politika ve söylemleri reddettiğimiz için,
Küçümsenen aidiyetler için,
İzlenmeyi, gözetlenmeyi, fişlenmeyi vahşi bir baskı biçimi olarak gördüğümüz için,
Demokrasinin, %50’nin diktatoryası olmadığını bildiğimiz için,
Her gün yüzümüze karşı yalan söyleyen politikacıları istemediğimiz için,
Sadece yalan söyleyen, sermayenin ağzıyla konuşan ve reklâmlarla beynimizi uyuşturan medyayı istemediğimiz için,
Yeryüzünde her şeyi ticari meta olarak görmediğimiz, her şeyin para demek olmadığını bildiğimiz için,
İçtiğimiz içkiye, nerede ve saat kaçta içeceğimize karışılmaması için,
Sanat ve sanatçının özgürlüğü ve devrimci bir yaratı için,
Yeryüzünün hepimize yetecek büyüklükte olduğunu bildiğimiz için,
İnsanca yaşamak için,
Sınıfsız, sömürüsüz ve sınırsız bir dünya için,
Duyduğumuz sorumluluk bilinciyle, öfkelendiği için demokratik haklarını kullanan halka uygulanan; katliamlar, ağır yaralanmalar, hukuksuz gözaltılarla sonuçlanan devlet terörünü lanetliyor ve bu şiddetin derhal durdurulmasını, açık ve anlaşılır biçimde halktan özür dilenmesini bekliyoruz.

A. Adnan Azar, Abdülkadir Budak, A. Galip Kabasakaloğlu, Abdullah Nefes, Abdülkadir Paksoy, Ada Öztürk, Adnan Caymaz, Adnan Gerger, Ahmet Aydın, Ahmet Telli, Ahmet Yıldız, Akif Kurtuluş, Alaattin Topçu, Ali Balkız, Ali Rıza Kars, Arıkan Demirci, Arif Berberoğlu, Attila Aşut, Aydan Yalçın, Aydanur Saraç, Aydın Afacan, Ayhan Bingöl, Ayşe Kaygusuz Şimşek, Ayten Kaya Görgün, Babür Pınar, Banu Kıran, Barış Çelimli, Bircan Çelik, Celal İlhan, Celal İnal, Cengiz Kaplan, Cevahir Bedel, Çiğdem Sezer, Ejder Demir, Emrah Serbes, Eray Karınca, Erdal Atıcı, Eren Ali Gül, Erhan Kuzhan, Erhan Pınarbaşı, Ertuğrul Özüaydın, Ethem Baran, Fadıl Öztürk, Faruk Güçlü, Fettah Köleli, Gülsen Gülbeyaz, Gülümser Heper, Günay Güner, Gürsel Korat, Hasan Hüseyin Beydil, Hasan Sertkaya, Hasibe Ayten, Haydar Ünal, Hüseyin Atabaş, Hüseyin Şahin, İbrahim İspir, Jan Paçal, Kerim Akbaş, Mahmut Sezen, M. Mahzun Doğan, Mehmet Aydın, Mehmet Öngeoğlu, Mehmet Özer, Murat Kalaycıoğlu, Mustafa Albayrak, Müslüm Kabadayı, Necati Aslanmirza, Nevin Koçoğlu, Nizamettin Uğur, Nursen Kurban, Orhan Göksel, Orhan Tüleylioğlu, Osman Mehmed, Osman Namdar, Özcan Öztürk, Ramazan Teknikel, Recai Ulutaş, Sema Güler, Serap Erdoğan, Serdar Aydın, Serdar Koç, Suat Öney, Sultan Su Esen, Şenay Eroğlu Aksoy, Tayfun Özkan, Turgay Delibalta, Turgut Koçak, Turgut Türksoy, Ufuk Koca, Umut Yaşar Abat, Vedat İçen, Volkan Şenkal, Zerrin Taşpınar.

Yaşanan olaylarla ilgili hukuki başvuru yapma kılavuzu

YAŞANILAN OLAYLARLA İLGİLİ HUKUKİ BAŞVURU YAPMAK İSTEYENLER İÇİN KILAVUZ

 Başvurabileceğiniz hukuki yollar nelerdir?

 Hukukçu olmayanlar için tavsiyeler!

1)      Hukukta haklı olmak yetmez. İspat etmek de gerekir!

2)      Lütfen delilleri kaybetmeyin! Video kayıtları, ses kayıtları, fotoğraflar, hastaneye gitmişseniz hastane belgeleriniz, raporlar, tanık beyanları ve olayın gerçekten olduğunu kanıtlayabileceğiniz diğer her şey delil olarak kullanılabilir.

3)      Sakın gecikmeyin! Vücudunuzda delil varsa onlar iyileşip, yok olmadan başvuruları yapın! Belgeleri toplayın. Özellikle biber gazı benzeri müdahalelerin derhal belgelendirilmesi gerekir. Vücudunuzda iz varsa, sıcağı sıcağına fotoğrafını çekin. Size yönelik bir fiilin işkence veya kötü muamele olarak kabul edilebilmesi için mutlaka sağlık raporu ile belgelendirilmesi gerekmektedir.

4)      Elinizdeki belgelerin mümkünse birer kopyasını yapın, fotokopi çekin. Örneğin dijital kayıtları yedekleyin, fotoğrafı çektiğinizde kendinize e-maille de gönderin.

5)      İşlenmediğini bildiğiniz bir suçu, ASLA sanki işlenmiş gibi ihbar etmeyin! Aksi takdirde ‘iftira’ suçunu işlemiş olursunuz ki bunun üç yıla kadar cezası var. Ayrıca amaç intikam almak değil, adaletin yerini bulmasını sağlamak, unutmayın.

6)      Aşağıda başvurulabilecek hukuki yollar yer alıyor.

 

 

A)     Suç duyurusu:

 

  • Mağduru olduğunuz veya işlendiğini bildiğiniz bir suçla ilgili olayın gerçekleştiği yer, İstanbul Avrupa yakasında ise Çağlayan Adliyesi’nde, İstanbul Anadolu yakasında ise iseniz Kartal Adliyesi’nde bulunun. Diğer şehirlerde olay nerede olduysa oradaki adliyede bulunan müracaat savcılığına giderek suç duyurusunda bulunabilirsiniz.

 

  • Suç duyurusunda bulunmak ücretsizdir! (Adliyelerde bulunan Baro Odalarından hazır suç duyurusu dilekçeleri alınabiliyor veya aşağıdakini kullanın)

 

  • Nelerle ilgili suç duyurusunda bulunulabilir?

–          Gereğinden fazla güç kullandığı için yaralanmanıza neden olan polisler (illa vücudunuzda bir yara olmayabilir, görünmese de sağlığınıza gelen zararlar yaralanma sayılabilir);

–          Size ya da başkalarına saldıran siviller;

–          Yüzünüze ya da sosyal medya yoluyla yapılan tehditler;

–          Yüzünüze ya da sosyal medya yoluyla yapılan hakaretler;

–          Gözaltına alındıysanız: durumun derhal Savcıya bildirilmemesi, haklarınızın hatırlatılmaması, kötü muamele ve gözaltı sürecinde hukuka aykırı diğer hususlar.

 

  • Lütfen dilekçede ayrıntılı biçimde ve kronolojik olarak olan biteni anlatın. Tam olarak ne, ne zaman, nerede oldu? Konuyla ilgili olabilecek her şeyi yazın. Size önemsiz görünen ancak hukuki açıdan suçun niteliğini değiştirecek herhangi bir şey olabilir. Lütfen kızgın olmayan, hakaret içermeyen resmi bir dil kullanmaya çalışın. Suç mağduru genelde olayı yazarken/anlatırken utanır-yazmaktan sıkıntı duyar. Şahsınıza küfredildiyse bu küfrün ne olduğunu açıkça yazın, kötü muamele varsa bunu detayları ile abartmaksızın belirtin.

 

  • Dilekçede işlenen suçun adını veya Türk Ceza Kanunu’ndaki numarasını belirtmenize gerek bulunmuyor. Suçun ne olduğuna savcılıklar karar verecektir. Ancak isterseniz görevi kötüye kullanma, haksız arama, haksız gözaltı, kasten yaralama, tehdit vs. gibi suçları belirtebilirsiniz.

 

  • Suçu işleyen kişinin adını da bilmenize gerek yok. Ancak işlenen suçu mümkün olduğunca detaylı tarif edin ve delillerle destekleyin. Suç duyurusunu, örneğin ‘polis teşkilatı’, ‘hükümet’, ‘medya’ hakkında yapamazsınız. Ama belirli bir kişi, grup, polis, spiker, memur vs. hakkında yapabilirsiniz.

 

 

  • Veya aşağıdaki dilekçe formatını kullanabilirsiniz:

 

 

**********************************************************************

 

Tarih

(İSTANBUL) CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

 

 

 

MAĞDUR : (İsim, TC kimlik nonuzu ve adresinizi de yazın)

 

ŞÜPHELİ:  (Adını bilmiyorsanız detaylı tarif etmeniz yeterli. Örneğin polis için: kasklarında sicil no’su  yazanlar olabiliyor)

 

SUÇLAR: (Kanunu bilmenize gerek yok, sizce hangi suçsa onu yazın)

 

SUÇ YERİ VE SUÇ TARİHİ:

 

AÇIKLAMALAR:

 

1. ……. (Tarih sırasına göre sırayla neler olduğunu madde madde yazın)

2. …….

3. ……….

 

İLGİLİ MADDELER: TCK, CMK ve ilgili mevzuatın ilgili maddeleri

 

SONUÇ VE İSTEM

 

Haklarında şikayetçi olduğum olaylardaki sanıkların tespit edilmesi ve cezalandırılması.

 

İsim-Soyad

İMZA

 

 

B) Diğer şikayet yolları

 

 

 

  • Eğer İçişler Bakanlığı veya Emniyet’e yapılan başvurulardan bir cevap alır ancak bunu tatmin edici bulmazsanız Kamu Denetçiliği Kurumu’na (Ombudsmanlık) başvurabilirsiniz: https://ebasvuru.ombudsman.gov.tr/giris.aspx . Keza, bu kurumlara yaptığınız başvurulara 60 gün boyunca cevap alamazsanız, yine Kamu Denetçiliği Kurumu’na (Ombudsmanlık) başvurabilirsiniz.

 

  • Kamu denetçisi, kamu idaresinin hatalı davrandığının kabulü, zararın tazmini, kanunda değişiklik gibi kararlar verebilir.
odtu_halklarin_kardesligi_icin_ayakta

ODTÜlüler, halkların kardeşliği için ayakta!

“11 Mayıs günü, Hatay-Reyhanlı’ da bombalar patladı. İki yıldır Suriye’ de patlayan bombalar bu kez Türkiye’ de resmi rakamlara göre 46, yerel bilgi kaynaklarına göre 200’ün üzerinde canımıza mal oldu. 200’den fazla yaralı var. Bombaları kimin patlattığı bellidir. Bellidir çünkü biliyoruz ki bu bombalar AKP’ nin nefretinden oluşmuştur. Bellidir çünkü bölgedeki gerginliğin en büyük kışkırtıcısı emperyalizmdir, onun taşeronu AKP’ dir. Bellidir, çünkü daha dün Rojava’da Kürt halkına saldıran AKP beslemesi, ÖSO adlı eli silahlı çeteler bugün de Hatay halkını katletmektedir. Bellidir, çünkü bu patlamaların en büyük sorumlusu emperyalizmin taşeronu olan Türkiye’deki iktidar ve onun dış politikasıdır. Katliamın en büyük sorumlusu, Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu istifa etmelidir ve hesap vermelidir. 1 Mayıs 1977’de, Sivas’ta, Maraş’ta ve daha bir çok yerde yapılan devlet katliamlarının sürdürücüsü, Roboski katliamının sorumlusu olan AKP, Cumartesi günü gerçekleşen katliamın da sorumlusudur. Hükümet ve yandaş basın; yıllardır savaşa ve katliamlara karşı mücadele eden devrimcileri katliamın sorumlusu gibi göstermeye, katliamların faillerini bu şekilde korumaya çalışmakta hatta devrimcileri ÖSO eliyle tehdit etmektedir. Oysa katliamın ardından Hatay’da yükselen “hükümet istifa” sloganları sorumluları doğrudan işaret etmektedir. AKP Hükümeti bu katliamın hesabını vermelidir. Hükümet, işbirlikçiliğinin ve katliamcılığının hesabını vermelidir.Sınırları önemsizleştireceğiz diyenler sınırları gerçekten önemsizleştirmiş, bölge halklarının yaşadığı katliamları Hatay’a kadar taşımıştır. Hatay’da patlayan bombalar, yarın Ankara’da, İstanbul’da patlayacak bombaların öncüsü olabilir. Kahrolsun emperyalist savaş! Yaşasın halkların kardeşliği! Kahrolsun AKP! 14 Mayıs günü 13.00’te Fizik önünde toplanıp bölgede yaşanan ve yaşanacak savaşları önlemek için toplanacağız. Katliam varsa ders yok diyeceğiz!”

dolandiricilik

Hacettepe Bahar Şenlikleri’nde 50 Cent konseri neden iptal oldu?

HÜ Öğrenci Temsilcileri Konseyi üyelerinden biri, ÖTK Facebook sayfasında, daha önce duyurusu yapılan bir konserin neden iptal olduğunu ve ÖTK yolsuzluklarını anlattı. Daha sonra sayfaya erişim -muhtemelen başka bir kullanıcı tarafından- tamamen engellendi.

Yazı şöyle:

“50 Cent konseri neden iptal oldu?

Hacettepeliler,

Bu yazıyı vicdanını daha fazla dizginleyemeyen bir Hacettepe ÖTK Yönetim Kurulu üyesi olarak yazma ihtiyacı hissettim. 50 Cent ismi ilk telafuz edildiğinde de Hacettepe Şenliklerinin biletlerden para kazanılan ve kar edilen bir organizasyon değil, öğrenciye maddi yük binmeksizin öğrenciyi eğlendiren bir festival olması gerektiğini savunan kişiydim. Fakat içimizdeki gözünü para bürümüş canavarı bir türlü yenemedik(belki ben de dahil). Hacettepe veya hiçbir üniversitenin şenliğinde biçilmemiş bir fiyatla biletleri 30 TL’den satışa çıkardık(normalde en fazla 10 TL olur), gece-gündüz sponsor gezdik, anlaşmalar imzaladık, yemek standlarını yüksek fiyatlara sattık. Daha bilet paralarını tahsil etmeye başlamadan, şu an için 138000 TL kara geçmişken, 50 Cent 26000 TL ek ücret talep etti diye anlaşmayı feshettik. Sadece 50 Cent için bunca bilet almış insanı mağdur ettik. Biz neyi amaçladık? Biz temsilciydik, tüccar veya organizatör değildik ki. Biz öğrenciler için mi çalışıyorduk, cebimizi doldurmak için mi? İşte son günlerde bu sorunun cevabını vermek benim için artık tahammül edilemez bir vicdan muhasebesiydi. Buradan hakları bize geçmiş olan tüm arkadaşlarımızdan bizleri affetmelerini diliyorum çünkü bir diğer mesele ÖTK Gezileridir. Bize gezilerimizde 10’ar tane otobüsü, hem İstanbul hem de Çanakkale Gezisi için üniversitemiz ücretsiz tahsis etti. Ayrıca oralarda yiyeceğimiz ve içeceğimiz her şeyi yine üniversitemiz kumanyalar halinde SKS’den ücretsiz olarak karşılattı. Ama biz, hiçbir masrafımız olmadığı halde İstanbul Gezisi için kişi başı 30 TL, Çanakkale Gezisi için kişi başı 75 TL para topladık. Bu da toplamda 30000 TL’ye yakın bir kar yaptı ve bu parayı yönetim kurulunda paylaştık. Tabi bazen araba kiraladık, batıya tatile gittik buralardaki masraflarımızı da buralardan karşıladık. Kendimize edindiğimiz felsefe ise, Başkanımız Şenol’un bize öğütlediği “Biz arkadaşlarımız için çok çalışıyoruz, çok koşturuyoruz. Elbet bunun bir karşılığı olacak. Bu parayı paylaşmak bizim hakkımız” vicdan rahatlatmasıydı. Bunlar size şaka gibi geliyor olabilir ama maalesef Hacettepe Tarihi’nde ilk defa bu üniversite yönetiminde; ÖTK’nın bütçesi, gelir-gider’in ne olduğu hiç sorgulanmadı. Rektörlük bunu iyi niyetli olarak, bize güvendiği için böyle yaptı ama biz hayatımızda görmediğimiz kadar parayı bir arada görünce (kendim de dahil) değiştik. Daha söylemek istediğim çok şey var ama buraya sığdırmam mümkün değil. Biz binlerce arkadaşımızın hakkını yedik. Ve bunun hesabını nasıl vereceğimizi hiç bilmiyorum. Bu yazıyı yazma gereğini hissettiğim, bardağı taşıran son damla şu diyalogdu:

Yön. Kurulu Üyesi: “Başkanım, bu kadar insan 50 Cent için bilet aldı. Zaten şu anda bile 150000 TL’ye yakın karımız var. 26000 için sözleşmeyi feshetmemiz mantıklı mı? İnsanlara ne diyeceğiz?”
Başkan: “Beni o biletleri alanlar ilgilendirmiyor, ben kendimi ve sizleri düşünüyorum. Hepimiz Ocak ayından beri koşturuyoruz, bu paralar alnımızın teri. O paradan 26 TL bile eksiltemeyiz”

Belki bu yazıdan sonra ihraç edileceğim. Belki yönetim, internete üç beş belge koyup insanları kandırarak ispat etmiş olacak ve bir anda beni ifşa edip yalancı yapacaklar(Zaten her şeyi kılıfına uygun ve açık vermeyecek şekilde yaptık). Belki de umurlarında bile olmadan kazandıkları paraya bakacaklar. Bunları tam olarak kestiremiyorum ama benim şimdi biraz da olsa içim rahat. Durum budur Hacettepe, işte biz bunları yaptık…”

muratelbay

Ar. Gör. Murat Elbay anısına fidan dikimi / ODTÜ

ANLATILAN SENİN HİKAYENDİR!
Araştırma görevlileri olarak bugüne kadar hep “güvenceli gelecek” istedik; “iş güvencesi olmadan akademik özgürlük, akademik özgürlük olmadan bilim olmaz” dedik. Ama bugün “güvenceli iş — güvenceli gelecek” talebimize “güvenceli yaşam” talebini de eklememiz gerektiğini görüyoruz. Bugünün üniversite yapısı sadece geleceğimizi güvencesizleştirmekle kalmıyor; aynı zamanda yaşama dair umutlarımızı da elimizden alıyor. 18 Nisan’da Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Murat Elbay arkadaşımız arkasında “Hayattan zevk almıyorum. İşyerinde de mutlu değilim. Başarılı olduğumu düşünmüyorum” ifadelerini içeren bir not bırakarak aramızdan ayrıldı. Biz meselenin arkadaşımızın başarısızlığıyla hiçbir ilgisi olmadığını biliyoruz. Sorun, bizleri açık ve net bir iş tanımı olmadan, mobbing’e maruz bırakarak, senet baskısı altında, güvencesizlik tehdidiyle çalışmaya zorlayan; sadece emeğimizi değil, varlığımızı da görünmez kılan, en tepedeki YÖK’ten, en alttaki birime kadar katı bir hiyerarşi içinde örgütlenmiş bir akademik yapıda ve onun ürettiği bireyselleşmiş, rekabetçi ve baskıcı akademik kültürde yatmaktadır. Oysa bilimsel üretim denilen faaliyetin kendisi kolektiftir; dayanışmacı ve özgürlükçü bir kültürü gerektirir.
İşte Murat arkadaşımız aslında tam da bunlara itiraz ediyordu. Bu itirazı paylaşan bizler; O’nun anısını yaşatarak, bizleri maruz kaldığımız sorunlarla bireysel olarak yüzleşmek zorunda bırakan bu yapının karşısında dayanışmamızı ve mücadelemizi ilan ediyor ve üniversitelerdeki tüm araştırma görevlilerini 18 Mayıs’ta Ankara’da yapacağımız Asistan Eylemi’ne davet ediyoruz. Çünkü anlatılan sadece Murat’ın değil; hepimizin hikayesidir!

Çağrıcı Kurumlar
ODTÜ ASİSTAN DAYANIŞMASI
HACETTEPE ASİSTAN PLATFORMU
İTÜ ASİSTAN DAYANIŞMASI
BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ ASİSTAN DAYANIŞMASI
MARMARA ÜNİVERSİTESİ ASİSTAN DAYANIŞMASI
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ASİSTAN DAYANIŞMASI
YEDİTEPE ASİSTAN DAYANIŞMASI
EĞİTİM-SEN VAN YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ TEMSİLCİLİĞİ
EĞİTİM-SEN ANKARA ÜNİVERSİTESİ TEMSİLCİLİĞİ
EĞİTİM-SEN ANKARA 5 NOLU ÜNİVERSİTELER ŞUBESİ
EĞİTİM-SEN İSTANBUL 6 NOLU ÜNİVERSİTELER ŞUBESİ

Destekleyici Kurum
AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ELEMANLARI DERNEĞİ

insanlık101-2

İnsanlık101-Ders 2: Kanser hastası kadından ikinci insanlık dersi

Edirne’yi ziyaret eden Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’dan kullanması gereken ilaçlar için destek talebinde bulunan, fakat bakanın cebine para sıkıştırması ile karşı karşıya gelen kanser hastası üniversite öğrencisi kadın bugün o Edirne Valisi Hasan Duruer ile görüştü.

Valinin, kendisi gibi başka hastalara da yardım ettiğini ve ona da yardım edeceklerini söylemesi üzerine, Dilek şöyle konuştu:

“Peki ilaçlar neden serbest piyasa? Neden devlet bu konuda elini eteğini çekmiş durumda? Çünkü ben ve benim gibi insanlar sizler gibi mevki ve makam sahibi değiliz. Haliyle birçok şeye sizin gibi kolaylıkla ulaşamıyoruz. Ben hastalığımı öğrendikten sonra ailece oturup üzülemedik dahi. Çünkü bize böyle bir gerçeklikten bahsettiler. Başta inanmak istemedim ama süreç gerçekten öyle işliyordu, her başvurduğum yerde ilaç yok dendi. İlaç var denen yerlerde de büyük hayal krııklığına uğradım.”
Lenf kanseri olduktan sonra ilaçlarını alamadığını, başvurduğu devlet kurumlarının kendisine yardım etmesi için kendisi gibi lenf kanseri olan birini danışman olarak önerdiğini söyleyen Dilek, “benim için çok çok zor, çünkü kendisi Amerika’dan Fransa’dan Hollanda’dan ilaçlarını tedarik etmiş, benim hayatımda ilk kez 3 yıl önce üniversite deneyimim oldu, o da üniversite dolayısıyla burasıydı” dedi.

“Tamam önemli insanlarsınız. Önemli işleriniz var. Ama bir insan sağlık için yardım istiyorsa aciliyeti vardır demek. Bunun diğer randevuların önüne geçebilmesi gerekiyor.”

“Devletin bu başındaki insanların orada olmalarının sebebinin Türkiye vatandaşını, tüm bireylerin ihtiyaçlarını cevap verebilmeleri açısından orada olduklarını sanıyorum. Öyle midir hala bilmiyorum ama öyle sanıyorum. Sadece bu düşünceyle kendisinin bir iki dakika beni dinlemesini istedim. Ben ilaç deyince o bana para dedi.”

odtuyesahipcikotoyolahayir_b

ODTÜ İmar Planı,Yollar ve Eymir Gölü ile İlgili Basın Toplantısı’nın Notları

ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Acar, Rektörlük Toplantı Salonu’nda düzenlediği basın toplantısında basında yer alan iddialarla ilgili açıklamalarda bulundu. Basın toplantısından satır başları şu şekilde:

ODTÜ Camiasının ve Sivil Toplum Kuruluşlarının Tepkisi

Son haftalarda, yazılı ve görsel medyada ve sosyal iletişim ağlarında yoğun olarak tartışılan 3 konuda basında çıkan bazı haber ve demeçler, eksik ve yanlış bilgi içermektedir. Bu haber ve demeçler nedeniyle; gerek Eymir Gölü’nün ve ODTÜ Ormanının değerini bilen ODTÜ’lü ve Ankaralılar gerekse ODTÜ Dostu ve sivil toplum kuruluşları haklı endişeler yaşamaktadır.
ODTÜ olarak, zamanımızı ve enerjimizi, eğitim, araştırma ve toplumsal sorumluluk alanlarındaki projelerimize yöneltmek istememize rağmen, basında çıkan eksik ve yanlış haberler, ODTÜ’ye ve ODTÜ’lülere yöneltilen haksız eleştiriler ve bu haberlerle ilgili olarak gelen yüzlerce destek mesajı ve dilekçesi, bu konuda bir açıklama yapılmasını zorunlu hale getirmektedir.

İmar Planı Konusu

Ankara Büyükşehir Belediyesi (BŞB) 2008 yılında “ODTÜ binalarının kaçak olduğu” suçlamasıyla 45 bina grubunun yıkılmasına ve Üniversiteye yaklaşık 1,8 trilyon TL ceza kesilmesine karar vermiştir.
ODTÜ Rektörlüğü yıkım ve ceza kararlarını mahkemeye götürmüş ve açtığı 45 ayrı davaya bakan farklı mahkemelerin hepsi, yıkım ve ceza kararlarının yasal dayanağı olmadığını ve kamu yararına aykırı olduğunu hükme bağlamıştır.
İddia edilenin aksine, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, kurulduğu günden bu yana planlı bir şekilde gelişmiştir. ODTÜ’deki yapılaşma şehir planlaması ve mimarlık alanında en üst standartlarla yürütülmüştür. ODTÜ Ankara yerleşkesi, çok sayıda uluslararası mimarlık ve çevre ödülleri almış, “Cumhuriyet Döneminin En Önemli 20 Mimari Eseri” arasında sayılmıştır.
Kamuoyuna, “ODTÜ’nün imar planı yoktur.” şeklinde yanlış bilgi verilmektedir. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin, 1994’te Ankara BŞB tarafından onaylanmış 1/5.000’lik ve 2008 yılında Çankaya Belediyesi tarafından onaylanmış 1/1.000’lik imar planları vardır. Ancak, Ankara BŞB’si, Eylül 2008’de aldığı bir kararla bu planları reddetmiş ve yeniden “Koruma Amaçlı İmar Planı” yapılmasını talep etmiştir.
Koruma Amaçlı 1/5.000’lik İmar Planı çalışması, Ankara BŞB’nin de dahil olduğu yasal aşamalar izlenerek yürütülmüştür. Ankara BŞB tarafından talep edilen “Koruma Amaçlı İmar Planı”, onay için BŞB’ne sunulma aşamasına gelmiştir.

Düzenleme Ortaklık Payı (DOP) Konusu

Son bir ay içinde Ankara BŞB Başkanı’nın basında çıkan demeçlerinden, 1/5.000’lik İmar Planının onaylanması için ODTÜ arazisinin %35 – %40’ını Düzenleme Ortaklık Payı (DOP) olarak talep etme niyeti olduğu anlaşılmaktadır. ODTÜ’den ve benzer durumdaki diğer kampus üniversitelerinden İmar Kanunu’nun 18. maddesinde yer alan DOP olarak arazi talep edilmesi yasanın ruhuna aykırıdır. Çünkü, (1) bir kamu üniversitesi olan ODTÜ’nün arazisinin imar planı onayından sonra satılması veya bu araziden rant elde edilmesi söz konusu değildir. (2) İmar düzenlemesi ile ODTÜ arazisine yeni nüfus yerleşmesinden bahsedilemez. (3) ODTÜ yerleşkesinde yol, yeşil alan ve diğer sosyal donatı zaten Üniversite tarafından sağlanmıştır. ODTÜ’nün, kendisine verilen arazi üzerinde oluşturduğu ve bugün 3000 hektarı kaplayan “ODTÜ Ormanı” ile sadece Üniversitenin yeşil alan ve rekreasyon ihtiyacını karşılamakla kalmamış, birçok batı kentinde örneği gördüğümüz ve özenle korunan bir kentsel yeşil alan, Ankaralıların kullanımına açık bir “akciğer” yaratmıştır.
ODTÜ Arazisi çok sayıda doğal sit alanını ve tarihi sit alanını bünyesinde barındırmaktadır. Bugün Türkiye’de ve dünyada nadir bulunan çok sayıda canlının – çiçek, bitki, kelebek, kuş, diğer yabani hayvan – yaşadığı bir bölgedir.

Eymir Gölü Konusu

Ankara BŞB Başkanı bazı aralıklarla, “Eymir Gölü’nü Halka Açacağız.” türü demeçler vermektedir. İmar Planının onaylanması aşamasında Ankara BŞB tarafından, DOP karşılığı olarak Eymir Gölü’nün ODTÜ’den talep edileceği gazetelere yansımaktadır.
ODTÜ, yıllardır kendi olanaklarıyla Eymir Gölü’nün çevresini ağaçlandırmış, doğal çevresini kirliliğe ve çarpık yapılaşmaya karşı korumuş ve hep Ankaralıların kullanımına sunmuştur. Eymir Gölü’ne yaya girişlerde bir kısıtlama veya ücret söz konusu değildir. Sadece doğal çevreyi ve kullanıcıları aşırı araç trafiğinden korumak amacıyla özel araç girişleri için Göl Kartı istenmektedir
Kıyı Kanunu su havzalarında kıyıdan itibaren 100 metrelik bantın kamuya açılmasını emreder. Tüm göl bölgesi, Or-An Bölgesindeki ODTÜ Ormanı kamuya açıktır.
Eymir Gölü bugün halkın rekreasyon ihtiyacına cevap verdiği gibi eğitim ve bilimsel araştırma amaçlarıyla da yoğun olarak kullanılmaktadır.

Yol ve Kent-İçi Ulaşım Konusu

Son ay içinde Ankara BŞB Başkanı, ATO ve ASO Başkanları ODTÜ arazisi içinden yol geçirilmesi konusunda basında demeçler vermişler ve “ODTÜ, Ankara’nın Gelişmesini Engellemesin” şeklinde ifadeler kullanmışlardır.
Kamuoyunda tartışmaya açılan yollardan bir tanesi, “Anadolu Bulvarı”nı “Konya Yolu”na bağlayan yol projesidir. Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Anadolu Bulvarı’nı Konya Yolu’na bağlayacak güzergah üzerindeki araziyi 1993 yılında Karayolları’na terk etmiştir.
Gündeme tekrar getirilen ikinci proje ise; Ankara Büyükşehir Belediyesi’nce yapılan 1/25000 ölçekli planda bulunan Bilkent Yolu ile Anadolu Bulvarı arasında ve Eskişehir Yolu’na paralel olarak önerilen yoldur. ODTÜ’nün eğitim binaları arasından geçmesi planlanan bu yol, ”şehircilik ilkeleriyle bağdaşmadığı, üniversitenin bütünlüğünü bozacağı, can tehlikesi oluşturacağı ve kamu yararına aykırı olduğu” gerekçeleriyle mahkemeler tarafından uygun görülmemiştir. Ancak ODTÜ, doğal ve arkeolojik sit alanları ile orman olarak tescil edilmiş alanları tahrip etmeden yapılacak tünel uygulamalarını hep önermiş ve desteklemiştir.
Ankara’nın trafik sorununun çözümü için, yeni yollar açmaktan çok, toplu taşıma sisteminin geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Eskişehir yolu aksında, araç trafiğinin her gün artmasının başlıca nedeni metro sisteminin uzun yıllardır hizmete sokulmamasıdır. Metro ve diğer toplu taşıma sistemleri devreye girmediği taktirde, Ankara’nın ulaşım sorunlarına kalıcı çare bulunamayacaktır.

Basın Toplantısının tamamının videosu http://www.metu.edu.tr/tr/odtu-imar-plani-yollar-eymir-golu-ile-ilgili-basin-toplantisi-notlari linkinde

Basın toplantısı sunumu: http://www.metu.edu.tr/sites/default/files/ODTU_imar.ppt linkinde

 

18 Mart 2013 Hacettepe Üniversitesi Öğrencilerinin Basın Açıklaması

Basına ve kamuoyuna

Bugün Hacettepe Üniversitesi’nde Türk Dünyası ve Araştırmaları Topluluğu adı altında örgütlenen ülkücü faşist çetenin ve polisin ortak saldırısıyla karşılaşmış bulunmaktayız. Aslında bu topluluğu üniversite öğrencilerine bıçak çeken ve yüzlerinde maskelerle geceleri üniversite öğrencilerine saldıran eli satırlı bir çete olarak tanıyoruz. Dolayısıyla bugün yaşananın 18 Mart’la bir ilgisi bulunmamaktadır. Ortada rektörlük tarafından ve polis tarafından korunan faşist bir provokasyon vardır. Bu provokasyona Çanakkale Savaşı alet edilmek istenmiştir.

Göreve geldiği günden itibaren demokratik bir maske altına bürünen Murat Tuncer’in ilk vukuatı bu değil. Daha önce de okulu basmaya gelen faşist çetelere misafirlerim diyen, Sivas Katliamı anmalarına saldıran gerici güruhları sahiplenen Murat Tuncer demokrat değildir. ODTÜ’de polis şiddetini değil öğrencileri kınayan Tuncer’in gaz bombası ihalesini iptal etme şovu boşa düşmüştür.

Son dönemde üniversiteler bilimsel üretimleri ve sosyal, kültürel yönleriyle değil polis şiddeti ve soruşturma,ceza terörüyle gündeme gelmektedir. Hacettepe’de yaşananların ODTÜ’de ve Osmangazi Üniversitesi’nde yaşananlardan hiçbir farkı bulunmamaktadır. Üniversite öğrencileri olarak bizler yaşam alanlarımızda faşistlere, gericilere ve piyasacılara karşı direnmeye devam edeceğiz. Üniversiteleri teslim etmeyeceğiz. Üniversiteler bizimdir.

Hacettepe Üniversitesi Öğrencileri

Beytepe’de gaz bombalı saldırı from Ali Haydar on Vimeo.

videoeylem_alg

karahaber ve balikbilir videoeylem atölyesi – odtü sosyoloji günleri

OdtÜ 2002 -2012: Video/düşünüm Atölyesi I & II

Ulus Baker, duygular sosyolojisini, hislerin ve sezgilerin, pratik bilgeliğin sosyolojisi üzerine kurarken, duygular ile onları somut yaşam koşulları içinde görselleştirebilme ihtimali arasında güçlü bağlar olduğunu iddia ediyordu. Ona göre, duygular tarif edilmekten çok “görülebilen” şeylerdi, ancak imajlarla ile harekete geçirilebilir. Bir “ars memorativa”, hatırlatma sanatı olarak videonun gücü de burdan geliyordu.

Bizler, Karahaber ve Balıkbilir video/eylem atölyeleri olarak, 2002-2012 yılları arasında OdtÜ yerleşkesindeki video kayıtlarımız üzerinden, üzerine düşünülebilecek görsel bir kısa tarih sunmak, görmek ve göstermek istiyoruz.

ODTÜ – İİBF – Siyaset Bilimi ve Ekonomi Toplulukları Odası
11 Mart Pazartesi 11.00 – 12:30
12 Mart Salı 11.00 – 12:30

Katılacak videoaktivistler
karahaber videoeylem atölyesi’nden
– tennur baş
– özlem sarıyıldız
– özhan önder
– oktay ince
balıkbilir videoeylem atölyesi’nden
– onur metin

İki adet atölye yapılacaktır. Atölyeler 11 Mart Pazartesi ve 12 Mart Salı günleri 11.00-12.30 saatleri arasında olacaktır. Atölyeler birbirini takip edeceği için ilgilenenlerin her iki atölyeye de katılmalarını rica ediyoruz.

Kampüse girmek için ücretsiz davetiyeleri Kızılay Konur Sokak’taki Kitapça Kafe’den, AŞTİ’de Keyf-i Alem’den ve 100. Yıl’da Komünist Bakkal’dan (Sarıpınar Gıda) edinebilirsiniz.

76618_kağıt_toplayıcısı-480x268

Çağdaş Hukukçular Derneği’nin yanındayız, çünkü

Atık Kağıt İşçileri olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…

Zabıta bizi haksız yere dövdüğünde, el arabamızı elimizden aldığında, yok yere gözaltına aldığında, depolarımızdan bizi çıkartmaya çalıştığında ÇHD avukatları yardımımıza yetişti. Adliyenin, hastanenin, karakolun önünde arkadaşlarımıza yardım etmeye çalışırken onlar bizim yanımızdaydı. Sadece ekmeğimizi kazanmaya çalışmamıza rağmen suçlu muamelesi gördüğümüzde ÇHD avukatları bize hakkı savunulacak vatandaş muamelesinde bulundular. Belediyeler bize “kaçak çöp avcısı” derken, onlar bizi “atık kağıt işçisi” olarak tanıdılar. Hiç karşılık beklemeden bizi savundular.

Dışarıdaki Gazeteciler olarak ÇHD’nin yanındayız çünkü…

Haber izlerken polis şiddetine maruz kaldığımızda, haber peşinde koşarken gözaltına alındığımızda, yayımlanmamış kitaplarımız bilgisayarlardan silinip yasaklandığında, bir gün sabaha karşı evlerimiz basılıp karakollara götürüldüğümüzde, sadece mesleğimizi yaptığımız için hiç ilgimiz olmayan torba davalara dahil edilip zindanlara atıldığımızda yanımızda ÇHD avukatları vardı. Sadece hukuki süreçlerde bize destek olmakla kalmadılar, tutuklu meslektaşlarımız için düzenlediğimiz kampanyalarda hep bizimle oldular. Davalardaki hukuksuzlukların, basına ve kamuoyuna sağlıklı bir şekilde yansıması için haberlerimizin bilgi kaynağı oldular. Biz “tutuklu gazetecilere özgürlük” derken onlar bizim yanımızdaydı. Şimdi biz de “tüm tutuklu avukatlara, öğrencilere, gazetecilere, tüm siyasi tutuklulara özgürlük” diyoruz.

Ev İşçileri Dayanışma Sendikası olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…

Çalıştığımız evlerde tacize, tecavüze, şiddete maruz kaldığımızda ÇHD avukatları yardımımıza koştular. Polise ifade verirken, mahkemeye çıkarken, göçmen arkadaşlarımız için desteğe ihtiyaç duyduğumuzda onlar yanımızdaydı. Sendikamıza kapatılma davası açıldığında ÇHD avukatları bize yol gösterdiler. Onlarla tanıştıktan sonra artık daha az korkar olduk. Kendimizi daha az yalnız hissettik. Bir sorun yaşadığımızda içimize atmak, saklamak, sinmek yerine hakkımızı aramayı biraz da avukat dostlarımızdan öğrendik.

Göçmen Dayanışma Ağı olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…

Beyoğlu Emniyet Amirliği’nde bir polis memurunun silahından çıkan kurşunla öldürülen Festus Okey’in haklarını savunmak için vakanın olduğu günden, davanın sonuçlandığı güne kadar Festus’un haklarını savunup, suçluların cezalandırılması için mücadele ettiler. Emniyetteki kamera görüntülerini, davanın en büyük delillerinden birisi olan Festus’un kanlı gömleğini kaybeden, kimlik bilgilerini tespit edemediği bahanesiyle yıllarca davayı fiilen işlemez hale getiren mahkemenin her duruşmasında, ÇHD avukatları mahkeme heyetinin adaletsizliğine karşı Festus’un vekilliğini yapmak için oradaydılar. Başbakan Erdoğan Türkiye’de kayıt dışı çalışan Ermenistanlıları sınır dışı edebileceklerini söylediğinde, bu durumu protesto eden yine ÇHD oldu. ÇHD avukatları, adaletin vatandaşlar için bile işlemediği bu düzende kağıtsız göçmenlerin haklarını savundular.

İnşaat İşçilerinin Derneği olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…

Şantiyelerde iş kazası geçirdiğimizde, işveren iş kazası raporunu tahrif ettiğinde, tazminat davası açmayalım diye bizi tehdit ettiğinde ÇHD avukatları bize cesaret verdiler. İşçi toplantılarında arkadaşlarımıza yasal haklarını öğretirken ÇHD avukatları bize yardım ettiler. İş cinayetine kurban giden arkadaşlarımızı işveren avukatlarına karşı ÇHD avukatları savundular. Bizler yasal prosedürleri anlamadığımızda onlar bize tek tek neler yapacağımızı öğrettiler. Eylemlerimizde bizi yalnız bırakmadılar.

Karadeniz İsyandadır Platformu olarak ÇHD’nin yanındayız çünkü…

Yaşam alanlarımız katledilmek istenirken, şirketlerin ve kamu görevlilerinin hukuksuzlukları karşısında yanımızda oldukları için; suyunu, vadisini, yaşam alanlarını savunan insanlar sindirilmek için yargılanırken “yaşamı savunmak yargılanamaz!” dedikleri için; Sinop Çernobil, Akkuyu Fukişima olmasın diye nükleere birlikte hayır dediğimiz için; doğa ve emek düşmanlarına karşı direnme hakkını savundukları için şimdi bizler de ÇHD’nin yanındayız. Doğaya, yaşama, savunmaya özgürlük!

Kent Hareketleri, İmece Toplumun Şehircilik Hareketi, Konut Hakkı olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…

Kışın ortasında sabahın köründe yüzlerce Çevik Kuvvet eşliğinde evlerimiz hukuksuz bir şekilde başımıza yıkılırken, mahallelerimiz sanki birer boş araziymiş gibi parsel parsel sermaye sahiplerine peşkeş çekilirken, ÇHD avukatları hakkımızı savundular. TOKİ’nin ve Belediyelerin hukuk tanımaz kentsel dönüşüm uygulamalarına karşı bizi bilgilendirdiler, hukuksal mücadelemize destek oldular. Bu hukuksuzluklara direnen komşularımız tutuklandığında, ÇHD avukatları yanımızda durdular.

Plaza Eylem Platformu olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…

Haksız yere işten atıldığımızda, kıdem tazminatlarımız gasp edildiğinde, kazanılmış haklarımız elimizden alınmak istendiğinde, işyerlerimizdeki sendikal faaliyetlerimizden dolayı işten çıkartıldığımızda, yöneticilerimiz tarafından mobbinge maruz bırakıldığımızda yanımızda her zaman ÇHD avukatları vardı.

Sosyal Haklar Derneği olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…

En temel haklarımıza ve en temel haklarımızı savunmaya çalışırken her birimize yapılan tüm baskı ve müdahalelere karşı, ÇHD avukatları sosyal haklarımızın savunucusu oldular. Yüzlerce öğrencinin eğitim hakkının tutuklamalar yoluyla gasp edilmesini raporlaştırırken, “tutuklu öğrencileri” de Türkiye gündemine taşıdılar. İşçi hakları konusunda en kapsamlı rehberi hazırladılar. Son yıllardaki bir çok işçi direnişinde sadece mahkeme salonlarında değil sokaktaki eylemlerinde de işçilerin yanında bulundular.

Yaşam İçin Direniş olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…

Derelerde köylerde yaşam için direnişlerin hukuk mücadelesini diri tutan ÇHD’li avukat arkadaşlarımız sayesinde bu güne dek yürütmeyi durdurmak, yasadışı uygulamalara karşı doğanın ve kültürlerin yok edilmesini ve talanı önlemek mümkün oldu. Doğayı, yaşamı savunanlara özgürlük!

Bizi bugüne kadar cesaret ve kararlılıkla savunan avukatlarımızı savunma sırası şimdi bizde.

Haksız yere tutuklanan ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, ÇHD İstanbul Şube Başkanı Taylan Tanay, ÇHD İstanbul Şube Sekreteri Güçlü Sevimli ve ÇHD üyesi avukatlar Ebru Timtik, Barkın Timtik, Naciye Demir, Güray Dağ, Şükriye Erden, Betül Vangölü Kozağaçlı derhal serbest bırakılmalıdır.

Biz adaleti birlikte mücadele ettiğimiz avukat dostlarımızdan öğrendik, onları tutuklayanlardan değil…

Atık Kağıt İşçileri, Dışarıdaki Gazeteciler, Ev İşçileri Dayanışma Sendikası, Göçmen Dayanışma Ağı, İmece Toplumun Şehircilik Hareketi,
İnşaat İşçilerinin Derneği, Karadeniz İsyandadır Platformu, Kent Hareketleri, Konut Hakkı Koordinasyonu, Plaza Eylem Platformu, Sosyal Haklar Derneği, Yaşam için Direniş İnsiyatifi

Akademisyenlerden Yeni Akit’e tepki

Öğrencilerden sonra öğretim elemanlarını da hedef gösteren Yeni Akit gazetesi ve habervaktim sitelerine tepkiler büyüyor.

Ankara Üniversitesi’ndeki solcu öğrencileri ve akademisyenleri, 31 Aralık tarihli “Öğrenci evi mi örgüt evi mi?” başlıklı haberinde hedef gösteren Yeni Akit gazetesi, öğrencilere müdahale etmemesi nedeniyle Ankara Üniversitesi yönetimini de suçlamıştı.

Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden Yrd.Doç.Dr. Reşat Barış Ünlü’den “kaos yanlısı hoca” olarak bahsederek hedef gösteren gazeteni yeni hedefi Doç.Dr. Gökhan Atılgan oldu.

“Bu Nasıl Hoca?” başlığıyla yayınlanan haberde Atılgan’ın Ertuğrul Kürkçü’yle panele katılması “Marjinal sol ve bölücü örgütlere mensup öğrencilerin kollandığı haberleriyle gündemde olan Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Gökhan Atılgan’ın her ortamda Marksizm propagandası yaptığı ve BDP yandaşı olduğu ortaya çıktı. Atılgan’ın, fakültede “kantin tayfası” diye tabir edilen PKK’lı ve Marksist öğrenci grubunun her taşkınlığının üstünü örttüğü, bu grubun faaliyetlerine çanak tuttuğu belirtiliyor.” ifadeleri kullanıldı.

Yeni Akit’in internet sitesi Habervaktim.com daha önceki günlerde de ODTÜ’de Erdoğan’ı protesto eden öğrencileri fotoğraflarını çember içinde yayınlayarak hedef göstermişti.

Akademisyenlerin “Yeni Akit’i ilgili makamlara ihbar ediyoruz” diyerek yaptıkları basın açıklaması şöyle.

——
Basına ve kamuoyuna
Geçtiğimiz günlerde Yeni Akit adlı yayın organı ve internet sitesi Haber Vaktim’in, Ankara Üniversitesi’nde çalışan iki öğretim üyesini, hiçbir şekilde suç olmayan görüş ve yaklaşımlarını cahilane ve toptancı bir biçimde malzeme ederek, alçakça hedef göstermesini dehşetle izliyoruz.

Bu yayınlarda fikirleri ve muhalif duruşları nedeniyle iki çok değerli akademisyen, lümpenliğin abartılı ve seçici diliyle suçlu gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu çirkin yayınları kaygıyla izleyen biz akademisyenler, söz konusu yayın organının baştan aşağı ayrımcı bir anlayış ve nefret kusan bir dille kurum ve kişileri hedef göstermesini kesinlikle kabul edilemez buluyoruz.

Yayın hayatı boyunca kendine ırkçı, ayrımcı, nefretle örülü, ajitatif ve insanlık dışı bir “haberciliği”/“muhbirliği” şiar edinmiş Yeni Akit/Haber Vaktim’in bu yayınları, hiç kuşku yok ki, geçtiğimiz günlerde ODTÜ’de Başbakan’a dönük protestolar ve ona karşı polis şiddetiyle başlayan tartışmalardan, Başbakan’ın öğrencisine ve birbirine sahip çıkan öğretim elemanlarını suçlayan demeçlerinden bağımsız düşünülemez. Başbakan’ın ve ona destek veren rektörlerin hakkaniyetsiz ve yakışıksız demeçleri, ODTÜ’de ve diğer büyük üniversitelerde öğrencilerin olduğu kadar akademisyenlerin de ciddi tepkisiyle karşılaşınca, nefret söylemine başvurularak, hedef gösterme furyasının başlaması, akademik özgürlüklere, üniversite özerkliğine, düşünce ve ifade özgürlüğüne, eleştirel düşünceye, protesto hakkına tahammülsüzlüğün ne kadar endişe verici boyutlara vardığının göstergesidir.

Üniversite özerkliğinin, bilimin ve eleştirel düşüncenin sistematik olarak yıpratıldığı, üniversitelerin yeni düzenlemelerle piyasa yasalarına teslim edilmesinin amaçlandığı, eleştirel üniversite çalışanlarının sindirilmeye çalışıldığı, araştırma görevlilerinin belirsiz bir gelecekle ve güvencesiz çalışma koşulları altında taşeronlaştırıldığı, öğrencilerin en temel demokratik haklarını kullandıkları için sudan sebeplerle şiddet, taciz ve tutuklamalara maruz kaldığı bir dönemde Yeni Akit/Haber Vaktim’e dur demek, bugün daha fazla önem kazanmaktadır.

İşte bu yüzden, bizler, haberlere konu olan meslektaşlarımızı ve şiddete uğrayan öğrencilerimizi hiçbir zaman yalnız bırakmayacağımızı bildiriyor, Yeni Akit/Haber Vaktim adlı yayının yaydığı nefreti vicdanlara havale ediyor, şimdiye değin kötücül ve müfteri bir tavırla isimlerini karalamaya çalıştığı kişi ve kurumların herhangi bir saldırı girişimine maruz kalması halinde mesulünün bu yayın olacağını ilgili makamlara ihbar ediyoruz.

1. Prof. Dr. A. Selçuk Ertekin, Dicle Üniversitesi
2. Prof. Dr. Adnan Gümüş, Çukurova Üniversitesi
3. Prof. Dr. Ahmet İnsel, Galatasaray Üniversitesi
4. Prof. Dr. Ahmet Mithat Kilicoglu, Ankara Üniversitesi
5. Prof. Dr. Atilla Göktürk, Dokuz Eylül Üniversitesi
6. Prof. Dr. Aydan Balamir, ODTÜ
7. Prof. Dr. Aykut Çoban, Ankara Üniversitesi
8. Prof. Dr. Ayse Erzan, İTÜ
9. Prof. Dr. Ayşe Berkman, MSGSÜ
10. Prof. Dr. Ayşe Durakbaşa, Marmara Üniversitesi
11. Prof. Dr. Ayşe Gözen
12. Prof. Dr. B. Özgür Sarıoğlu, ODTÜ
13. Prof. Dr. Cem Somel, Abant İzzet Baysal Üniversitesi
14. Prof. Dr. Cem Terzi, Dokuz Eylül Üniversitesi
15. Prof. Dr. D. B. Kejanlıoğlu, AÜ emekli öğretim üyesi
16. Prof. Dr. Emine Gül Kapçı
17. Prof. Dr. Fatma Gök, Boğaziçi Üniversitesi
18. Prof. Dr. Ferhunde Özbay
19. Prof. Dr. Feride Aksu Tanık, Ankara Üniversitesi
20. Prof. Dr. Fulya Atacan, YTÜ
21. Prof. Dr. Füsun Üstel, Galatasaray Üniversitesi
22. Prof. Dr. Gençay Gürsoy
23. Prof. Dr. Gülhan Türkay, İstanbul Üniversitesi
24. Prof. Dr. H. Neşe Özgen, MSGSÜ
25. Prof. Dr. Hacer Ansal, Işık Üniversitesi
26. Prof. Dr. Hakan Gürvit, İstanbul Üniversitesi
27. Prof. Dr. Hakan Mıhcı, Hacettepe Üniversitesi
28. Prof. Dr. Hale Bolak Boratav, İstanbul Bilgi Üniversitesi
29. Prof. Dr. Halil Berktay, Sabancı Üniversitesi
30. Prof. Dr. Hilmi Uysal, Akdeniz Üniversitesi
31. Prof. Dr. Hüseyin Özel, Hacettepe Üniversitesi
32. Prof. Dr. İlker Özkan, ODTU
33. Prof. Dr. İrfan Açıkgöz, Dicle Üniversitesi
34. Prof. Dr. İzge Günal, Dokuz Eylül Üniversitesi
35. Prof. Dr. Kuvvet Lordoğlu, Marmara Üniversitesi
36. Prof. Dr. L. Işıl Ünal, Ankara Üniversitesi
37. Prof. Dr. Leyla Neyzi, Sabancı Üniversitesi
38. Prof. Dr. Mediha Göbenli
39. Prof. Dr. Mehmet Ali Ağaoğulları, Ankara Üniversitesi
40. Prof. Dr. Mehmet Türkay, Marmara Üniversitesi
41. Prof. Dr. Meryem Koray
42. Prof. Dr. Metin Özuğurlu, Ankara Üniversitesi
43. Prof. Dr. Mihriban Özbaşaran, İstanbul Üniversitesi
44. Prof. Dr. Mine Gencel Bek, Ankara Üniversitesi
45. Prof. Dr. Murat Biricik, Dicle Üniversitesi
46. Prof. Dr. Nejla Kurul, Ankara Üniversitesi
47. Prof. Dr. Nergis Mütevellioğlu, Akdeniz Üniversitesi
48. Prof. Dr. Nurcan Özkaplan İstanbul Üniversitesi
49. Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, Kocaeli Üniversitesi
50. Prof. Dr. Öget Öktem Tanör
51. Prof. Dr. Raşit Tükel, İstanbul Üniversitesi
52. Prof. Dr. Samim Akgönül, Université de Strasbourg
53. Prof. Dr. Seher Tanrıyar, MSGSÜ
54. Prof. Dr. Selçuk Ertekin
55. Prof. Dr. Selim Badur, İstanbul Üniversitesi
56. Prof. Dr. Sema Erder
57. Prof. Dr. Serdar M. Değirmencioğlu, Cumhuriyet Üniversitesi
58. Prof. Dr. Sibel Irzık, Sabancı Üniversitesi
59. Prof. Dr. Simten Coşar, Hacettepe Üniversitesi
60. Prof. Dr. Songül Karahasanoglu
61. Prof. Dr. Şahika Yüksel, İstanbul Üniversitesi
62. Prof. Dr. Tahsin Yeşildere
63. Prof. Dr. Ufuk Katkıcı, Adnan Menderes Üniversitesi
64. Prof. Dr. Ufuk Katkıcı, Adnan Menderes Üniversitesi
65. Prof. Dr. Veli Deniz, Kocaeli Üniversitesi
66. Prof. Dr. Yalçın Göğüş, ODTÜ, emekli öğretim üyesi
67. Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu, Galatasaray Üniversitesi
68. Prof. Dr. Yasemin Özdek, Kocaeli Üniversitesi
69. Prof. Dr. Yeşim Ediş Şahin, Dokuz Eylül Üniversitesi
70. Prof. Dr. Z. Tül Akbal Süalp, Bahcesehir Universitesi
71. Prof. Dr. Zelal Ekinci, Kocaeli Üniversitesi
72. Doç. Dr. Adem Yavuz Elveren, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
73. Doç. Dr. Ahmet Kuyaş, Galatasaray Üniversitesi
74. Doç. Dr. Ali Asker Bal, Mardin Artuklu Üniversitesi
75. Doç. Dr. Ali K. Saysel, Boğaziçi Üniversitesi
76. Doç. Dr. Aslı Kayhan, Kocaeli Üniversitesi
77. Doç. Dr. Atilla Güney, Mersin Üniversitesi
78. Doç. Dr. Ayşen Uysal, Dokuz Eylül Üniversitesi
79. Doç. Dr. Ayten Alkan, İstanbul Üniversitesi
80. Doç. Dr. Bahadır Aydın, Abant İzzet Baysal Üniversitesi
81. Doç. Dr. Baki Tezcan, Kaliforniya Üniversitesi
82. Doç. Dr. Besime Şen, MSGSÜ
83. Doç. Dr. Buket Türkmen, Galatasaray Üniversitesi
84. Doç. Dr. Bülent Duru, AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi
85. Doç. Dr. Cem Dişbudak, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi
86. Doç. Dr. Cüneyt Ozansoy, A.Ü. Hukuk Fakültesi
87. Doç. Dr. Çetin Veysal
88. Doç. Dr. Çiğdem Kafesçioglu, Boğaziçi Üniversitesi
89. Doç. Dr. Deniz Yükseker, Koç Üniversitesi
90. Doç. Dr. Didem Danış, Galatasaray Üniversitesi
91. Doç. Dr. Dilek Hattatoğlu Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi
92. Doç. Dr. Doğan Göçmen, Dokuz Eylül Üniversitesi
93. Doç. Dr. Ebru Voyvoda, ODTÜ
94. Doç. Dr. Ece Algan, California State University
95. Doç. Dr. Elçin Macar, Yıldız Teknik Üniversitesi
96. Doç. Dr. Erol Kuyurtar, Muğla Üniversitesi
97. Doç. Dr. Esra Arsan, İstanbul Bilgi Üniversitesi
98. Doç. Dr. Ferdan Ergut, ODTU
99. Doç. Dr. Ferhat Kentel, İstanbul Şehir Üniversitesi
100. Doç. Dr. Funda Cantek, Ankara Üniversitesi
101. Doç. Dr. Gülbiye Yaşar, Ankara Üniversitesi
102. Doç. Dr. Gülseren Adaklı, Ankara Üniversitesi
103. Doç. Dr. Hacı Kurt, Mersin Üniversitesi
104. Doç. Dr. Haluk Levent, Galatasaray Üniversitesi
105. Doç. Dr. Hasan Hüseyin Aksoy, Ankara Üniversitesi
106. Doç. Dr. İsmail Şiriner, Kocaeli Üniversitesi
107. Doç. Dr. Kemal inal, Gazi Üniversitesi
108. Doç. Dr. Mahmut ÖZTÜRK, Abant İzzet Baysal Üniversitesi
109. Doç. Dr. Mahmut TOĞRUL
110. Doç. Dr. Melih Kırlıdoğ, Marmara Üniversitesi
111. Doç. Dr. Murat Birdal, İstanbul Üniversitesi
112. Doç. Dr. Murat Cemal Yalçıntan, MSGSÜ
113. Doç. Dr. Nilgün Erdem, Ankara Üniversitesi
114. Doç. Dr. Nilgün Tutal, Galatasaray Üniversitesi
115. Doç. Dr. Ozan Erözden, YTÜ
116. Doç. Dr. Ömer Adıgüzel, Ankara Üniversitesi
117. Doç. Dr. Özgür Aydın, Ankara Üniversitesi
118. Doç. Dr. Özlem Özkan, Kocaeli Üniversitesi
119. Doç. Dr. Özlem Şahin Güngör, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi
120. Doç. Dr. Pınar Bedirhanoğlu, ODTU
121. Doç. Dr. Seçkin Özsoy, Ankara Üniversitesi
122. Doç. Dr. Sefa Feza Arslan, MSGSÜ
123. Doç. Dr. Semra Purkis, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi
124. Doç. Dr. Sevilay Çelenk, Ankara Üniversitesi
125. Doç. Dr. Sibel Yardımcı, MSGSÜ
126. Doç. Dr. Sümer Hasimoglu, Emekli Ögretim Üyesi
127. Doç. Dr. Süreyya Karacabey, Ankara Üniversitesi
128. Doç. Dr. Şebnem Oğuz, Başkent Üniversitesi
129. Doç. Dr. Şennur Özdemir, Ankara Üniversitesi
130. Doç. Dr. Tansel Korkmaz, İstanbul Bilgi Üniversitesi
131. Doç. Dr. Teoman Pamukçu, ODTÜ
132. Doç. Dr. Tezcan DURNA, Ankara Üniversitesi
133. Doç. Dr. Türkan Yalçın SANCAR, Doğu Akdeniz Üniversitesi
134. Doç. Dr. Veysel TOLAN, Dicle Üniversitesi
135. Doç. Dr. Vildan İyigüngör
136. Doç. Dr. Yasemin Özgün, Anadolu Üniversitesi
137. Doç. Dr. Yılmaz Turgut, Dicle Üniversitesi
138. Doç. Dr. Yücel Demirer, Kocaeli Üniversitesi
139. Doç. Dr. Yüksel Taşkın,
140. Doç. Dr. Zerrin Kurtoğlu, Ege Üniversitesi
141. Doç. Dr. Zeynep Gambetti, Boğaziçi Üniversitesi
142. Doç. Dr. Zeynep Kıvılcım, İstanbul Üniversitesi
143. Yrd. Doc. Dr. Engin SARI, Ankara Üniversitesi
144. Yrd. Doç. Dr. Ali Ekber Doğan, Mersin Üniversitesi
145. Yrd. Doç. Dr. Asli Telli Aydemir, İstanbul Şehir Üniversitesi
146. Yrd. Doç. Dr. Aylın Dikmen Özarslan, MSGSÜ
147. Yrd. Doç. Dr. Aylin Topal, ODTÜ
148. Yrd. Doç. Dr. Aynur Özuğurlu, Kocaeli Üniversitesi
149. Yrd. Doç. Dr. Aysel Kayaoğlu, Anadolu Üniversitesi
150. Yrd. Doç. Dr. Ayşe Gül Altınay, Sabancı Üniversitesi
151. Yrd. Doç. Dr. Ayşegül Yakar Önal, İstanbul Üniversitesi
152. Yrd. Doç. Dr. Basak Alpan, ODTÜ
153. Yrd. Doç. Dr. Başak Tuğ, İstanbul Bilgi Üniversitesi
154. Yrd. Doç. Dr. Başak Uçanok, İstanbul Bilgi Üniversitesi
155. Yrd. Doç. Dr. Bediz Yılmaz, Mersin Üniversitesi
156. Yrd. Doç. Dr. Begüm Özden Fırat, MSGSÜ
157. Yrd. Doç. Dr. Bige Açımuz, Özyeğin Üniversitesi
158. Yrd. Doç. Dr. Burak Özçetin, Akdeniz Üniversitesi
159. Yrd. Doç. Dr. Burcu Sümer, Ankara Üniversitesi
160. Yrd. Doç. Dr. Burcu Yakut-Cakar, Kocaeli Üniversitesi
161. Yrd. Doç. Dr. Bülent Küçük, Boğaziçi Üniversitesi
162. Yrd. Doç. Dr. Cem Kirazoğlu, İstanbul Aydın Üniversitesi
163. Yrd. Doç. Dr. Cenk Saraçoğlu, Başkent Üniversitesi
164. Yrd. Doç. Dr. Çağla Kubilay, Ankara Üniversitesi
165. Yrd. Doç. Dr. Çağla Ünlütürk Ulutaş, PAÜ
166. Yrd. Doç. Dr. Defne Karaosmanoglu, Bahçeşehir Üniversitesi
167. Yrd. Doç. Dr. Derya Çetin, Fırat Üniversitesi
168. Yrd. Doç. Dr. Ebru Deniz Ozan, Dumlupınar Üniversitesi
169. Yrd. Doç. Dr. Elçin Aktoprak, Ankara Üniversitesi
170. Yrd. Doç. Dr. Emel Memiş, Ankara Üniversitesi
171. Yrd. Doç. Dr. Erdem Çiftçi, Mersin Üniversitesi
172. Yrd. Doç. Dr. Erhan Keleşoğlu, İstanbul Üniversitesi
173. Yrd. Doç. Dr. Erol Köroğlu, Boğaziçi Üniversitesi
174. Yrd. Doç. Dr. Erdem Yörük, Koç Üniversitesi
175. Yrd. Doç. Dr. Esin Berktaş, MSGSÜ
176. Yrd. Doç. Dr. Esra Mungan, Boğaziçi Üniversitesi
177. Yrd. Doç. Dr. Eylem Akdeniz, İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi
178. Yrd. Doç. Dr. Fatih Güngör, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi
179. Yrd. Doç. Dr. Ferhat Akyüz, Ondokuz Mayıs Üniversitesi
180. Yrd. Doç. Dr. Feryal Saygılıgil, Arel Üniversitesi
181. Yrd. Doç. Dr. Figen Binbay, Dicle Üniversitesi, Diyarbakır
182. Yrd. Doç. Dr. Funda Hülagü-Demirbilek, Mersin Üniversitesi
183. Yrd. Doç. Dr. Gizem Arıkan, Yaşar Üniversitesi
184. Yrd. Doç. Dr. Gökçen Ertuğrul, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi
185. Yrd. Doç. Dr. Gönenç Onay, MSGSÜ.
186. Yrd. Doç. Dr. Gül Köksal, Kocaeli Üniversitesi
187. Yrd. Doç. Dr. Gülsüm Depeli, Hacettepe Üniversitesi
188. Yrd. Doç. Dr. Güner Coşkunsu, Mardin Artuklu Üniversitesi
189. Yrd. Doç. Dr. Güven Gürkan Öztan, İstanbul Üniversitesi
190. Yrd. Doç. Dr. H. Gökçe Zabunoğlu, Kırıkkale Üniversitesi
191. Yrd. Doç. Dr. Hülya Kendir, Kocaeli Üniversitesi
192. Yrd. Doç. Dr. Irmak Ertuna-Howison, Beykent Üniversitesi
193. Yrd. Doç. Dr. İlke Şanlıer Yüksel, Doğuş Üniversitesi
194. Yrd. Doç. Dr. İsmet Akça, YTÜ
195. Yrd. Doç. Dr. Jale Özata Dirlikyapan, Ankara Üniversitesi
196. Yrd. Doç. Dr. Kurtar Tanyılmaz. Marmara Üniversitesi
197. Yrd. Doç. Dr. Lütfiye Bozdağ, Kemerburgaz Üniversitesi, İstanbul
198. Yrd. Doç. Dr. M. Barış Gümüşbaş, Hacettepe Üniversitesi
199. Yrd. Doç. Dr. Meral Gürbüz, Anadolu Üniversitesi
200. Yrd. Doç. Dr. Mesut Yücebaş, Gaziantep Üniversitesi
201. Yrd. Doç. Dr. Murat Koyuncu, Boğaziçi Üniversitesi
202. Yrd. Doç. Dr. Murat Paker, İstanbul Bilgi Üniversitesi
203. Yrd. Doç. Dr. Mustafa Kemal Bayırbağ, ODTÜ
204. Yrd. Doç. Dr. Mustafa Kemal Coşkun, Ankara Üniversitesi
205. Yrd. Doç. Dr. Mustafa Şener, Mersin Üniversitesi Öğretim Üyesi
206. Yrd. Doç. Dr. Mustafa Topkara, MSGSÜ
207. Yrd. Doç. Dr. N. Gamze Toksoy, MSGSÜ
208. Yrd. Doç. Dr. Nazan Üstündağ, Boğaziçi Üniversitesi
209. Yrd. Doç. Dr. Nihan Ciğerci Ulukan, Ordu Üniversitesi
210. Yrd. Doç. Dr. Oğuz Arıcı, Haliç Üniversitesi
211. Yrd. Doç. Dr. Onur Demir, Yeditepe Üniversitesi
212. Yrd. Doç. Dr. Özgür Yılmaz, Koç Üniversitesi
213. Yrd. Doç. Dr. Özlem Vapur, Muğla Üniversitesi
214. Yrd. Doç. Dr. Pınar Ecevitoğlu, Ankara Üniversitesi
215. Yrd. Doç. Dr. Reyda Ergün, Kadir Has Üniversitesi
216. Yrd. Doç. Dr. Saadet Aydın, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi
217. Yrd. Doç. Dr. Sanlı ATEŞ, Çukurova Üniversitesi
218. Yrd. Doç. Dr. Sebiha KABLAY, Ordu Üniversitesi
219. Yrd. Doç. Dr. Selim Çakmaklı, Mersin Üniversitesi
220. Yrd. Doç. Dr. Selim Temo, Mardin Artuklu Üniversitesi
221. Yrd. Doç. Dr. Selime Güzelsarı, Abant İzzet Baysal Üniversitesi
222. Yrd. Doç. Dr. Sema Bayraktar, İstanbul Bilgi Üniversitesi
223. Yrd. Doç. Dr. Sonay Bayramoğlu, Gazi Üniversitesi
224. Yrd. Doç. Dr. Ş. Gürçağ Tuna, Tunceli Üniversitesi
225. Yrd. Doç. Dr. Taylan KOÇ, Çukurova Üniversitesi
226. Yrd. Doç. Dr. Tuna Kuyucu, Boğaziçi Üniversitesi
227. Yrd. Doç. Dr. Ulaş Başar Gezgin, Nişantaşı Üniversitesi
228. Yrd. Doç. Dr. Umut Ulukan, Ordu Üniversitesi
229. Yrd. Doç. Dr. Ü. Anıl Doğan, İTÜ
230. Yrd. Doç. Dr. Ülkü Güney, Maltepe Üniversitesi
231. Yrd. Doç. Dr. Yavuz Yıldırım Niğde Üniversitesi
232. Yrd. Doç. Dr. Yonca Demir, İstanbul Bilgi Üniversitesi
233. Yrd. Doç. Dr. Zeynep Gönen, Beykent Üniversitesi
234. Yrd. Doç. Dr. Zeynep Kadirbeyoglu, Boğaziçi Üniversitesi
235. Yrd. Doç. Dr. Zeynep Uysal, Boğaziçi Üniversitesi
236. Okt. Abidin Çevik, Kocaeli Üniversitesi
237. Öğr. El. Sarphan Uzunoğlu, Kadir Has Üniversitesi
238. Öğr. Gör. Aydın Gelmez, Dicle Üniversitesi
239. Öğr. Gör. Ayşe Ertuğrul, Bahçeşehir Üniversitesi
240. Öğr. Gör. Dalsu Özgen, ODTÜ
241. Öğr. Gör. Ali Karadogan, Ankara Üniversitesi
242. Öğr. Gör. Dr. Ayşe Okvuran, Ankara Üniversitesi
243. Öğr. Gör. Dr. Ayşe Serdar, İTÜ
244. Öğr. Gör. Dr. Ayşegül Kanbak, Kocaeli Üniversitesi
245. Öğr. Gör. Dr. Begüm Başdaş, Bilgi Üniversitesi
246. Öğr. Gör. Dr. Biriz Berksoy, İstanbul Üniversitesi
247. Öğr. Gör. Dr. Burak Sönmezer, Atılım Üniversitesi
248. Öğr. Gör. Dr. Özgür Öztürk, Ondokuz Mayıs Üniversitesi
249. Öğr. Gör. Elif Çağış, Yeditepe Üniversitesi
250. Öğr. Gör. Eren Alkan, İzmir Üniversitesi
251. Öğr. Gör. Gülengül Altıntaş, Bahçeşehir Üniversitesi
252. Öğr. Gör. Hakan Coşkun, Mustafa Kemal Üniversitesi
253. Öğr. Gör. İpek Seyalıoğlu, Boğaziçi Üniversitesi
254. Öğr. Gör. Mehmet Atlı, Mardin Artuklu Üniversitesi
255. Öğr. Gör. Nihat Koçyiğit, İzmir Üniversitesi
256. Öğr. Gör. Sibel Çelikel Yiğiter, Kocaeli Üniversitesi
257. Öğr. Gör. Umut Şah, İstanbul Arel Üniversitesi
258. Öğr. Gr. Dr. Evren Balta, YTÜ
259. Öğr. Gör. Haşim Cem Çelik, Celal Bayar Üniversitesi
260. Öğr. Gör. Özgür ÖKTEMÜ, Şırnak Üniversitesi
261. Yrd. Doç. Dr. Pelin Yalçınoğlu, Anadolu Üniversitesi
262. Öğr. Gör. Yusuf ÇİFTÇİ, Mardin Artuklu Üniversitesi
263. Öğr. Gör. Korkut AKIN
264. Okt. Refik Baysal, MSGSÜ
265. Okt. Tülay Özenç, İzmir Üniversitesi
266. Öğr. Gör. Elçin Arabacı, Georgetown Üniversitesi
267. Öğr. Gör. Elvan Aksen, Kocaeli Üniversitesi
268. Dr. Ali Somel, Ankara Üniversitesi
269. Dr. Ayça Alemdaroğlu, Stanford University
270. Dr. Ayşe Senem Donatan
271. Dr. Barış Karaağaç, Trent University, Kanada
272. Dr. Barış Kılıçbay, Abant İzzet Baysal Üniversitesi/Pennsylvania Üniversitesi
273. Dr. Bengi Akbulut, Bağımsız araştırmacı
274. Dr. Cenap Yoloğlu, Mersin Üniversitesi
275. Dr. Cenk Yiğiter. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
276. Dr. Duygu Türk, Ankara Üniversitesi
277. Dr. Düzgün Çakırca
278. Dr. Ece Öztan, Yıldız Teknik Üniversitesi
279. Dr. Emrah Pelvanoglu
280. Dr. Ersin Asliturk, Ottawa, Canada
281. Dr. Esengül Ayyıldız, Çukurova Üniversitesi
282. Dr. Esra Ergüzeloğlu-Kilim, Mersin Üniversitesi
283. Dr. Funda Karapehlivan, Marmara Üniversitesi
284. Dr. Gaye Yılmaz, Boğaziçi Üniversitesi
285. Dr. Gökçen Başaran İnce, Ege Üniversitesi
286. Dr. Güçlü Ateşoğlu, MSGSÜ
287. Dr. Gülhan Balsoy, Işık Üniversitesi
288. Dr. Gürel Tüzün
289. Dr. İnci Solak Akman, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
290. Dr. Kerem Gökten, Ordu Üniversitesi
291. Dr. Koray Yılmaz
292. Dr. M. Gürsan Şenalp, Atılım Üniversitesi İktisat Bölümü
293. Dr. Malte Fuhrmann, Orient-Institut Istanbul
294. Dr. Mehmet Karlı, Galatasaray Universitesi
295. Dr. Mehmet Penpecioğlu, ODTU
296. Dr. Mesut Muyan, PhD, ODTÜ
297. Dr. Mesut Sert, Akdeniz Üniversitesi
298. Dr. Nazır Kapusuz, Sosyal Haklar Derneği
299. Dr. Necat Akyıldız, Em. Öğr. Üyesi
300. Dr. Nil Mutluer, Fatih Üniversitesi
301. Dr. O. Özgür Güven, İstanbul üniversitesi
302. Dr. Osman Cen, Chicago
303. Dr. Özge Biner, Strasbourg Universitesi
304. Dr. Özge Ertem
305. Dr. Özlem Albayrak, Ankara Üniversitesi
306. Dr. Seda Altug, Boğaziçi Üniversitesi
307. Dr. Sinan Yıldırmaz
308. Dr. Tolga Tören, Araştırmacı
309. Dr. Ümit Akçay, New York Üniversitesi
310. Dr. Zafer Yılmaz, Ankara Üniversitesi
311. Dr. Zeliha Hacımuratlar, Ankara Üniversitesi
312. Arş. Gör. Erkan Bozkurt, Ege Üniversitesi
313. Arş. Gör. Adem Yesilyurt, ODTÜ
314. Arş. Gör. Akın Atauz
315. Arş. Gör. Ali Tolga Özden, ODTÜ
316. Arş. Gör. Armağan Öztürk, Ankara Üniversitesi
317. Arş. Gör. Aydın Arı, Dokuz Eylül Üniversitesi
318. Arş. Gör. Aydın Ördek, Ankara Üniversitesi
319. Arş. Gör. Ayşe Arslan, Hacettepe Üniversitesi
320. Arş. Gör. Bahar Şimşek, Ankara Üniversitesi, İletişim Fakültesi
321. Arş. Gör. Barış Mutluay, Hacettepe Üniversitesi
322. Arş. Gör. Başak Demir, Galatasaray Üniversitesi, Sosyoloji
323. Arş. Gör. Behlül Çalışkan, Marmara Üniversitesi
324. Arş. Gör. Berhan SONER, MSGSÜ
325. Arş. Gör. Berrak Karahoda, İstanbul Bilgi Üniversitesi
326. Arş. Gör. Berrak Karahoda, İstanbul Bilgi Üniversitesi
327. Arş. Gör. Burçin Kalkın Kızıldaş, Ankara Üniversitesi
328. Arş. Gör. Cafer Sarıkaya, Yeditepe Üniversitesi
329. Arş. Gör. Can Irmak Özinanır, Ankara Üniversitesi
330. Arş. Gör. Cansu Akbaş, Ege Üniversitesi
331. Arş. Gör. Cavidan Soykan, Ankara Üniversitesi
332. Arş. Gör. Cemil Yıldızcan, Galatasaray Üniversitesi
333. Arş. Gör. Ceren Salmanoğlu, Ankara Üniversitesi 4
334. Arş. Gör. Ceren Saran, İstanbul Arel Üniversitesi
335. Arş. Gör. Coşku ÇELİK, Celal Bayar Üniversitesi
336. Arş. Gör. Demet Bolat, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi
337. Arş. Gör. Deniz Ali Gür, Muğla Üniversitesi
338. Arş. Gör. Deniz Demir, Marmara Üniversitesi
339. Arş. Gör. Deniz Özçetin, ODTÜ
340. Arş. Gör. Dinçer Çevik, Muğla Üniversitesi
341. Arş. Gör. Dr. Aslı Yılmaz Uçar, ODTÜ
342. Arş. Gör. Dr. Cem Özatalay, Galatasaray Üniversitesi
343. Arş. Gör. Dr. Ceren Sözeri, Galatasaray Üniversitesi
344. Arş. Gör. Dr. Gülşah Kurt, Galatasaray Üniversitesi
345. Arş. Gör. Dr. Melehat Kutun Gürgen
346. Arş. Gör. Dr. Ruhi Demiray, Kocaeli Üniversitesi
347. Arş. Gör. Dr. Sarp Balcı, Ankara Üniversitesi
348. Arş. Gör. Dr. Seçkin Sertdemir Özdemir, Galatasaray Üniversitesi
349. Arş. Gör. Dr. Uraz AYDIN, Marmara Üniversitesi
350. Arş. Gör. Duygu Canan Öztürk, ODTÜ
351. Arş. Gör. Ece Baykal, Marmara Üniversitesi
352. Arş. Gör. Emre Canpolat, Hacettepe Üniversitesi
353. Arş. Gör. Ercan Şen, Ankara Üniversitesi
354. Arş. Gör. Evrim Yörük, Ankara Üniversitesi
355. Arş. Gör. Eylem Canaslan, Kırklareli Üniversitesi
356. Arş. Gör. Ezgi Burgan, Muğla Üniversitesi
357. Arş. Gör. Feray Artar, Ankara Üniversitesi
358. Arş. Gör. Ferda Uzunyayla, AİBÜ
359. Arş. Gör. Gamze Polat, Ankara Üniversitesi
360. Arş. Gör. Gonca Erol, Galatasaray Üniversitesi
361. Arş. Gör. Gökçe Zeybek, Hacettepe Üniversitesi
362. Arş. Gör. Gülce Çetiner, Ege Üniversitesi
363. Arş. Gör. Gülşah Gülen, ODTÜ
364. Arş. Gör. Günce Sabah Eryılmaz Bahçeşehir Üniversitesi
365. Arş. Gör. Güneş Gümüş, Ankara Üniversitesi
366. Arş. Gör. Güneş Sevinç, Yıldız Teknik Üniversitesi
367. Arş. Gör. İbrahim Gündoğdu, ODTÜ
368. Arş. Gör. İnan Özdemir Taştan, AÜ. İletişim Fakültesi
369. Arş. Gör. Mehtap Tosun, ODTÜ
370. Arş. Gör. Mühdan Sağlam, Ankara Üniversitesi
371. Arş. Gör. Nalan Ova, Selçuk Üniversitesi
372. Arş. Gör. Nisan Kuyucu, Ankara Üniversitesi
373. Arş. Gör. Nuri Yeşilyurt, Ankara Üniversitesi
374. Arş. Gör. Özgen Yalçın, Adnan Menderes Üniversitesi
375. Arş. Gör. Özgür Bal, ODTÜ
376. Arş. Gör. Rana Gürbüz, YYÜ
377. Arş. Gör. Safiye Ateş Durç, Ankara Üniversitesi
378. Arş. Gör. Seçil Doğuç, Galatasaray Üniversitesi
379. Arş. Gör. Sedat Yağcıoğlu, Hacettepe Üniversitesi
380. Arş. Gör. Selim Heper, ODTÜ
381. Arş. Gör. Selin Pelek, Galatasaray Üniversitesi
382. Arş. Gör. Sercan Kıyak, Muğla Üniversitesi
383. Arş. Gör. Serkan Günay, ODTÜ
384. Arş. Gör. Sıdıka Akdeniz, Şırnak Üniversitesi
385. Arş. Gör. Sipan Aslan, ODTÜ
386. Arş. Gör. Sümercan Bozkurt, ODTÜ
387. Arş. Gör. Şefik Özcan, Artuklu Üniversitesi
388. Arş. Gör. Uğur Yağan, Ankara Üniversitesi
389. Arş. Gör. Utku Özmakas, Hacettepe Üniversitesi
390. Arş. Gör. Ülkü Ay, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi
391. Arş. Gör. Ümit Sönmez, London School of Economics and Political Science, Londra
392. Arş. Gör. Yasin Durak, Ankara Üniversitesi
393. Arş. Gör. Yektanurşin Duyan, Mardin Artuklu Üniversitesi
394. Arş. Gör. Yusuf Avcı, Bartın Üniversitesi
395. Arş. Gör. Zehra Yılmaz, Van Yüzüncüyıl Üniversitesi
396. Arş. Gör. Zeynep Arıkanlı, Galatasaray Üniversitesi
397. Arş. Gör. İlker İnmez, Kocaeli Üniversitesi
398. Uzm. Duygu Abbasoğlu, Anadolu Üniversitesi
399. Uzm. Galip Deniz Altınay, Mersin Üniversitesi
400. Berk Esen, Cornell Üniversitesi, Doktora
401. Birol Dinçel, MSGSÜ, Doktora
402. Burak Gürel, Johns Hopkins Üniversitesi, Doktora
403. Burcu CINGAY, Boğaziçi Üniversitesi, Doktora
404. Demir Demiroz, ODTÜ, Doktora
405. Emine Sarikartal, Université Paris Ouest Nanterre La Défense, Doktora
406. Esra Sarioglu, Binghamton Üniversitesi, Doktora
407. Ezgi Dogru, York Üniversitesi, Doktora
408. Gözde Orhan, Boğaziçi Üniversitesi, Doktora
409. İdil Çetin, Galatasaray Üniversitesi, Doktora
410. İhsan Ercan Sadi, New York Üniversitesi, Doktora
411. K. Onur Unutulmaz, University of Oxford
412. Ozan Değer, Ankara Üniversitesi, Doktora
413. Önder Küçükural, Sabancı Üniversitesi, Doktora
414. Özgür Balkılıç Wilfrid Laurier University, Doktora
415. Özgür Sevgi Göral, EHESS, Doktora
416. Saliha Yazgaç, ODTÜ, doktora
417. Yağmur Ceylan Uslu, Galatasaray Üniversitesi, Doktora
418. Yonca Güneş YÜCEL, MSGSÜ, Doktora

benimrektorumdegil

Ankara Üniversitesi Akademisyenlerinden ODTÜ’ye destek

Ankara Üniversitesi’nden 93 Öğretim Üyesi yayınlandıkları metinle Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde Başbakan’ı protesto eden öğrencilere yönelik tavra karşı kaygılarını dile getirdi.

ODTÜ’deki öğrencilerin Başbakan’ı demokratik haklarını kullanarak protesto etmek istemeleri üzerine polisin orantısız şiddetiyle karşılaştıklarının belirtildi:

“Olayların ardından 21 Aralık günü, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Birimleri tarafından düzenlenen operasyonla, evlerine ‘baskın’ yapılarak gözaltına alınmaları, demokratik haklarını kullanan öğrencilerimize yönelik ciddi anlamda hak ihlallerinin yapıldığını/yapılacağını gösteriyor”
“Öğrencilerimize yönelik daha önceki dönemlerde de tanık olduğumuz tahammülsüzlüğü kaygıyla izlediğimizi, öğrencilerin en ufak tepkilerini terörizmle ilişkilendirerek kriminalize etme çabalarını demokratik bir ülkede yaşanmaması gereken durumlar olarak gördüğümüzü kamuoyuyla paylaşırız.”

Abdulcelil Kaya, Yard. Doç. Dr Abdurrahman Saygılı, Prof. Dr. Ahmet Haşim Kose, Prof. Dr. Ahmet Makal, Yard. Doç. Dr. Ahmet Murat Aytaç, Doç. Dr. Ahmet Yıldız, Dr. Akın Usupbeyli, Dr. Atilla Cangır, Arş. Gör. Aydın ÖRDEK, Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, Dr. Aylin Aydoğan, Yard. Doç. Dr. B. Pınar ÖZDEMİR, Doç. Dr. Banu Yılmaz, Yard. Doç. Dr. Barış Ünlü, Doç. Dr. Bedriye Poyraz, Doç. Dr. Bülent Duru, Arş. Gör. Can Irmak Özinanır, Dr. Cenk Yiğiter, Yard. Doç. Dr. Çağla Kubilay, Yrd. Doç. Dr. Derya Hasta, Prof. Dr. Doğan Bor, Yard. Doç. Dr. Elçin Aktoprak, Elif Tuğba Doğan, Dr., Emel Memis, Yard.Doc. Dr. Emine G. Kapçı, Prof. Dr.Engin SARI, Prof. Dr Erel Tellal, Yard. Doç. Dr Fatma Türe, Doç. Dr. Fehmi Ekmekçi,. Yard. Doç. Dr. Ferda Dönmez Atbaşı, Prof. Dr. Ferit Pehlivan, Prof. Dr.Filiz Zabcı, Prof. Dr. Funda Acarlar, Doç Dr. Funda Başaran Özdemir, Doç. Dr. Funda Keskin, , Prof.Dr. G. Leyla Uzun, Doç. Dr. Gökhan Atılgan, Doç. Dr Gülseren Adakli, Dr. Gül Karagöz Kızılca, Prof. Dr. Gürol Seyitoglu, Doç. Dr. Hasan Hüseyin Aksoy, Prof. Dr., Iclal Ergenç, Prof. Dr. İlhan Uzgel, Prof. Dr İlkay Savcı, Araş. Gör. İnan Özdemir Taştan, İnci Solak Akman, Dr. Kemal Kızılca, Yard. Doç. Dr Kerem Altıparmak,. Prof. Dr L. Işıl Ünal, Prof. Dr. M.Lütfü Çakmakçı, Yard. Doç. Dr. Meltem Kayıran, Prof. Dr. Meral Uysal, Prof. Dr. Metin Baştuğ, Prof. Dr Metin Özuğurlu, Prof. Dr. Mine Gencel Bek, Doç. Dr. Murat Efe, Yard. Doç. Dr. Murat Sevinç, Doç. Dr. Mustafa Kemal Coşkun, Arş. Gör. Nail Dertli, Arş. Gör. Nazile İrem Yeşilyurt, Prof. Dr. Nejat Ulusay, Prof. Dr. Nejla Kurul, Doç. Dr. Nilgün Erdem, Prof. Dr. Nur Betül Çelik, Okan Ozansoy, Arş. Gör. Onur Can Taştan, Doç. Dr. Oya. S. Erdoğdu, Dr. Ozan Zengin, Yrd. Doç. Dr. Ömer Kutlu, Dr. Özden Şener, Dr. Özgür Aydın, Dr. Özkan Agtaş, Dr. Özlem Albayrak, Doç. Dr. Perican Bayar, Yard. Doç. Dr. Pınar Ecevitoğlu, Refik Turan, Prof. Dr. Ruhsar Yanmaz, Öğr. Gör. Sarp Balcı, Doç. Dr. Seçkin Özsoy, Prof. Dr. Sedat Dönmez, Arş. Gör. Selin Seçil Akın, Serdar Şahinkaya, Doç. Dr. Sevilay Çelenk Özen, Doç. Dr. Seyhan Erdoğdu, Öğr. Göv Taylan Bali, Prof. Dr. Tevhide Kargın, Prof. Dr. Tülin Öngen, Öğr. Gör. Yalçın GÜÇER, Prof. Dr. Yalçın Memlük, Arş. Gör. Yasin Sönmez, Yrd. Doç. Dr. Yiğit Karahanoğulları, Dr. Zafer Yılmaz, Prof. Dr. Zeliha Etöz.