Category Archives: adalet

Herkes kötü sen iyisin / Atilla Sertel

Sayın Başbakan dünkü grup toplantınızı dikkatle izledim…

Çok etkilendim. Çok duygulandım ve sonunda aşağıda okuyacağınız satırları kaleme aldım.

Sayın Başbakan…

Sanatçılardan girdin söze. Mehmet Ali Alabora’ya nasıl da haddini bildirdin… Çok haklısın sayın başbakan… Adam hem banka reklamlarında oynuyor hem de kapitalizme karşı… Sayende Mehmet Ali Alabora’nın ne kadar kötü bir insan olduğunu öğrendik…

Gerçi siz bankaları Devlet ve yerli sermayenin elinden alıp yabancı kapitalistlere satarken Avrupa Birliği sizi anlamadı ya işte ben ona yanarım.

Sayın Başbakan siz özetlediniz, ben not tuttum…

Avrupa Birliği kötü… Avrupa Parlamentosu tümden kötü. Sanatçılar kötülük yapmak için gelmişler sanki dünyaya. Doktorlar konusunda da çok doğru konuştunuz. Bu kötü doktorlar yaralıları tedavi ediyorlar, gazdan nefesi tıkananları yaşatmak için uğraşıyorlar. Suyun içine katılan zararsız ilaçtan derileri yananlara merhem sürüyorlar. Ağır yaralananlar için ambulans çağırarak, yaşamaları için gayret sarf ediyorlar…

Size katılmamak elde değil Sayın Başbakan.

Hakikaten çok kötü bu doktorlar.

Bir profesör çıktı ekrana “Gezi parkı gençler işgal etmeden çok pisti” dedi. Ona da nasıl cevap verdiniz Sayın Başbakan. Ekrana dudaklarımı dayamak geldi. Az daha öpecektim ekrandaki görüntünü.

Dedin ki:

AK Partili belediyeler temizlikte örnektir. Kentlerimiz tertemizdir.

Zaten kanıtladınız ne kadar temiz olduğunuzu. Kazlıçeşme mitinginden sonra sizin iman dolu kardeşleriniz pırıl pırıl bir meydan bıraktılar. Yiyemedikeleri sandviçleri, içemedikleri meşrubatları da hayvanlara bıraktılar, yesinler diye…

Hem çevrecisiniz, hem hayvansever…

Öğretmenleri de benzettiniz. Çocukları saldılar meydanlara diye. Ne kötü bu öğretmenler sayın başbakan, sayende atandılar bak yaptıkları kötülüğe… Siz demediniz ama ben sizin yerinize haykırdım:

– Nankör öğretmenler…

Hele işçiler Sayın Başbakan. Onların aşırı sendikacıları. DİSK’in bir kadın genel sekreterinin üzerine yürümüşsünüz ya. Helal olsun size. Çok takdire şayansınız. Keşke birkaç tokat da atsaydınız, üç puan daha fazla yükselirdi oyunuz.

Grup toplantısında harikaydınız Sayın Başbakan… “Mücahit Erbakan”dan bu yana duymamıştık o sloganı, kulaklarımız açıldı. “Mücahit Erdoğan” diye bağırılırken mağrur bir komutan olarak duygulandınız ama belli etmediniz.

Gazeteciler kötü… Dış basın ondan da kötü. Tam olarak telaffuz edemeseniz de hangi yabancı ajansları söylediyseniz hepsini tanıdık.

Tencere, tava çalanlara hadlerini bildirdiniz. Onlar da çok kötü. Gürültücü. Sizin gibi çevreci değiller. Sizin gibi sakin değiller. Sizin gibi efendi değiller. Her gece her gece çalıyorlar.

Uzatmayacağım özetle söylediniz:

AB kötü.. AP tümden kötü.. Sanatçılar kötü.. Doktorlar kötü.. Profesörler daha da kötü.. Öğretmenler, işçiler kötü.. Gazeteciler kötü.. Sizin yanınızda olan gazetecileri ayrı tutuyorum.. Dış basın hepsinden kötü. Tencere, tava çalanlar kötü. Duran adam.. Adamlar, kadınlar kötü. Gençlerimiz kötü. Bira içilmedi diyen imam kötü. Dini siyasete alet etme diyen türbanlı kadınlar kötü… O kadar burs verdin seni anlamayan öğrenciler kötü. Üniversiteyi bitirmişler işsiz kalmışlar. Utanmadan “İşsisiz” diyorlar. İşsizler kötü..

CHP Genel Başkanı yalancı, tutarsız, beceriksiz ülkeyi iyi yönetemiyor. Sen ne Kılıçdaroğlu’sun ne Devlet Bahçeli’sin sen bu millete hizmetkar olmuş, gelmiş geçmiş en muhteşem, en demokratik, en asil, en beyefendi, en delikanlı, en anlayışlı, en hoşgörülü, en vicdanlı, en çalışkan, en bilgili, en kültürlü, en becerikli, en nitelikli Başbakansın. Halkını en iyi anlayansın.

Kısacası sen olmazsan biz ne yaparız.

Yandaş medyanla, şiddet sevmeyen polisinle, okumuş, yazmış, saygın, toplumda çok iyi yerlere gelmiş bakanların, vekillerin, belediye başkanlarınla sen çok yaşa emi.

Bizi merak etme Sayın Başbakan…

Biz bir avuç çapulcuyuz. Büyük olan yüce olan sensin.

Dedim ya, tekrarlayayım:

Herkes kötü bir tek sen iyisin. Allah seni başımızdan eksik etmesin.

Atilla Sertel

Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı

 

 

MP-4LD-CS-L-200

TOPLUMSAL OLAYLARDA KULLANILAN KİMYASAL SİLAHLARA İLİŞKİN BİLGİ NOTU

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ

 

TOPLUMSAL OLAYLARDA KULLANILAN KİMYASAL SİLAHLARA İLİŞKİN BİLGİ NOTU

 

Güvenlik kuvvetleri tarafından toplumsal olaylara müdahale amacıyla kullanılan maddeler, birçok sağlık etkisi bulunan kimyasal maddelerdir. Bu amaçla kullanılan maddeler çok çeşitlidir ancak üç ana grupta toplanmaktadır:

  • Göz yaşartıcılar
  • Aksırtıcı kimyasal gazlar
  • Kusturucular

 

Göz yaşartıcı gazların sağlık etkileri ile ilgili çok fazla sayıda çalışma olmamasına karşılık az sayıdaki çalışma bile zararlı etkilerini ortaya koymaktadır. Güvenlik kuvvetleri tarafından toplumsal olaylara müdahalelerde kullanılan göz yaşartıcı gazlar geniş bir kimyasal grubu oluşturmakta ve “kimyasal silah” olarak nitelendirilmektedir. 1969 yılında, seksen ülke Cenevre Protokolünde yasaklanan kimyasal silahlar arasında gaz bombalarının da olmasını istemiştir. Toksik potansiyelleri hakkında daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu bildirmiş ve hiçbir durumda kullanımına izin verilmemesini belirtmişlerdir. Bununla birlikte gaz bombaları ABD, İngiltere, İrlanda, Vietnam, Filipinler, Şili, Panama, Güney Kore, Gazze, İsrail, Irak, Türkiye, Mısır vb. de yaygın olarak kullanılmaktadır.

Gaz bombası olarak adlandırılan bu kimyasal silahların içerisinde kullanılan kimyasal maddelerin 15 farklı türü vardır. Bu maddeler kimyasal yapılarına göre adlandırılmakta ve çoğunlukla gaz bomba fişek ve kapsüllerinin üzerinde harf kısaltmaları ile belirtilmektedirler. Sağlık etkileri çoğunlukla ortak olmakla birlikte gazın cinsine göre bazı belirtiler değişebilmekte ya da ön planda olabilmektedir. En yaygın kullanılan dört tipi vardır. Bunlar:

 

  • CS kısaltması ile kullanılan: Chlorobenzylidenemalononitrile
  • CN kısaltması ile kullanılan: Chloroacetophenone
  • DM kısaltması ile kullanılan: Chlorodihydrophenarsazine
  • OC kısaltması ile kullanılan: Oleoresincapsicum (Biber gazı olarak adlandıılmaktadır)

 

Türkiye’de resmi makamların verdikleri bilgilere göre OC ve CS kullanılmaktadır.

 

Göz yaşartıcı gazlar;

 

  • Deri, göz ve solunum yollarında ciddi düzeyde tahriş ve tahribat yaratır.
  • Etkileri saniyeler içerisinde başlayarak bir saate kadar sürebilir.  Deriden emilip sinir uçlarında biriktiğinden kişinin maddenin etkisinden kurtulması saatler alabilmektedir.
  • Kullanılan maddeler
    • Aşırı miktarda atıldıysa
    • Kapalı ortamlarda kullanıldıysa ve kişiler gazla uzun süre temas etmek zorunda kalmışlarsa
    • Soluk alıp verme sayısı yüksek olan bireyler varsa sağlık etkilerinin daha yoğun olduğu belirtilmektedir.
    • Kullanılan maddeler geç ortaya çıkan sağlık sorunlarına da yol açabilmektedirler.
    • Yüksek miktarlarda ve uzamış temas nedeniyle sağlık riskleri çok ciddidir ve ölüme bile yol açabileceği saptanmıştır.

Oluşan sağlık etkileri aşağıdaki başlıklarda özetlenebilir:

 

GÖZ

  • Gözlerde tahriş, yanma, gözyaşında artma, ağrı, kimyasal nedenli göz kapağı iltihabı, gözde kızarma ve göz kapaklarının istemsiz kasılmasına neden olurlar.
  • Gözde kornea adı verilen tabakaya etkileri bulunmaktadır. Özellikle tekrarlayan temaslarda kornea tabakası ile ilgi sorunlar ortaya çıkmakta, bu olgularda göz kuruluğu şikayeti uzun süreli devam etmektedir.
  • Yapılan bazı çalışmalar biber gazının gözün çeşitli bölgelerinde hasarlar oluşturduğunu ortaya koymuştur.

 

CİLT

  • Ciltte yanma, tahriş, kızarıklık ortaya çıkabilmekte, çok yüksek miktar gazla temas edilmesi halinde deride yanıklar olabilmektedir.
  • Hayvanlarda yapılan deneylerde burundan başlayarak akciğerlere kadar bütün solunum yollarında hasar yarattığı ve toksik etkiye yol açtığı belirlenmiştir.

 

SİNDİRİM SİSTEMİ

  • Yapılan bazı çalışmalar, on iki parmak bağırsağında hasara yol açarak yağ emilimini etkilediğini ve tekrarlayan temaslarda karaciğerde doku ölümüne yol açtığını göstermiştir.

 

SOLUNUM VE DOLAŞIM SİSTEMİ

  • Göz yaşartıcı gazlar ve biber gazları solunum yollarında ciddi etkiler göstermektedirler. Burun ve boğazda yanma, burun akıntısı, aşırı tükrük salgısı, göğüste sıkışıklık hissi, öksürük gibi belirtiler sık görülmektedir.
  • Biber gazı solunum yollarında daralmaya neden olmaktadır, özellikle astım hastalarında solunum yetmezliğine neden olabilmektedir.
  • Gazın solunması, soluk alamama, kalp atışlarının yavaşlaması, ana atardamarda kan basıncının bozulması ve basıncın iniş çıkışlarına neden olması, solunum yolarının daralması, solunum hızının aşırı artması, tansiyonun düşmesi gibi etkilere yol açabilmektedir.
  •  Biber gazı ile yüksek miktarlarda temas kalp ritmini bozabilmektedir.
  • Yapılan hayvan deneylerinde uzamış temas sonrası akciğer hasarı nedenli ölümler saptanmıştır.

Sağlık etkileri Tablo 1’de özetlenmiştir.

 

DİĞER ETKİLER

 

Yukarıda belirtilenlerin dışında bulantı, kusma, fenalık hissi, ishal, ışığa aşırı duyarlılık, başağrısı, ajitasyon, kişinin yer ve zaman algısı ile ilgili sorunlar ve panik de rastlanan belirtilerdir.

 

Biber gazıyla tekrarlayan bir şekilde temas etmek kalıcı etkiler doğurarak gözde kornea tabakasının duyarlılığında ve görme keskinliğinde azalmaya neden olabilir ve ciltte dermatit yapabilir.

 

Biber gazının sağlık etkileri astım, zatürre, amfizem gibi solunum yolu hastalığı olanlarda, kalp sorunu olanlarda, tanı konmamış anevrizması olanlarda, çocuklarda, yaşlı ve bağışıklık sistemi yetmezliği olanlarda ve gebelerde daha belirgindir. Bu nedenle özellikle alerjik bünyeli kişiler, astım, KOAH ve benzeri solunum yolu hastalıkları olanlar ve kalp hastaları risk altındadır.

 

Gebelik üzerine etkilerine ilişkin yeterli çalışma yoktur ancak gazla direkt temasın gebelerde düşük ve erken doğum riskini arttırdığı bildirilmektedir.

 

 

ÖLÜM RİSKİ

 

Biber gazı kullanımında ani olarak gelişen üst solunum yolunun alerjik ödemi ölüme neden olabilmektedir. Göz yaşartıcı gazların var olduğu ölümlerin tümünde ağır solunum yolu sorunları, akciğer ödemi ya da solunum yollarında var olan hastalık ya da patolojiler işaret edilmiştir. Astımlı bir hastada ve bronşiolit hastalığı olan bir yetişkinde hızlı gelişen ölüm nedeni olarak biber gazı rapor edilmiştir.

Bazı göz yaşartıcı bomba türleri yakından ve yoğun temas sonrası hipertansiyon krizi ve vücut ısısının aşırı düşmesine ve solunum sistemi üzerinde ciddi ve yaşamı tehdit edici etkilere yol açabilmektedir.

 

Dünyada 90’lı yıllarda gazete haberlerinde polisin kullandığı biber gazına bağlı ölümler bildirilmiştir (Los Angeles Times, 18 Haziran 1995). Ölüme de neden oldukları bilinen gaz bombaları hakkında en son İsrail’de 31 Aralık 2010 tarihinde, (2004 yılındaki 2 ölüm olayına ek olarak), CS’nin neden olduğu bir ölüm olayı daha rapor edilmiştir.

 

Gaz bombalarının ve biber gazının tıbbi literatürde sadece ABD’de son otuz yılda 100 kişinin ölümüne yol açtığı bildirilmiştir.

 

Türkiye’de de 19 Aralık 2000 tarihinde, 20 cezaevine birden yapılan, 30’u tutuklu 32 kişinin öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı operasyonlarda da bilirkişi raporlarına göre öldürücü dozda gaz bombası kullanıldığı ortaya konmuştur. 1 Mayıs 2007’de yaşanan olaylarda polisin Taksim-Gülleci Sokakta attığı gaz bombası, bir kahvehanenin önünde oturan 75 yaşındaki İbrahim Sevindik’in fenalaşmasına ve kalbinin durmasına neden olmuş ve bu kişi tüm çabalara rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetmiştir. Son olarak 31.05.2011 tarihinde Hopa’da Metin Lokumcu’nun ölümü, 12.06.2011 tarihinde Batman’da gazdan etkilenen Hatice İdin’in 30.06.2011 tarihinde ölümü ile sonuçlanan olaylarda yoğun gaz kullanımı izlenmiştir.

 

 

TEDAVİ

 

Tedavi genellikle etkileri hafifletmek amacıyla yapılır.

  • Hemen ortamdan uzaklaşılmalı, temiz havaya çıkılmalı ve giysiler çıkarılarak maruz kalan bölge ılık su ve sabunla bolca yıkanmalıdır.
  • CS’ye maruz kalındığında su ile temas deri bulgularını alevlendirir, bu nedenle hafif alkali bir solüsyon kullanılabilir (1 litre suya 1 çorba kaşığı karbonat koyup eriterek).
  • Hastalar solunum sıkıntısı yönünden izlenmelidir. Solunum sıkıntısı yoğun olanlar hastaneye başvurmalı ya da sevk edilmelidir.
  • Biber gazına maruz kalındığında gözler hızla ve bol suyla ya da %0.9’luk sodyum klorür(Serum Fizyolojik adıyla satılan ürünler) ile en az 15 dakika süreyle yıkanarak kimyasal madde gözden uzaklaştırılmalıdır. Gözlere etkisi bakımından, özellikle gözün kornea tabakasına etkilerini gidermek açısından bazı ilaçlar kullanılabilmektedir.
  • Maruz kalan gözde kontakt lens var ise hemen çıkarılmalıdır. İki defa temizlenen kontakt lensde bile biber gazı(OC) kalıntısı görülebildiği için, bu lenslerin tekrar kullanımı önlenmelidir.
  • Ağrı, şişlik, gözyaşı salgısında artış ve ışığa karşı hassasiyet uzun süreli devam ediyorsa doktora başvurulmalıdır.
  • Gözde gerçekleşen hasarın derecesine bağlı olarak gözün kornea tabakasının hasarının  iyileşme süresi birkaç gün ile haftalar arasında değişebilir.
  • Ağrının giderilmesinde, alüminyum hidroksit, magnezyum hidroksit ve simetikon içeren süspansiyonların(anti-asit mide ilaçları vb)  deriye uygulanmasının, suyla yıkamaya göre daha etkili olduğu saptanmıştır. Deri bitkisel yağla temizlenebilir. Deride tahriş olan bölgeye bitkisel yağ uygulaması ağrının giderilmesinde de yararlıdır.
  • Olası gaz saldırısında gözler, burun, ağız gaz maskesiyle korunmalıdır.
  • Biber gazına maruz kalınması durumunda en kısa zamanda ortamdan uzaklaşılmalıdır. Nefes ağızdan alınıp burundan verilmelidir.
  • Hastaya tedavi girişiminde bulunan sağlık personeli eldiven, gözlük ve koruyucu giysi giymelidir.
  • Biber gazına (OC) maruz kalınan ortamdan uzaklaşıldığında bulgular yaklaşık 30 dakika sonra kaybolmaya başlarken, CN ve CS tipi gaz bombalarında semptomlar birkaç saat sürebilmektedir.
  • Çıkarılan giysilerdeki kimyasal maddeler organik çözücülerle temizlenebilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

Ayrıntılı bilgi için :  KİMYASAL SİLAHLAR GÖSTERİ KONTROL AJANLARI Türk Tabipleri Birliği Yayınları,  Birinci Baskı, Ağustos 2011, Ankara

 

 

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ

 

TOPLUMSAL OLAYLARDA KULLANILAN KİMYASAL SİLAHLARA İLİŞKİN BİLGİ NOTU

 

Güvenlik kuvvetleri tarafından toplumsal olaylara müdahale amacıyla kullanılan maddeler, birçok sağlık etkisi bulunan kimyasal maddelerdir. Bu amaçla kullanılan maddeler çok çeşitlidir ancak üç ana grupta toplanmaktadır:

·         Göz yaşartıcılar

·         Aksırtıcı kimyasal gazlar

·         Kusturucular

 

Göz yaşartıcı gazların sağlık etkileri ile ilgili çok fazla sayıda çalışma olmamasına karşılık az sayıdaki çalışma bile zararlı etkilerini ortaya koymaktadır. Güvenlik kuvvetleri tarafından toplumsal olaylara müdahalelerde kullanılan göz yaşartıcı gazlar geniş bir kimyasal grubu oluşturmakta ve “kimyasal silah” olarak nitelendirilmektedir. 1969 yılında, seksen ülke Cenevre Protokolünde yasaklanan kimyasal silahlar arasında gaz bombalarının da olmasını istemiştir. Toksik potansiyelleri hakkında daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu bildirmiş ve hiçbir durumda kullanımına izin verilmemesini belirtmişlerdir. Bununla birlikte gaz bombaları ABD, İngiltere, İrlanda, Vietnam, Filipinler, Şili, Panama, Güney Kore, Gazze, İsrail, Irak, Türkiye, Mısır vb. de yaygın olarak kullanılmaktadır.

Gaz bombası olarak adlandırılan bu kimyasal silahların içerisinde kullanılan kimyasal maddelerin 15 farklı türü vardır. Bu maddeler kimyasal yapılarına göre adlandırılmakta ve çoğunlukla gaz bomba fişek ve kapsüllerinin üzerinde harf kısaltmaları ile belirtilmektedirler. Sağlık etkileri çoğunlukla ortak olmakla birlikte gazın cinsine göre bazı belirtiler değişebilmekte ya da ön planda olabilmektedir. En yaygın kullanılan dört tipi vardır. Bunlar:

 

·         CS kısaltması ile kullanılan: Chlorobenzylidenemalononitrile

·         CN kısaltması ile kullanılan: Chloroacetophenone

·         DM kısaltması ile kullanılan: Chlorodihydrophenarsazine

·         OC kısaltması ile kullanılan: Oleoresincapsicum (Biber gazı olarak adlandıılmaktadır)

 

Türkiye’de resmi makamların verdikleri bilgilere göre OC ve CS kullanılmaktadır.

 

Göz yaşartıcı gazlar;

 

·         Deri, göz ve solunum yollarında ciddi düzeyde tahriş ve tahribat yaratır.

·         Etkileri saniyeler içerisinde başlayarak bir saate kadar sürebilir.  Deriden emilip sinir uçlarında biriktiğinden kişinin maddenin etkisinden kurtulması saatler alabilmektedir.

·         Kullanılan maddeler

o   Aşırı miktarda atıldıysa

o   Kapalı ortamlarda kullanıldıysa ve kişiler gazla uzun süre temas etmek zorunda kalmışlarsa

o   Soluk alıp verme sayısı yüksek olan bireyler varsa sağlık etkilerinin daha yoğun olduğu belirtilmektedir.

·         Kullanılan maddeler geç ortaya çıkan sağlık sorunlarına da yol açabilmektedirler.

·         Yüksek miktarlarda ve uzamış temas nedeniyle sağlık riskleri çok ciddidir ve ölüme bile yol açabileceği saptanmıştır.

Oluşan sağlık etkileri aşağıdaki başlıklarda özetlenebilir:

 

GÖZ

·         Gözlerde tahriş, yanma, gözyaşında artma, ağrı, kimyasal nedenli göz kapağı iltihabı, gözde kızarma ve göz kapaklarının istemsiz kasılmasına neden olurlar.

·         Gözde kornea adı verilen tabakaya etkileri bulunmaktadır. Özellikle tekrarlayan temaslarda kornea tabakası ile ilgi sorunlar ortaya çıkmakta, bu olgularda göz kuruluğu şikayeti uzun süreli devam etmektedir.

·         Yapılan bazı çalışmalar biber gazının gözün çeşitli bölgelerinde hasarlar oluşturduğunu ortaya koymuştur.

 

CİLT

·         Ciltte yanma, tahriş, kızarıklık ortaya çıkabilmekte, çok yüksek miktar gazla temas edilmesi halinde deride yanıklar olabilmektedir.

·         Hayvanlarda yapılan deneylerde burundan başlayarak akciğerlere kadar bütün solunum yollarında hasar yarattığı ve toksik etkiye yol açtığı belirlenmiştir.

 

SİNDİRİM SİSTEMİ

·         Yapılan bazı çalışmalar, on iki parmak bağırsağında hasara yol açarak yağ emilimini etkilediğini ve tekrarlayan temaslarda karaciğerde doku ölümüne yol açtığını göstermiştir.

 

SOLUNUM VE DOLAŞIM SİSTEMİ

·         Göz yaşartıcı gazlar ve biber gazları solunum yollarında ciddi etkiler göstermektedirler. Burun ve boğazda yanma, burun akıntısı, aşırı tükrük salgısı, göğüste sıkışıklık hissi, öksürük gibi belirtiler sık görülmektedir.

·         Biber gazı solunum yollarında daralmaya neden olmaktadır, özellikle astım hastalarında solunum yetmezliğine neden olabilmektedir.

·         Gazın solunması, soluk alamama, kalp atışlarının yavaşlaması, ana atardamarda kan basıncının bozulması ve basıncın iniş çıkışlarına neden olması, solunum yolarının daralması, solunum hızının aşırı artması, tansiyonun düşmesi gibi etkilere yol açabilmektedir.

·          Biber gazı ile yüksek miktarlarda temas kalp ritmini bozabilmektedir.

·         Yapılan hayvan deneylerinde uzamış temas sonrası akciğer hasarı nedenli ölümler saptanmıştır.  

Sağlık etkileri Tablo 1’de özetlenmiştir.

 

DİĞER ETKİLER

 

Yukarıda belirtilenlerin dışında bulantı, kusma, fenalık hissi, ishal, ışığa aşırı duyarlılık, başağrısı, ajitasyon, kişinin yer ve zaman algısı ile ilgili sorunlar ve panik de rastlanan belirtilerdir.

 

Biber gazıyla tekrarlayan bir şekilde temas etmek kalıcı etkiler doğurarak gözde kornea tabakasının duyarlılığında ve görme keskinliğinde azalmaya neden olabilir ve ciltte dermatit yapabilir.

 

Biber gazının sağlık etkileri astım, zatürre, amfizem gibi solunum yolu hastalığı olanlarda, kalp sorunu olanlarda, tanı konmamış anevrizması olanlarda, çocuklarda, yaşlı ve bağışıklık sistemi yetmezliği olanlarda ve gebelerde daha belirgindir. Bu nedenle özellikle alerjik bünyeli kişiler, astım, KOAH ve benzeri solunum yolu hastalıkları olanlar ve kalp hastaları risk altındadır.  

 

Gebelik üzerine etkilerine ilişkin yeterli çalışma yoktur ancak gazla direkt temasın gebelerde düşük ve erken doğum riskini arttırdığı bildirilmektedir.

 

 

ÖLÜM RİSKİ

 

Biber gazı kullanımında ani olarak gelişen üst solunum yolunun alerjik ödemi ölüme neden olabilmektedir. Göz yaşartıcı gazların var olduğu ölümlerin tümünde ağır solunum yolu sorunları, akciğer ödemi ya da solunum yollarında var olan hastalık ya da patolojiler işaret edilmiştir. Astımlı bir hastada ve bronşiolit hastalığı olan bir yetişkinde hızlı gelişen ölüm nedeni olarak biber gazı rapor edilmiştir.  

Bazı göz yaşartıcı bomba türleri yakından ve yoğun temas sonrası hipertansiyon krizi ve vücut ısısının aşırı düşmesine ve solunum sistemi üzerinde ciddi ve yaşamı tehdit edici etkilere yol açabilmektedir.

 

Dünyada 90’lı yıllarda gazete haberlerinde polisin kullandığı biber gazına bağlı ölümler bildirilmiştir (Los Angeles Times, 18 Haziran 1995). Ölüme de neden oldukları bilinen gaz bombaları hakkında en son İsrail’de 31 Aralık 2010 tarihinde, (2004 yılındaki 2 ölüm olayına ek olarak), CS’nin neden olduğu bir ölüm olayı daha rapor edilmiştir.

 

Gaz bombalarının ve biber gazının tıbbi literatürde sadece ABD’de son otuz yılda 100 kişinin ölümüne yol açtığı bildirilmiştir.  

 

Türkiye’de de 19 Aralık 2000 tarihinde, 20 cezaevine birden yapılan, 30’u tutuklu 32 kişinin öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı operasyonlarda da bilirkişi raporlarına göre öldürücü dozda gaz bombası kullanıldığı ortaya konmuştur. 1 Mayıs 2007’de yaşanan olaylarda polisin Taksim-Gülleci Sokakta attığı gaz bombası, bir kahvehanenin önünde oturan 75 yaşındaki İbrahim Sevindik’in fenalaşmasına ve kalbinin durmasına neden olmuş ve bu kişi tüm çabalara rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetmiştir. Son olarak 31.05.2011 tarihinde Hopa’da Metin Lokumcu’nun ölümü, 12.06.2011 tarihinde Batman’da gazdan etkilenen Hatice İdin’in 30.06.2011 tarihinde ölümü ile sonuçlanan olaylarda yoğun gaz kullanımı izlenmiştir.

 

 

TEDAVİ

 

Tedavi genellikle etkileri hafifletmek amacıyla yapılır.

·         Hemen ortamdan uzaklaşılmalı, temiz havaya çıkılmalı ve giysiler çıkarılarak maruz kalan bölge ılık su ve sabunla bolca yıkanmalıdır.

·         CS’ye maruz kalındığında su ile temas deri bulgularını alevlendirir, bu nedenle hafif alkali bir solüsyon kullanılabilir (1 litre suya 1 çorba kaşığı karbonat koyup eriterek).

·         Hastalar solunum sıkıntısı yönünden izlenmelidir. Solunum sıkıntısı yoğun olanlar hastaneye başvurmalı ya da sevk edilmelidir.

·         Biber gazına maruz kalındığında gözler hızla ve bol suyla ya da %0.9’luk sodyum klorür(Serum Fizyolojik adıyla satılan ürünler) ile en az 15 dakika süreyle yıkanarak kimyasal madde gözden uzaklaştırılmalıdır. Gözlere etkisi bakımından, özellikle gözün kornea tabakasına etkilerini gidermek açısından bazı ilaçlar kullanılabilmektedir.

·         Maruz kalan gözde kontakt lens var ise hemen çıkarılmalıdır. İki defa temizlenen kontakt lensde bile biber gazı(OC) kalıntısı görülebildiği için, bu lenslerin tekrar kullanımı önlenmelidir.

·         Ağrı, şişlik, gözyaşı salgısında artış ve ışığa karşı hassasiyet uzun süreli devam ediyorsa doktora başvurulmalıdır.

·         Gözde gerçekleşen hasarın derecesine bağlı olarak gözün kornea tabakasının hasarının  iyileşme süresi birkaç gün ile haftalar arasında değişebilir.

·         Ağrının giderilmesinde, alüminyum hidroksit, magnezyum hidroksit ve simetikon içeren süspansiyonların(anti-asit mide ilaçları vb)  deriye uygulanmasının, suyla yıkamaya göre daha etkili olduğu saptanmıştır. Deri bitkisel yağla temizlenebilir. Deride tahriş olan bölgeye bitkisel yağ uygulaması ağrının giderilmesinde de yararlıdır.

·         Olası gaz saldırısında gözler, burun, ağız gaz maskesiyle korunmalıdır.

·         Biber gazına maruz kalınması durumunda en kısa zamanda ortamdan uzaklaşılmalıdır. Nefes ağızdan alınıp burundan verilmelidir.

·         Hastaya tedavi girişiminde bulunan sağlık personeli eldiven, gözlük ve koruyucu giysi giymelidir.

·         Biber gazına (OC) maruz kalınan ortamdan uzaklaşıldığında bulgular yaklaşık 30 dakika sonra kaybolmaya başlarken, CN ve CS tipi gaz bombalarında semptomlar birkaç saat sürebilmektedir.

·         Çıkarılan giysilerdeki kimyasal maddeler organik çözücülerle temizlenebilir.


Ayrıntılı bilgi için :  KİMYASAL SİLAHLAR GÖSTERİ KONTROL AJANLARI Türk Tabipleri Birliği Yayınları,  Birinci Baskı, Ağustos 2011, Ankara

 

 

 

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ

 

TOPLUMSAL OLAYLARDA KULLANILAN KİMYASAL SİLAHLARA İLİŞKİN BİLGİ NOTU

 

Güvenlik kuvvetleri tarafından toplumsal olaylara müdahale amacıyla kullanılan maddeler, birçok sağlık etkisi bulunan kimyasal maddelerdir. Bu amaçla kullanılan maddeler çok çeşitlidir ancak üç ana grupta toplanmaktadır:

·         Göz yaşartıcılar

·         Aksırtıcı kimyasal gazlar

·         Kusturucular

 

Göz yaşartıcı gazların sağlık etkileri ile ilgili çok fazla sayıda çalışma olmamasına karşılık az sayıdaki çalışma bile zararlı etkilerini ortaya koymaktadır. Güvenlik kuvvetleri tarafından toplumsal olaylara müdahalelerde kullanılan göz yaşartıcı gazlar geniş bir kimyasal grubu oluşturmakta ve “kimyasal silah” olarak nitelendirilmektedir. 1969 yılında, seksen ülke Cenevre Protokolünde yasaklanan kimyasal silahlar arasında gaz bombalarının da olmasını istemiştir. Toksik potansiyelleri hakkında daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu bildirmiş ve hiçbir durumda kullanımına izin verilmemesini belirtmişlerdir. Bununla birlikte gaz bombaları ABD, İngiltere, İrlanda, Vietnam, Filipinler, Şili, Panama, Güney Kore, Gazze, İsrail, Irak, Türkiye, Mısır vb. de yaygın olarak kullanılmaktadır.

Gaz bombası olarak adlandırılan bu kimyasal silahların içerisinde kullanılan kimyasal maddelerin 15 farklı türü vardır. Bu maddeler kimyasal yapılarına göre adlandırılmakta ve çoğunlukla gaz bomba fişek ve kapsüllerinin üzerinde harf kısaltmaları ile belirtilmektedirler. Sağlık etkileri çoğunlukla ortak olmakla birlikte gazın cinsine göre bazı belirtiler değişebilmekte ya da ön planda olabilmektedir. En yaygın kullanılan dört tipi vardır. Bunlar:

 

·         CS kısaltması ile kullanılan: Chlorobenzylidenemalononitrile

·         CN kısaltması ile kullanılan: Chloroacetophenone

·         DM kısaltması ile kullanılan: Chlorodihydrophenarsazine

·         OC kısaltması ile kullanılan: Oleoresincapsicum (Biber gazı olarak adlandıılmaktadır)

 

Türkiye’de resmi makamların verdikleri bilgilere göre OC ve CS kullanılmaktadır.

 

Göz yaşartıcı gazlar;

 

·         Deri, göz ve solunum yollarında ciddi düzeyde tahriş ve tahribat yaratır.

·         Etkileri saniyeler içerisinde başlayarak bir saate kadar sürebilir.  Deriden emilip sinir uçlarında biriktiğinden kişinin maddenin etkisinden kurtulması saatler alabilmektedir.

·         Kullanılan maddeler

o   Aşırı miktarda atıldıysa

o   Kapalı ortamlarda kullanıldıysa ve kişiler gazla uzun süre temas etmek zorunda kalmışlarsa

o   Soluk alıp verme sayısı yüksek olan bireyler varsa sağlık etkilerinin daha yoğun olduğu belirtilmektedir.

·         Kullanılan maddeler geç ortaya çıkan sağlık sorunlarına da yol açabilmektedirler.

·         Yüksek miktarlarda ve uzamış temas nedeniyle sağlık riskleri çok ciddidir ve ölüme bile yol açabileceği saptanmıştır.

Oluşan sağlık etkileri aşağıdaki başlıklarda özetlenebilir:

 

GÖZ

·         Gözlerde tahriş, yanma, gözyaşında artma, ağrı, kimyasal nedenli göz kapağı iltihabı, gözde kızarma ve göz kapaklarının istemsiz kasılmasına neden olurlar.

·         Gözde kornea adı verilen tabakaya etkileri bulunmaktadır. Özellikle tekrarlayan temaslarda kornea tabakası ile ilgi sorunlar ortaya çıkmakta, bu olgularda göz kuruluğu şikayeti uzun süreli devam etmektedir.

·         Yapılan bazı çalışmalar biber gazının gözün çeşitli bölgelerinde hasarlar oluşturduğunu ortaya koymuştur.

 

CİLT

·         Ciltte yanma, tahriş, kızarıklık ortaya çıkabilmekte, çok yüksek miktar gazla temas edilmesi halinde deride yanıklar olabilmektedir.

·         Hayvanlarda yapılan deneylerde burundan başlayarak akciğerlere kadar bütün solunum yollarında hasar yarattığı ve toksik etkiye yol açtığı belirlenmiştir.

 

SİNDİRİM SİSTEMİ

·         Yapılan bazı çalışmalar, on iki parmak bağırsağında hasara yol açarak yağ emilimini etkilediğini ve tekrarlayan temaslarda karaciğerde doku ölümüne yol açtığını göstermiştir.

 

SOLUNUM VE DOLAŞIM SİSTEMİ

·         Göz yaşartıcı gazlar ve biber gazları solunum yollarında ciddi etkiler göstermektedirler. Burun ve boğazda yanma, burun akıntısı, aşırı tükrük salgısı, göğüste sıkışıklık hissi, öksürük gibi belirtiler sık görülmektedir.

·         Biber gazı solunum yollarında daralmaya neden olmaktadır, özellikle astım hastalarında solunum yetmezliğine neden olabilmektedir.

·         Gazın solunması, soluk alamama, kalp atışlarının yavaşlaması, ana atardamarda kan basıncının bozulması ve basıncın iniş çıkışlarına neden olması, solunum yolarının daralması, solunum hızının aşırı artması, tansiyonun düşmesi gibi etkilere yol açabilmektedir.

·          Biber gazı ile yüksek miktarlarda temas kalp ritmini bozabilmektedir.

·         Yapılan hayvan deneylerinde uzamış temas sonrası akciğer hasarı nedenli ölümler saptanmıştır.  

Sağlık etkileri Tablo 1’de özetlenmiştir.

 

DİĞER ETKİLER

 

Yukarıda belirtilenlerin dışında bulantı, kusma, fenalık hissi, ishal, ışığa aşırı duyarlılık, başağrısı, ajitasyon, kişinin yer ve zaman algısı ile ilgili sorunlar ve panik de rastlanan belirtilerdir.

 

Biber gazıyla tekrarlayan bir şekilde temas etmek kalıcı etkiler doğurarak gözde kornea tabakasının duyarlılığında ve görme keskinliğinde azalmaya neden olabilir ve ciltte dermatit yapabilir.

 

Biber gazının sağlık etkileri astım, zatürre, amfizem gibi solunum yolu hastalığı olanlarda, kalp sorunu olanlarda, tanı konmamış anevrizması olanlarda, çocuklarda, yaşlı ve bağışıklık sistemi yetmezliği olanlarda ve gebelerde daha belirgindir. Bu nedenle özellikle alerjik bünyeli kişiler, astım, KOAH ve benzeri solunum yolu hastalıkları olanlar ve kalp hastaları risk altındadır.  

 

Gebelik üzerine etkilerine ilişkin yeterli çalışma yoktur ancak gazla direkt temasın gebelerde düşük ve erken doğum riskini arttırdığı bildirilmektedir.

 

 

ÖLÜM RİSKİ

 

Biber gazı kullanımında ani olarak gelişen üst solunum yolunun alerjik ödemi ölüme neden olabilmektedir. Göz yaşartıcı gazların var olduğu ölümlerin tümünde ağır solunum yolu sorunları, akciğer ödemi ya da solunum yollarında var olan hastalık ya da patolojiler işaret edilmiştir. Astımlı bir hastada ve bronşiolit hastalığı olan bir yetişkinde hızlı gelişen ölüm nedeni olarak biber gazı rapor edilmiştir.  

Bazı göz yaşartıcı bomba türleri yakından ve yoğun temas sonrası hipertansiyon krizi ve vücut ısısının aşırı düşmesine ve solunum sistemi üzerinde ciddi ve yaşamı tehdit edici etkilere yol açabilmektedir.

 

Dünyada 90’lı yıllarda gazete haberlerinde polisin kullandığı biber gazına bağlı ölümler bildirilmiştir (Los Angeles Times, 18 Haziran 1995). Ölüme de neden oldukları bilinen gaz bombaları hakkında en son İsrail’de 31 Aralık 2010 tarihinde, (2004 yılındaki 2 ölüm olayına ek olarak), CS’nin neden olduğu bir ölüm olayı daha rapor edilmiştir.

 

Gaz bombalarının ve biber gazının tıbbi literatürde sadece ABD’de son otuz yılda 100 kişinin ölümüne yol açtığı bildirilmiştir.  

 

Türkiye’de de 19 Aralık 2000 tarihinde, 20 cezaevine birden yapılan, 30’u tutuklu 32 kişinin öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı operasyonlarda da bilirkişi raporlarına göre öldürücü dozda gaz bombası kullanıldığı ortaya konmuştur. 1 Mayıs 2007’de yaşanan olaylarda polisin Taksim-Gülleci Sokakta attığı gaz bombası, bir kahvehanenin önünde oturan 75 yaşındaki İbrahim Sevindik’in fenalaşmasına ve kalbinin durmasına neden olmuş ve bu kişi tüm çabalara rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetmiştir. Son olarak 31.05.2011 tarihinde Hopa’da Metin Lokumcu’nun ölümü, 12.06.2011 tarihinde Batman’da gazdan etkilenen Hatice İdin’in 30.06.2011 tarihinde ölümü ile sonuçlanan olaylarda yoğun gaz kullanımı izlenmiştir.

 

 

TEDAVİ

 

Tedavi genellikle etkileri hafifletmek amacıyla yapılır.

·         Hemen ortamdan uzaklaşılmalı, temiz havaya çıkılmalı ve giysiler çıkarılarak maruz kalan bölge ılık su ve sabunla bolca yıkanmalıdır.

·         CS’ye maruz kalındığında su ile temas deri bulgularını alevlendirir, bu nedenle hafif alkali bir solüsyon kullanılabilir (1 litre suya 1 çorba kaşığı karbonat koyup eriterek).

·         Hastalar solunum sıkıntısı yönünden izlenmelidir. Solunum sıkıntısı yoğun olanlar hastaneye başvurmalı ya da sevk edilmelidir.

·         Biber gazına maruz kalındığında gözler hızla ve bol suyla ya da %0.9’luk sodyum klorür(Serum Fizyolojik adıyla satılan ürünler) ile en az 15 dakika süreyle yıkanarak kimyasal madde gözden uzaklaştırılmalıdır. Gözlere etkisi bakımından, özellikle gözün kornea tabakasına etkilerini gidermek açısından bazı ilaçlar kullanılabilmektedir.

·         Maruz kalan gözde kontakt lens var ise hemen çıkarılmalıdır. İki defa temizlenen kontakt lensde bile biber gazı(OC) kalıntısı görülebildiği için, bu lenslerin tekrar kullanımı önlenmelidir.

·         Ağrı, şişlik, gözyaşı salgısında artış ve ışığa karşı hassasiyet uzun süreli devam ediyorsa doktora başvurulmalıdır.

·         Gözde gerçekleşen hasarın derecesine bağlı olarak gözün kornea tabakasının hasarının  iyileşme süresi birkaç gün ile haftalar arasında değişebilir.

·         Ağrının giderilmesinde, alüminyum hidroksit, magnezyum hidroksit ve simetikon içeren süspansiyonların(anti-asit mide ilaçları vb)  deriye uygulanmasının, suyla yıkamaya göre daha etkili olduğu saptanmıştır. Deri bitkisel yağla temizlenebilir. Deride tahriş olan bölgeye bitkisel yağ uygulaması ağrının giderilmesinde de yararlıdır.

·         Olası gaz saldırısında gözler, burun, ağız gaz maskesiyle korunmalıdır.

·         Biber gazına maruz kalınması durumunda en kısa zamanda ortamdan uzaklaşılmalıdır. Nefes ağızdan alınıp burundan verilmelidir.

·         Hastaya tedavi girişiminde bulunan sağlık personeli eldiven, gözlük ve koruyucu giysi giymelidir.

·         Biber gazına (OC) maruz kalınan ortamdan uzaklaşıldığında bulgular yaklaşık 30 dakika sonra kaybolmaya başlarken, CN ve CS tipi gaz bombalarında semptomlar birkaç saat sürebilmektedir.

·         Çıkarılan giysilerdeki kimyasal maddeler organik çözücülerle temizlenebilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

Ayrıntılı bilgi için :  KİMYASAL SİLAHLAR GÖSTERİ KONTROL AJANLARI Türk Tabipleri Birliği Yayınları,  Birinci Baskı, Ağustos 2011, Ankara

 

 

 

muratelbay

Ar. Gör. Murat Elbay anısına fidan dikimi / ODTÜ

ANLATILAN SENİN HİKAYENDİR!
Araştırma görevlileri olarak bugüne kadar hep “güvenceli gelecek” istedik; “iş güvencesi olmadan akademik özgürlük, akademik özgürlük olmadan bilim olmaz” dedik. Ama bugün “güvenceli iş — güvenceli gelecek” talebimize “güvenceli yaşam” talebini de eklememiz gerektiğini görüyoruz. Bugünün üniversite yapısı sadece geleceğimizi güvencesizleştirmekle kalmıyor; aynı zamanda yaşama dair umutlarımızı da elimizden alıyor. 18 Nisan’da Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Murat Elbay arkadaşımız arkasında “Hayattan zevk almıyorum. İşyerinde de mutlu değilim. Başarılı olduğumu düşünmüyorum” ifadelerini içeren bir not bırakarak aramızdan ayrıldı. Biz meselenin arkadaşımızın başarısızlığıyla hiçbir ilgisi olmadığını biliyoruz. Sorun, bizleri açık ve net bir iş tanımı olmadan, mobbing’e maruz bırakarak, senet baskısı altında, güvencesizlik tehdidiyle çalışmaya zorlayan; sadece emeğimizi değil, varlığımızı da görünmez kılan, en tepedeki YÖK’ten, en alttaki birime kadar katı bir hiyerarşi içinde örgütlenmiş bir akademik yapıda ve onun ürettiği bireyselleşmiş, rekabetçi ve baskıcı akademik kültürde yatmaktadır. Oysa bilimsel üretim denilen faaliyetin kendisi kolektiftir; dayanışmacı ve özgürlükçü bir kültürü gerektirir.
İşte Murat arkadaşımız aslında tam da bunlara itiraz ediyordu. Bu itirazı paylaşan bizler; O’nun anısını yaşatarak, bizleri maruz kaldığımız sorunlarla bireysel olarak yüzleşmek zorunda bırakan bu yapının karşısında dayanışmamızı ve mücadelemizi ilan ediyor ve üniversitelerdeki tüm araştırma görevlilerini 18 Mayıs’ta Ankara’da yapacağımız Asistan Eylemi’ne davet ediyoruz. Çünkü anlatılan sadece Murat’ın değil; hepimizin hikayesidir!

Çağrıcı Kurumlar
ODTÜ ASİSTAN DAYANIŞMASI
HACETTEPE ASİSTAN PLATFORMU
İTÜ ASİSTAN DAYANIŞMASI
BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ ASİSTAN DAYANIŞMASI
MARMARA ÜNİVERSİTESİ ASİSTAN DAYANIŞMASI
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ASİSTAN DAYANIŞMASI
YEDİTEPE ASİSTAN DAYANIŞMASI
EĞİTİM-SEN VAN YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ TEMSİLCİLİĞİ
EĞİTİM-SEN ANKARA ÜNİVERSİTESİ TEMSİLCİLİĞİ
EĞİTİM-SEN ANKARA 5 NOLU ÜNİVERSİTELER ŞUBESİ
EĞİTİM-SEN İSTANBUL 6 NOLU ÜNİVERSİTELER ŞUBESİ

Destekleyici Kurum
AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ELEMANLARI DERNEĞİ

rachelcorrie3

Rachel Corrie’nin elektronik mektupları

16 Mart 2003’te 23 yaşındaki Amerikalı insan hakları çalışanı Rachel Corrie, İsrail ordusunun Filistin Gazze Şeridi’nde bir doktorun evini ve ailesini yok etmesini engellemeye çalışırken, bir askeri buldozer tarafından ezilerek yaşamını yitirdi.

Rachel, ailesine yazmış olduğu dikkate değer bir dizi e-postasında, kendi yaşamını neden tehlikeye attığını açıklıyordu.

İlk kez İngiltere’de Guardian tarafından yayımlanmıştır.

Bu mektuplar Baran Şimşek tarafından Türkçeye çevrilmiştir.

7 Şubat 2003

Merhaba arkadaşlarım ve ailem, ve diğerleri,
Filistin’e geleli şu anda iki hafta ve bir saat oldu, ve buna rağmen gördüklerimi anlatmakta kelime bulamıyorum. Benim için en zoru, Birleşik Devletler’e mektup yazmak için oturduğum zaman burada olup bitenler hakkında düşünmek—lükse açılan sanal geçitle ilgili bir şey. Buradaki çocukların pek çoğu hiç, evlerinin duvarlarındaki tank mermisi delikleri, ve bir işgal kuvvetinin onları yakın civarlarda sürekli izleyen kuleleri olmadığı bir gün yaşamış mıdır, bilmiyorum. Tam emin olmasam da, bu çocukların en küçüğünün bile, her yerde hayatın böyle olmadığını anlayabildiğini düşünüyorum. Ben buraya gelmeden iki gün önce sekiz yaşında bir çocuk bir İsrail tankı tarafından öldürülmüş, ve çocukların birçoğu bana onun ismini mırıldanıyor, “Ali”—veya duvarlarda onun posterlerini gösteriyor. Çocuklar bana “Keyf Şaron?” “Keyf Bush?” diye sorup, beni kötü Arapçamla konuşturmayı da çok seviyorlar, ben “Bush Mecnun” “Şaron Mecnun” deyince de gülüşüyorlar. (Şaron nasıl? Bush nasıl? Bush deli. Şaron deli.)
Elbette ki tam olarak düşündüğüm bu değil, ve İngilizce bilen bazı büyükler de sözümü düzeltiyor: Bush miş Mecnun… Bush bir işadamı. Bugün “Bush bir maşadır” demeyi öğrenmeye çalıştım, fakat tam doğru çevirisini öğrenebildiğimi düşünmüyorum. Her neyse, burada, küresel hiyerarşinin işleyişinin, benim yalnızca iki yıl kadar önce olduğumdan çok daha iyi farkında olan sekiz yaşında çocuklar var—en azından İsrail konusunda.
Gene de, hiçbir miktarda okuma, konferanslara katılma, belgesel izleme ve kulaktan dolma bilginin beni buradaki durumun gerçekliğine hazırlayamayacağı düşüncesindeyim. Görmeden bunu hayal edemiyorsun, ve gördükten sonra bile, bu deneyiminin hiç de o gerçekliği bütünüyle yansıtmadığının farkındasın: İsrail Ordusu’nun silahsız bir ABD vatandaşını vurması durumunda karşılaşacağı zor durum, ve ordu kuyuları yıktığında benim gene su satın alacak paramın olacak olması, ve elbette, her zaman terk etme şansımın bulunması. Benim ailemden hiç kimse, memleketimde, bir ana caddenin sonundaki bir kuleden bir roketatar tarafından, arabamızla giderken vurulmadı. Bir evim var. Gidip okyanusu görme hakkım var. Gene benim için, bir duruşma yapılmadan aylarca ya da yıllarca bekletilmek de çok zor bir ihtimal (bunun sebebi, diğer çoğundan farklı olarak, beyaz bir ABD vatandaşı olmam).
Okula veya işe gitmek için çıktığımda, Mud Koyu ile Olympia şehir merkezinin ortasında bir kontrol noktasında bekleyen ağır silah donanımlı bir asker (işime gidip gidemeyeceğime, ve işimi tamamladığımda tekrar evime gidip gidemeyeceğime karar verme yetkisine sahip bir asker) olmayacağına emin olabilirim. Dolayısıyla, eğer ben bu çocukların yaşadığı dünyaya ulaşmam ve kısa süreliğine ve de kısmen içine girmemden sonra nefret hissi duyuyorsam, tersine, onlar benim dünyama girselerdi ne hissedeceklerini merak ediyorum.
Onlar Birleşik Devletler’deki çocukların anne ve babalarının vurulmadığını biliyorlar, ve okyanusu görmeye gidebildiklerini biliyorlar. Fakat eğer okyanusu görmüş olsanız, ve su bulma sıkıntısının olmadığı, (su kaynaklarının) geceleyin buldozerler tarafından yok edilmediği, huzurlu bir yerde yaşamış olsanız, ve eğer uykudan evinizin duvarlarının aniden içeriye yıkılmasıyla uyanmak korkusu hissetmeden bir gece geçirseniz, ve eğer hiçkimsesini kaybetmemiş insanlarla karşılaşsanız— eğer ölüm saçan kuleler, tanklar, silahlı “yerleşimler” ve bu şimdiki dev metal duvar ile çevrelenmemiş bir dünyanın gerçekliğini yaşasanız, dünyanın tek süpergücü tarafından desteklenen, dünyanın dördüncü büyük ordusunun, sizi vatanınızdan silmek için yaptığı devamlı baskıya karşı direniş içinde, sağ kalma—yalnızca yaşama—mücadelesiyle geçen tüm çocukluk yıllarınız için dünyayı affedebilir miydiniz, merak ediyorum. Bu, buradaki çocuklar hakkında merak ettiğim bir şey. Gerçekten bilselerdi, ne olacağını merak ediyorum.
Tüm bu karmaşayı düşünürken, şu an Refah’ta, yaklaşık 140.000 insanın yaşadığı, hemen hemen yüzde 60’ının mülteci olduğu—birçoğunun ikinci veya üçüncü kez iltica ettiği—bir şehirdeyim. Refah 1948’den önce de vardı, ancak buradaki halkın çoğunun kendileri yahut ataları, eski Filistin—şu anki İsrail— topraklarındaki evlerinden buraya göçe zorlanmış. Refah, Sina geri Mısır’a geçince, ortadan ikiye bölünmüş.
Şu anda İsrail ordusu, Filistin’deki Refah ile sınır arasına, bir insansız bölge oluşturacak şekilde, on dört metre yüksekliğinde bir duvar inşa ediyor. Refah Halk Mülteci Komitesi’ne göre altı yüz iki ev buldozerlerle tamamen yıkıldı. Kısmen yıkılan ev sayısı daha da fazla.
Bugün, bir zamanlar evlerin bulunduğu yerlerde, yıkıntıların tepesinde yürürken, sınırın öte tarafındaki Mısırlı askerler yaklaşan bir tankı haber vermek için bana “Kaç! Kaç!” diye bağırdılar. Ondan sonra ise el salladılar ve “İsminiz nedir?” diye sordular. Bu dostça merakta rahatsız edici bir şey var. Bu bana hatırlattı ki, hepimiz diğer çocukları merak eden çocuklarız: Tankların yolunda gezinen tuhaf kadınlara bağıran Mısırlı çocuklar. Neler olup bittiğini görebilmek için saklandıkları duvarın arkasından kafalarını uzatıp, tanklar tarafından vurulan Filistinli çocuklar. Tankların karşısına pankartlarla duran uluslararası çocuklar. Tanklarda rasgele, bazen bağıran—bazen de el sallayan—İsrailli çocuklar; birçoğu zorla buraya getirilmiş, birçoğu sadece saldırgan, biz uzaklaşırken evlere ateş eden.
Sınır boyunca, ve Refah ile sahil boyu uzanan yerleşimler arasında kalan batı bölgesinde, sürekli olarak tankların varlığının yanı sıra; burada—ufuk boyunca ve sokakların sonlarında—sayabileceğimden de fazla sayıda IDF (Israel Defence Forces) kuleleri var. Bazıları sadece asker yeşili metalden. Diğerlerinde, içeride ne yapıldığı anlaşılmaması için bir tür fileyle kaplı olan, bu tuhaf sarmal merdivenlerden var. Bazıları, binaların ufuk çizgisinin hemen altına gizlenmiş. Sonraki bir gün, bizim çamaşır yıkamak, ve pankart asmak için kasabayı iki defa geçmek için harcadığımız zaman içerisinde, bunlardan bir yenisi daha yükseldi.
Sınıra en yakın olan bölgelerin bir kısmının, en az yüz yıldır burada yaşamış olan ailelerin ikamet ettiği esas Refah olmasına karşın, Oslo’ya göre, Filistin’in kontrolündeki bölgeler yalnızca, şehir merkezinde bulunan 1948 kampları. Ancak gördüğüm kadarıyla, herhangi bir kulenin görüş alanı dışında olan bir yer, eğer varsa bile çok azdır. Apaçi helikopterlerine veya saatlerce şehrin üstünde vızıltılarını duyduğumuz görünmez arı uçaklarının kameralarına karşı korunaklı bir yer, kesin olarak yok.
Dış dünyayla ilgili haber almakta zorlanıyorum, fakat Irak’ta savaşın kaçınılmaz duruma geldiğini duyuyorum. Burada “Gazze’nin yeniden işgali” konusunda büyük bir endişe hakim. Gazze her gün bir ölçüde yeniden işgal ediliyor, ancak bence asıl korkulan, takların, bazı sokaklara girerek, insanları köşelerden gözleyip vurmak ve birkaç saat ya da gün sonra da geri çekilmek yerine, tüm sokaklara girmesi ve burada kalması. Eğer insanlar halen bu savaşın tüm bu bölge halkına nelere mal olduğunu düşünmüyorlarsa, artık düşünmeye başlamalarını umuyorum.
Sizin buraya gelmenizi de umuyorum. Biz burada beş altı uluslararası eylemciyiz. Bizden kendi bölgelerinde bulunmamızı isteyen semtler Yibna, Tel El Sultan, Hay Selam, Brazil, Blok J ve Blok O. Ayrıca İsrail ordusu burada bulunan en büyük iki kuyuyu yıktığı için, Refah’ın varoşlarında bulunan bir kuyunun gece boyunca beklenmesi gerekiyor.
Belediye su idaresine göre, geçen hafta yıkılan kuyular Refah’ın su kaynaklarının yarısını teşkil etmekteydi. Birçok yerden halk, enternasyonallerden evleri daha fazla yıkıma karşı korumaya çalışmak için, gece de hazır bulunmalarını rica etti. Akşam saat ondan sonra, gece çıkmak çok güç çünkü İsrail ordusu sokaklarda gördüğü herkesi direnişçi sayıyor ve onlara ateş ediyor. Dolayısıyla şu çok açık ki, sayımız pek az.
Hala inanıyorum ki memleketim Olympia, Refah’la kardeş-halk ilişkisi biçiminde bir girişimi başlatmaya karar verdiği takdirde çok şey kazanabilir, ve çok da şey verebilir. Bazı öğretmenler ve çocuk toplulukları e-posta değişimine ilgi göstermişlerdi, ancak bu, yapılabilecek dayanışma çalışmasında buzdağının sadece ucu.
Birçok insan, seslerinin duyulmasını istiyor; ve bana göre biz bu sesin ABD’de, kendim gibi iyi niyetli enternasyonallerin süzgecinden değil; enternasyonaller olarak ayrıcalıklarımızı biraz kullanarak, doğrudan duyulmasını sağlamalıyız. Ben, çok sağlam bir koruyucu olduğunu düşündüğüm, insanların her duruma karşı örgütlenme, ve her duruma karşı direnme yeteneğini, yeni öğrenmeye başlıyorum.
ABD’den arkadaşlarımdan aldığım haberlere memnun oldum. Şelton/Washington’da bir barış grubunu örgütleyen, aynı zamanda Washington DC’deki 18 Ocak büyük protestosunun koordinasyonunda yer almayı başarmış bir arkadaşımdan gelen bir haberi yeni okudum.
Buradaki insanlar basını takip ediyorlar, ve bugün bana gene Birleşik Devletler’de büyük protestolar olduğunu, Birleşik Krallık’ta da “hükümetin sorunları olduğunu” söylediler. Öyleyse onlara, burada insanlara, aslında emin de olamayarak, Birleşik Devletler’de birçok insanın hükümetimizin politikalarını desteklemediğini, ve direnişi küresel örneklerden öğrendiğimizi söylediğimde, artık tam bir Polyanna gibi hissetmememi sağladıkları için teşekkür ediyorum.

20 Şubat 2003 (Annesine)

Anneciğim,
Şu anda İsrail ordusu Gazze’ye giden yolu kazdı, ve ana kontrol noktalarının ikisi de kapandı. Bu, üniversiteye gidip yeni dönem kaydını yaptırmak isteyen Filistinlilerin, bunu yapamayacağı anlamına geliyor. İnsanlar işine gidemiyor ve diğer tarafta kalanlar evine dönemiyor; yarın Batı Şeria’da toplantıları olan enternasyonaller de bunu yapamayacak. Uluslararası beyaz insan imtiyazımızdan ciddi biçimde faydalanmayı deneseydik muhtemelen bunun üstesinden gelebilirdik fakat bu aynı zamanda, hiçbirimiz yasadışı bir iş yapmamış olsak bile, bu yüzden tutuklanma ve sınır dışı edilme tehlikesini doğuruyor.
Gazze şu anda üçe bölünmüş durumda. “Gazze’nin yeniden işgali” ile ilgili konuşmalar var, fakat benim bunun olacağından ciddi olarak şüphem var, çünkü bu, şu anda İsrail adına jeopolitik anlamda aptalca bir hareket olacaktır. Bana göre daha muhtemel olanı, daha küçük çapta olan, uluslararası-halk-protestosu-radarının fark edemediği baskın harekatlarının ve belki de, sık sık işaret edilen “toplu nakiller”in hızlandırılması olacaktır.
Şu anda Refah’tayım, ve kuzeye gitmeyi düşünmüyorum. Nispeten güvenlikte olduğumu hissediyorum, ve daha büyük çapta bir baskında benim için en büyük tehlikenin tutuklanmak olacağını düşünüyorum. Gazze’nin yeniden işgali yönünde bir hareket, Şaron’un her tarafa yerleşimler kurma yolunda şu anda çok düzgün işlemekte olan, ve yavaş yavaş fakat emin adımlarla Filistinlilerin azminin kırılmasına neden olan, barış-görüşmeleri-sırasında-suikastlar / toprak işgali stratejisine karşı yapılan protestolardan, çok daha büyük çapta protestolara neden olacaktır. Bana bakmakta olan bir sürü, çok iyi Filistinli olduğunu bilin. Biraz grip mikrobu kaptım, onlar da bana iyileşmem için çok hoş, limonlu içecekler verdiler. Ayrıca, halen yattığımız kuyunun anahtarlarını saklayan kadın bana durmadan seni soruyor. Zerre kadar İngilizce bilmiyor, fakat çok sık annem hakkında soru soruyor—seni aradığımdan emin olmak istiyor.
Sana ve Babama ve Sarah’a ve Chris’e ve herkese sevgiler.
Rachel

—-

27 Şubat 2003 (Annesine)

Seni seviyorum. İnan, çok özlüyorum. Kabuslar görüyorum, rüyalarımda siz ve ben içeride, dışarıda tanklar ve buldozerler evimizi çevirmiş görüyorum. Bazen adrenalin haftalar boyu bir anestetik ilaç etkisi yapıyor, ve sonra akşamları ya da geceleri ise tekrar, beni perişan ediyor—bu, durumun gerçekliğinin küçük bir kısmı. Buradaki insanlar adına gerçekten çok korkuyorum. Dün, bir babanın, arkasında ellerinden tutmuş iki küçük çocuğuyla, evinin havaya uçurulacağını düşündüğü için, dışarıda tanklar, ve bir keskin nişancı kulesi ve buldozerler ve Jeep’lerin durduğu bölgeye doğru gidişini izledim. Jenny ve ben, birkaç kadın ve iki küçük bebekle birlikte evin içerisindeydik. Ona yanlış çeviri yapmamız yüzünden, patlatılacak olanın kendi evi olduğunu sanmasına sebep olmuştuk. Aslında, İsrail ordusu yakınlarda bir yere bırakılmış—Filistinli direnişçilerin yaptıkları gibi gözükmekte olan—bir patlayıcıyı imha etmekle uğraşmaktaydı.
Bu olay, Pazar günü tank ve buldozerler—300 insanın geçim kaynağı durumunda olan—25 serayı yıkarken, 150 kişinin tutuklanarak yerleşim bölgesinin dışında toplanıldığı ve bu sırada kafalarının üstünden ve çevrelerine ateş açıldığı yerde oldu. Patlayıcı, seraların tam önünde—tankların geri gelmeleri halinde tam geçecekleri giriş noktasındaydı. Bu adamın, evinde durmak yerine, tankların görüş alanına doğru çocuklarıyla birlikte yürümeyi daha az tehlikeli gibi hissedişini düşününce, dehşete kapıldım. Hepsinin öldürüleceğinden çok korktum ve onlarla tankın arasına durmaya çalıştım. Bunlar her gün oluyor, fakat çok acı bir biçimde, bu babanın iki küçük çocuğuyla kendini dışarı atıvermesi, sadece, şu anda beni daha da fazla etkiledi; muhtemelen bunun sebebi ise onun bana göre, bizim tercüme hatalarımız yüzünden dışarı çıkmasıydı.
Telefonda Filistinlilerin başvurduğu şiddetin durumu daha da kötü yaptığına dair söylediklerin üzerine uzun uzun düşündüm. İki yıl önce altmış bin Refah’lı işçi İsrail’de çalışıyordu. Şu anda İsrail’e çalışmak için 600 kişi gidebiliyor. Bu 600 kişiden çoğu taşındı, çünkü bura ile Aşkelon (İsrail’deki en yakın kent) arasındaki üç kontrol noktası, eskiden 40 dakikada alınan bu yolu, şimdi 12 saatlik ya da, hiç geçilemeyen bir yolculuğa çeviriyor. Bunun yanı sıra, Refah’ın 1999’da iktisadi büyüme kaynakları olarak sahip olduğu her şey tümüyle yok edildi—Gazze uluslararası havaalanı (uçak pistleri yerle bir olunca tümüyle kapatıldı); Mısır’la ticarette kullanılan sınır (geçişin tam ortasında şimdi dev bir İsrail keskin nişancı kulesi var); denize ulaşım (son iki senedir bir kontrol noktası ve de Guş Katif yerleşimi tarafından tamamıyla kesildi). Refah’ta bu İntifada’nın başından bu yana yıkılan ev sayısı 600’ün yukarısında; genellikle direnişle bağlantısı olmayan, sadece sınır bölgesinde yaşayan insanların evleri. Belki artık, Refah’ın dünyanın en fakir yeri olduğu resmi olarak kabul edilir. Yakın bir zamana kadar burada bir orta sınıf vardı. Ayrıca geçmişte, Gazze’den Avrupa’ya götürülen çiçeklerin Erez geçişinde güvenlik taramaları nedeniyle iki hafta bekletildiğini duyuyoruz. İki hafta önce kesilmiş çiçeklerin Avrupa pazarındaki değerini tahmin edebilirsin, böylece o pazar da kurumuş oldu. Ve sonra buldozerler gelir ve halkın sebze tarlaları ve bahçelerini yerle bir eder. İnsanlar için geriye ne kalıyor? Eğer aklına bir çözüm geliyorsa söyle. Benim gelmiyor.
Eğer içimizden birinin tüm yaşamı ve huzuru tamamıyla altüst edilseydi, ve eski tecrübelerimize dayanarak, askerler ve tanklar ve buldozerlerin her an bizim için geleceklerini ve ne kadar zamandır yetiştirdiğimiz bütün seralarımızı yıkacaklarını bildiğimiz halde, çocuklarımızla beraber, her an daralan bir yerde yaşasaydık, ve bunu bazılarımızın da dövülmesine ve 149 kişiyle beraber saatlerce bir yere kapatılmasına katlanarak gene yaşamak zorunda olsaydık—geri kalan neyimiz varsa korumak için sence biraz kabakuvvete dayanan yöntemlere başvurmayı deneyebilir miydik? Bu özellikle, yıkılmış meyve bahçeleri ve seralar ve meyve ağaçları gördüğümde aklıma geliyor—nice zahmetle, yıllarca bakımı ve işlemesi yapılmış. Sizi düşünüyorum, ve üzerine düştüklerinizin gelişmesinin ne kadar zaman aldığını ve bunun ne çok özveri istediğini. Şuna gerçekten inanıyorum ki, benzer bir durumda, çoğu insan yapabildiği en iyi ölçüde kendini savunurdu. Bence Craig amcam bunu yapardı. Bence büyük olasılıkla büyükannem de yapardı. Bence ben de yapardım.
Bana pasif direnişi sormuştun.
Dün o patlayıcı havaya uçurulduğunda ailenin evinin tüm camları kırıldı. O sırada bana çay ikram ediyorlardı, ben ise iki küçük bebekle oynuyordum. Şu anda zor bir durumdayım. Acı çeken insanların sürekli, tatlılıkla, üzerime titremeleri beni tam anlamıyla hasta ediyor. Birleşik Devletler’de böyle bir şeyin size çok abartılı geleceğini biliyorum. Doğrusu çoğu zaman, buradaki insanların, bilinçli olarak yaşamlarının yok edilişinin gözle görülürlüğüne rağmen, bu saf iyilikleri bana gerçek dışı gibi geliyor. Gerçekten de dünyada böyle bir şeyin, bundan daha fazla tepki görmeden gerçekleşebildiğine inanamıyorum. Acı veriyor, geçmişte de verdiği gibi, dünyanın nasıl korkunç bir yere dönüşmesine göz yumuşumuza tanıklık etmek. Sizle konuştuktan sonra, belki bana tam olarak inanmadığınızı hissettim. Aslında öyle ise daha iyi, çünkü ben her şeyden çok, bağımsız eleştirel düşünüşün önemine inanırım. Ayrıca sizleyken, söylediğim her iddianın kökenini değerlendirmekte her zamankinden çok daha dikkatsiz davrandığımın da farkındayım. Bunun gibi birçok nedenden dolayı, bence kendiniz gidip, araştırmanızı yapmalısınız. Fakat bu, yaptığım iş hakkında kaygı duymama sebep oluyor. Yukarıda açıkça belirtmeye çalıştığım her durum—ve daha birçoğu—aşama aşama, genellikle belli etmeden, fakat gene de çok şiddetli bir biçimde, belirli bir grup insanın yaşam şanslarının ellerinden alınmasını ve yok edilmesini anlatıyor. Benim burada gördüğüm bu. Suikastlar, roket saldırıları ve çocukların vurulması zulümdür—fakat bunları düşünürken, konunun özünü gözden kaçırmaktan endişeliyim. Buradaki insanların büyük çoğunluğu—buradan kaçmaya yetecek maddi güçleri olsa bile, toprakları için direnişi sürdürmekten vazgeçip sadece buraları terk etmek isteseler bile (bu, belki de, Şaron’un olası hedeflerinden, daha az zalimce olanı gibi gözüküyor), bir yere gidemezler. Çünkü, vize başvurusu için İsrail’e dahi giremezler, ve çünkü, hiçbir ülke onları kabul etmez (bizim ülkemiz de, Arap ülkeleri de). Bu durumda, bence bütün yaşam imkanı, insanların dışarıya çıkamadığı, dar bir alana (Gazze) hapsedildiği için, bana göre bu durum soykırım tanımına uymaktadır. Çıkabilselerdi bile, bana göre gene soykırıma girerdi. İstersen uluslararası hukuktan, soykırımın tanımına bir bak. Şu anda hatırlayamıyorum. Bunun daha iyi, örneklemeli bir açıklamasını yapabilmeyi umuyorum. Öyle doldurulmuş sözcükleri kullanmayı sevmiyorum. Benim bu yönümü sen bilirsin. Sözlere çok önem veririm. Gerçekten, meseleyi iyice açıklamak, ve insanların kendi yorumunu yapmasına imkan tanımak isterim.
Neyse, daldan dala konuyorum. Anneciğime yazmak ve ona bu sürüp giden, sinsi soykırıma tanık olduğumu ve çok korktuğumu, ve insan doğasının iyiliğine olan temel inancımı sorgulamaya başladığımı anlatmak istedim. Bu artık bitmeli. Bana göre hepimizin her şeyi bırakıp, yaşamımızı bunun sona ermesi için çabalamaya adamamız, iyi bir fikirdir. Bana göre bu, artık aşırı bir düşünce değildir. Ben hala, Pat Benatar dinleyerek dans etmeyi ve erkek arkadaşlar bulmayı ve iş arkadaşlarımın karikatürlerini çizmeyi çok istiyorum. Fakat bunun sona ermesini de istiyorum. Hissettiğim şey güvensizlik ve korku. Hayal kırıklığı. Bunun dünyamızın esas gerçeği olması ve bizim, aslında, buna ortak olmamızdan dolayı hüsrana uğradım. Benim dünyaya gelirken istediğim bu olamazdı. Buradaki insanların dünyaya gelirken istedikleri bu olamazdı. Sen ve Babam bebek yapmaya karar verdiğinizde, beni getirmek istediğiniz dünya bu olamazdı. Capital Gölü’ne bakıp “İşte koca dünya, ben geliyorum.” derken, sözünü ettiğim bu değildi. Rahat bir yaşam süreceğim ve belki, hiç gayret etmeden, soykırıma ortak oluşumun farkına varmadan yaşayacağım bir dünyaya geldiğimi söylemek istememiştim. Dışarıda bir yerlerde şiddetli patlamalar oluyor.
Filistin’den döndüğümde, muhtemelen kabuslar görecek ve burada olmayışım yüzünden kendimi suçlu hissedeceğim, fakat bu bana daha fazla çalışma gücü verebilir. Buraya gelmek, bugüne kadar yaptığım en iyi işlerden biriydi. Dolayısıyla eğer saçmalıyorsam, veya İsrail ordusu beyazlara zarar vermemeye olan ırkçı meyilinden vazgeçerse, doğrudan doğruya bunun sebebini, benim de dolaylı olarak desteklediğim, ve kendi devletimin ana sorumlusu olduğu bir soykırımın ortasında bulunuşuma bağlayın.
Seni ve Babamı çok seviyorum. Tartışma dilimin kusuruna bakma. Tamam, yanımdaki birkaç yabancı adam bana leblebi ikram ediyor, yeyip teşekkür etmem gerek.
Rachel

28 Şubat 2003 (Annesine)

E-postama yanıt verdiğin için teşekkürler Anneciğim. Sizden, ve beni düşünen diğer insanlardan bir şeyler duymak bana çok iyi geliyor.
Sana yazdıktan sonra yaklaşık 10 saat boyunca, grubumla bağlantım kesildi. Bu sürede, Hay Selam’daki cephe üstünde yaşayan bir aileyleydim, benim için yemek hazırladılar, kablolu TV’leri de var. Evlerinin ön cepheye bakan iki odası kullanılamıyor çünkü duvarlarda mermi delikleri var, dolayısıyla tüm aile—üç çocuk ve anne baba—ebeveynlerin odasında yatıyor. Yerde, en küçük kız olan İman’ın yanında yatıyorum, ve hepimiz battaniyeleri paylaşıyoruz. Oğullarına İngilizce ödevinde biraz yardımcı oldum, ve hep birlikte Hayvan Mezarlığı ismindeki korku verici bir film izledik. Filmi izlerken yaşadığım korku galiba hepsine çok gülünç geliyordu. Cuma tatil günü, uyandığımda da Arapça seslendirilmiş Lastik Ayıcıklar’ı seyrediyorlardı. Onlarla kahvaltıyı yaptım ve orada bir süre oturup bu koca battaniye yığınının içinde aile ile beraber, bana Cumartesi sabahı çizgi filmlerini andıran şeyi seyretmenin keyfini çıkardım. Sonra Nidal’ın ve Mansur’un ve Büyükannenin ve Rafet’in ve yanlarında kalmamı can-ı yürekten isteyen bu geniş ailedeki diğer herkesin yaşadığı, B’razil tarafına doğru yürüdüm. (Bu arada, öbür gün, Büyükanne bana, boyuna üflediği ve siyah şalını işaret ettiği, Arapça, pandomimli bir ders verdi. Nidal’a, ona annemin burada birisinin bana, sigaranın ciğerlerimi kapkara yaptığıyla ilgili bir ders verdiğini bilseydi memnun olacağını söylettim.) Nuseret kampından onları ziyarete gelen gelinleriyle de tanıştım, ve onun küçük bebeğiyle oyun oynadım.
Nidal’ın İngilizcesi her gün daha da gelişiyor. O, bana “kardeşim” diyen. Büyükanneye İngilizce nasıl “Merhaba. Nasılsınız?” denildiğini öğretmeye başladı. Her an geçen tank ve buldozerlerin sesini duyabiliyorsun, fakat hepsi de birbirlerine, ve bana karşı gerçekten çok içtenler. Filistinli arkadaşlarımlayken, insan hakları gözlemcisi, belgeleyici, ya da doğrudan-eylem direnişçisi görevi üstlenmeye çalıştığım zamankilerden, biraz daha az korku duyduğumu hissediyorum. Onlar, büyük mücadelelerin nasıl verildiğine dair iyi bir örnek. Bu durumun onlara her bakımdan, çok büyük sıkıntılar yaşattığını—ve sonunda onları alt edebileceğini—biliyorum, fakat gene de onların, yaşamları içerisinde süren bu dehşete, ve ölümün sürekli kol geziyor olmasına karşın, insanlıklarını—gülüşlerini, cömertliklerini, ailelerine ayırdıkları vakti—bu kadar iyi korumaktaki güçleri beni şaşkına çeviriyor. Bu sabahın ardından kendimi çok daha iyi hissediyorum. Neredeyse ilk elden, hala ne denli canavarlaşabilmemizin mümkün olduğunu keşfedişimin hayal kırıklığı üzerine yazmak için, uzun zaman harcadım. Hiç değilse şunu belirtmeliyim ki, insanların—daha önce hiç görmemiş olduğum kadar—en korkunç hallerdeki sahip olduğu gücün, ve temel insanlığını yitirmeme yeteneğinin derecesini de keşfetmekteyim. Galiba aslolan onur. Bu insanlarla tanışmanızı isterdim. Belki, umarım, bir gün bu da olur.
Rachel

8 Şubat 2003

Dün akşam gönderdiğim e-postaya birçok düşünceli yanıt aldım, fakat şu anda birçoğuna yanıt yazmak için zamanım yok. Verdikleri cesaret, sordukları sorular ve eleştiriler için herkese teşekkürler. Daniel’in yanıtı benim için özellikle daha fazla ilham verici idi, bunun için de paylaşmaya değer buldum. İsrail’deki Yahudi halkın işgale direnişi, ve İsrail ordusunda görev reddedenlerin üzerlerine aldıkları olağanüstü büyük tehlike, özellikle Birleşik Devletler’de yaşayan bizler için, bizim adımıza zulümler işlendiğinin farkına vardığımızda nasıl davranmamız gerektiği konusunda bir örnek arz etmektedir. Teşekkür ediyorum.

7 Şubat 2003’te Rachel’a Gelen E-Mail

Ben IDF’de bir yedek başçavuşum. Askeri dilekçeler, vicdanen durumdan rahatsız olanların itirazlarıyla dolmakta. Çoğu aileleriyle kalan yedek subaylar. Bunlar geçmişte, ateş altında cesaretini ispat etmiş askerlerdir. Bazıları altı aydan fazladır hapis yatmakta ve daha ne kadar yatacakları belirsiz.
AWOL5 ve görev retlerinin sayıları ise ulusal tarihimiz boyunca görülmemiş miktarlara ulaştı; bu retler, sivillerin yaralanma tehlikesi olan hedeflere ateş açılmasını içeren emirlere karşı yapılıyor. İsrail’de işin kıt olduğu ve insanların evlerini ve işlerini Şaron’un kan davası yüzünden yitirdiği bir vakitte, birçok profesyonel asker—aralarında pilotlar ve istihbarat personeli de bulunuyor—hapis ve işsizliği, ancak katliam olarak adlandırabildikleri şeye yeğledi.
Ben Askeri Adliye dairesine bildirmekle görevliyim—kaçak askerleri yakalayıp buraya çıkartmak benim vazifem. 18 aydır rapor tutmadım. Bunun yerine, ISM’liler ve diğer uluslararası eylemcilerin benim çocukların neler yaptığını iddia ettiklerini, filme belgeleyerek kendi gözlerimle görmek için, yeteneklerimden ve itimatnamemden yararlanıyorum.
Ülkemi seviyorum. İsrail’in şu anda çok kötü insanların önderliğinde olduğuna inanıyorum. Yerleşimcilerle yerel polisin çatıştığını ve sınır polisinin de onur kırıcı biçimde davrandığını düşünüyorum. Onlar İsrail halkının %40’ının düşüncesine göre bir yüzkarası; ve eğer herkes bizim bildiklerimizi bilse halkın %90’ına göre bir yüzkarası olurdu.
Lütfen mümkün mertebe çok belgeleme yap, ve hiçbirine kendi fikirlerini katıp da süsleme yapma. Burada basın, çok inandırıcı bir denetim aracı vazifesi görmektedir. Bunu mektuplarında arkadaşlarına belirt. Değişik rütbelerden, işgal bölgelerinde görev yapanlar arasında, gördüklerinden midesi bulanan birçok asker var.
IDF’de bir şeref şifresi vardır—“tovhar henehşik” diye söylenir. Bunu, korkunç bir şey yapmak üzere olan bir kardeşimize, örneğin silahsız bir mahkumu öldürecek veya gayrı ahlaki bir emri yerine getirecek olan birine söyleriz. Bu kelimesi kelimesine, “silahların saflığı” demektir.
Bir askere kendi dilinde söylenebilecek bir başka sözlü ifade ise “dihgıl şahor”dır—“siyah bayrak” demektir. Eğer “Etah Miteçet Dihgıl Şahor” dersen, bu “Ahlaka aykırı emirleri uyguluyorsunuz” demek olur. Bunu “aptal, yanlış düşünceli yabancılar”dan işitmek ağır ve sarsıcı bir durumdur.
Mümkün olan her durumda askerlerle konuşarak mücadeleni ver. Onların sana saygısızca davranmış olduğu gibi onlara saygısızlık etme hatasına düşme. Bunu hak etsin ya da etmesin, saygı, tıpkı saygısızlık gibi, karşındakini etkiler.
Çok iyi bir şey yapıyorsunuz. Bunun için teşekkür ederim.
Barış,
Danny

Annesine e-postasının devamı, 28 Şubat 2003:

Ömrümün bir Filistin devleti yahut demokratik bir İsrail-Filistin devleti kuruluşunu görmeme yeteceğine inanıyorum. Filistin’e özgürlük bana göre, tüm dünyada mücadele veren halklar için çok büyük bir umut kaynağı olacaktır. Bana göre bu aynı zamanda, Birleşik Devletler’in desteklediği, antidemokratik rejimler altında mücadele veren Arap halklarına da büyük ilham kaynağı olabilir.
Sizin ve benim gibi orta sınıftan, imtiyazlı olup, bu imtiyazlarımızı destekleyen yapıların farkına varan insanların sayısını artırmayı, ve imtiyazları olmayanların da bu yapıları yıkma çabalarını desteklemeye başlamayı istiyorum.
Sivil toplumun topyekun uyanışa geçtiği ve vicdanının, baskı altında tutuluşuna olan itirazının, ve diğerlerinin acısını paylaştığının, güçlü ve yankılanan bir kanıtını ortaya koyduğu 15 Şubat gibi anların çoğalmasını istiyorum. Birleşik Devletler’de, çocuklara eleştirel düşünüşü öğreten Matt Grant ve Barbara Weaver ve Dale Knuth gibi daha fazla öğretmenlerin ortaya çıkmasını istiyorum. Şu anda gerçekleşen uluslararası direnişin, farklı insan gruplarının diyaloğuyla, her türden meselenin çözümlenişini verimli hale getirmesini istiyorum. Buna alışkın olmayan hepimizin demokratik yapılar içerisinde çalışabilmek için daha iyi yetenekler geliştirmesini ve kendi ırkçılığımıza ve sınıfçılığımıza ve seksizmimize ve heteroseksizmimize ve yaş ayrımcılığımıza ve sağlık ayrımcılığımıza son vermesini ve daha etkin olmasını istiyorum.
Bir şey daha—genel protestolar konusunda bu konuyu çok düşünüyorum—birkaç hafta evvel sadece 150 kişinin katıldığınki gibi. Genel bir protestoyu örgütlediğim veya katıldığım zaman onun gerçekten çok küçük, utandırıcı olmasından ve basının bana gülmesinden endişe ediyorum. Çoğu sefer gerçekten küçük oluyor ve çoğunda da basın bizle alay ediyor. 150 kişilik protestomuzun sonrasındaki hafta sonunda hemen hemen 2000 kişilik bir protestoya davetlendik. Küçük bir protesto gerçekleştirmemize ve doğal olarak bunun tüm dünyada yer bulmamasına rağmen, bazı yerlerde “Refah” sözcüğünden Arap basınının haricinde söz edildi. Colin Seattle’daki protesto için İngilizce ve Arapça “Olympia Refah’ta ve Irak’ta savaşa hayır diyor” yazılı bir pankart hazırladı. Resimlerine, burada Muhammed ismindeki bir zatın işlettiği Rafah-today adlı ağ sayfasında yer verildi. Buradaki ve diğer her yerdeki insanlar o resimleri gördüler.
On yıldır her Cuma, Irak’ta yaptırımlar yüzünden ölen çocukların sayısını gösteren pankartlar asan Glen’i düşünüyorum. Bazı zamanlar bir ya da iki insan orada olur ve diğer herkes onların deli olduğunu düşünür ve onları kınardı. Şimdi ise Cuma gecelerinde çok daha fazla insan var.
Onlar 4. ile State’i kavuşturanlardır, ve klaksonlar ve sallanan eller, ve başparmak-yukarı işaretleriyle karşılanıyorlar. Onlar orada diğer insanların da bir şey yapmalarına olanak veren bir ortam hazırladılar. Onlar kendileri tepkilere maruz kalarak, başka birisi için, editöre mektup yazmaya, veya bir mitingin en arkasında yer tutmaya veya, ona Irak’ta çocukların ölümünün bildirildiği yol kenarında durarak tepki toplamaktan birazcık daha az saçma görünen herhangi bir şey yapmaya karar vermeyi kolaylaştırdılar.
Yalnızca sizin neler yaptığınızı işitmek bana kendimi daha az yalnız, daha az yarayışsız, daha az görünmez hissettiriyor. O klakson ve havaya kalkan ellerin yararı oluyor. Resimlerin yararı oluyor. Colin’in yararı oluyor. Uluslararası basın ve hükümetimiz bize etkili, önemli, çabamızda haklı, yürekli, zeki, değerli olduğumuzu söylemeyecekler. Birbirimiz için bunu biz yapmalıyız, ve bunu yapmamızın bir yolu da açıktan, çabamızı sürdürmektir.
Bana göre ayrıca Birleşik Devletler’deki insanların imtiyaz sahibi olmayan insanların bu mücadeleyi her ne pahasına olursa olsun yapmaya devam edeceklerini fark etmeleri, çünkü onlar kendi yaşamları için mücadele etmekteler. Biz onlarla birlikte mücadele de edebiliriz, ve onlar da onlarla birlikte mücadele ettiğimizi bilirler, ya da onları bu mücadeleyi kendi başlarına yapmaları için ve onların katledilişindeki suç ortaklığımız yüzünden bize lanet okumaları için yalnız da bırakabiliriz. Ben hakikaten burada kimsenin bize lanet okuduğunu hissetmiyorum.
Ayrıca, özellikle buradaki insanların, bizim onlar adına hayatımızı tehlikeye atışımızdan daha çok, öncelikle rahatımız ve sağlığımızla ilgilendiğini hissediyorum. En azından bu benim için böyle. Silah sesleri ve bomba patlamaları ortasında, insanlar bana bir dolu çay ve yiyecek vermeye çabalıyor.
Sizi seviyorum,
Rachel

Rachel’ın son e-postası

Merhaba Baba,
E-postan için teşekkür ederim. Bazen tüm zamanımı, annemin meseleyi sana da nakledeceğini varsayarak, ona propaganda yapmaya harcıyorum gibi geliyor, dolayısıyla sen ihmal edilmiş oluyorsun. Beni fazla düşünmene gerek yok, şu anda ben en çok, etkili olamayışımızdan endişe duyuyorum. Hala olağandışı bir tehlikede olduğumu hissetmiyorum. Refah son zamanlarda daha sakin görünüyor, belki de ordu kuzeydeki baskınlarla meşgul olduğu için—hala silahlı saldırı ve ev yıkımları sürmekte—bu hafta bildiğim kadarıyla bir ölüm var, fakat daha da büyük bir baskın gerçekleşmedi. Eğer bu olursa, Irak’ta savaş başladığında, bu durumun nasıl değişeceği hakkında ben de bir şey söyleyemiyorum.
Savaş karşıtı mücadelenizi yükselttiğiniz için de teşekkürler. Bunu yapmanın kolay bir iş olmadığını biliyorum, ve muhtemelen bulunduğunuz yerde, benim bulunduğum yerdekine göre çok daha zordur. Charlotte’daki gazetecilerle konuşmayı gerçekten çok istiyorum—ilerlemeyi hızlandırmak için ne yapabileceğimi lütfen bana bildir. Buradan ayrılınca ne yapacağıma, ve ne zaman ayrılacağıma karar vermeye çalışıyorum. Şu anda, mali durumumun Haziran’a kadar kalmaya yeteceğini düşünüyorum. Olympia’ya dönmeyi şu an hiç istemiyorum, fakat eşyalarımı garajdan temizlemek ve buradaki deneyimlerim hakkında konuşmak için dönmem gerek. Diğer taraftan, bir kere okyanus ötesine geçtiğim için, okyanusun ötesinde bir süre kalmaya çalışmak adına güçlü bir istek duyuyorum. İngilizce öğretimiyle ilgili işlere bakmayı düşünüyorum—çok çabalayıp Arapça öğrenmeyi istiyorum.
Ayrıca dönüşte İsveç’i ziyaret etmek için davet aldım—sanırım çok ucuza da yapabilirim. Refah’tan da makul bir dönüş planıyla ayrılmak istiyorum. Grubumuzun çekirdek üyelerinden biri yarın ayrılmak zorunda—ve onun insanlarla vedalaşmasını izlemek bana bunun ne kadar zor olacağını anlatıyor. Buradaki insanlar burayı terk edemezler, dolayısıyla bu her şeyi karmaşıklaştırıyor. Onlar, bizim buraya tekrar gelişimizde kendilerinin hayatta olup olmayacaklarını bilmeyişleri gerçeğinin de çok iyi farkındalar.
Bu yer hakkında büyük suçluluk duygusuyla yaşamayı gerçekten istemiyorum—bu kadar kolay gelebilmek ve gidebilmek—ve geri gitmemek. Bana göre bir yerlere bağlılık duymak kıymetli bir şeydir – bunun için bir yıl kadar süre içinde buraya geri dönmeyi planlayabilmeyi istiyorum. Tüm bu olasılıkların içerisinden bana göre en yüksek ihtimalle, dönüşte en az birkaç haftalığına İsveç’e gideceğim—biletleri değiştirip toplam 150 Dolar veya ona yakın bir ücrete Paris’te İsveç’e gidiş ve dönüş bileti alabilirim. Fransa’daki aile ile aslında bağlantı kurmaya çalışmam gerektiğini biliyorum—fakat gene de bunu yapmayacağımı zannediyorum. Sadece durmadan sinirli olacağımı ve oralarda dolaşmaktan hoşlanmayacağımı düşünüyorum. Hem bu, şu anda bana çok büyük bir zenginlik içine geçiş gibi görünüyor—bunun yüzünden ayrıca durmadan büyük bir sınıfsal suçluluk duygusu da hissedebilirim.
Eğer yaşamımın geri kalanında ne yapmam gerektiğiyle ilgili fikirlerin varsa lütfen bana söyle. Sizi çok seviyorum. Eğer bana yazmak istiyorsanız, sanki tatilde Hawaii’nin büyük adasında bir kampta yerli dokuması öğreniyormuşum gibi yazabilirsiniz. Burada hayatı kolaylaştırabilmek için yaptığım bir şey de düşler alemine dalıp bir Hollywood filminde veya Michael J Fox’un oynadığı bir komedi dramasında olduğumu hayal etmek. Sen de birşeyler düşünüp tasarlayabilirsin, ben de katılmaktan memnun olurum. Kocaman sevgiler Babacığım.

 

Mektupların İngilizce metni aşağıda;

Letters from Rachel Corrie in English are below;

 

February 7 2003

Hi friends and family, and others,

I have been in Palestine for two weeks and one hour now, and I still have very few words to describe what I see. It is most difficult for me to think about what’s going on here when I sit down to write back to the United States. Something about the virtual portal into luxury. I don’t know if many of the children here have ever existed without tank-shell holes in their walls and the towers of an occupying army surveying them constantly from the near horizons. I think, although I’m not entirely sure, that even the smallest of these children understand that life is not like this everywhere. An eight-year-old was shot and killed by an Israeli tank two days before I got here, and many of the children murmur his name to me – Ali – or point at the posters of him on the walls. The children also love to get me to practice my limited Arabic by asking me, “Kaif Sharon?” “Kaif Bush?” and they laugh when I say, “Bush Majnoon”, “Sharon Majnoon” back in my limited arabic. (How is Sharon? How is Bush? Bush is crazy. Sharon is crazy.) Of course this isn’t quite what I believe, and some of the adults who have the English correct me: “Bush mish Majnoon” … Bush is a businessman. Today I tried to learn to say, “Bush is a tool”, but I don’t think it translated quite right. But anyway, there are eight-year-olds here much more aware of the workings of the global power structure than I was just a few years ago.

Nevertheless, no amount of reading, attendance at conferences, documentary viewing and word of mouth could have prepared me for the reality of the situation here. You just can’t imagine it unless you see it – and even then you are always well aware that your experience of it is not at all the reality: what with the difficulties the Israeli army would face if they shot an unarmed US citizen, and with the fact that I have money to buy water when the army destroys wells, and the fact, of course, that I have the option of leaving. Nobody in my family has been shot, driving in their car, by a rocket launcher from a tower at the end of a major street in my hometown. I have a home. I am allowed to go see the ocean. When I leave for school or work I can be relatively certain that there will not be a heavily armed soldier waiting halfway between Mud Bay and downtown Olympia at a checkpoint with the power to decide whether I can go about my business, and whether I can get home again when I’m done. As an afterthought to all this rambling, I am in Rafah: a city of about 140,000 people, approximately 60% of whom are refugees – many of whom are twice or three times refugees. Today, as I walked on top of the rubble where homes once stood, Egyptian soldiers called to me from the other side of the border, “Go! Go!” because a tank was coming. And then waving and “What’s your name?”. Something disturbing about this friendly curiosity. It reminded me of how much, to some degree, we are all kids curious about other kids. Egyptian kids shouting at strange women wandering into the path of tanks. Palestinian kids shot from the tanks when they peak out from behind walls to see what’s going on. International kids standing in front of tanks with banners. Israeli kids in the tanks anonymously – occasionally shouting and also occasionally waving – many forced to be here, many just agressive – shooting into the houses as we wander away.

I’ve been having trouble accessing news about the outside world here, but I hear an escalation of war on Iraq is inevitable. There is a great deal of concern here about the “reoccupation of Gaza”. Gaza is reoccupied every day to various extents but I think the fear is that the tanks will enter all the streets and remain here instead of entering some of the streets and then withdrawing after some hours or days to observe and shoot from the edges of the communities. If people aren’t already thinking about the consequences of this war for the people of the entire region then I hope you will start.

My love to everyone. My love to my mom. My love to smooch. My love to fg and barnhair and sesamees and Lincoln School. My love to Olympia.

Rachel

February 20 2003

Mama,

Now the Israeli army has actually dug up the road to Gaza, and both of the major checkpoints are closed. This means that Palestinians who want to go and register for their next quarter at university can’t. People can’t get to their jobs and those who are trapped on the other side can’t get home; and internationals, who have a meeting tomorrow in the West Bank, won’t make it. We could probably make it through if we made serious use of our international white person privilege, but that would also mean some risk of arrest and deportation, even though none of us has done anything illegal.

The Gaza Strip is divided in thirds now. There is some talk about the “reoccupation of Gaza”, but I seriously doubt this will happen, because I think it would be a geopolitically stupid move for Israel right now. I think the more likely thing is an increase in smaller below-the-international-outcry-radar incursions and possibly the oft-hinted “population transfer”.

I am staying put in Rafah for now, no plans to head north. I still feel like I’m relatively safe and think that my most likely risk in case of a larger-scale incursion is arrest. A move to reoccupy Gaza would generate a much larger outcry than Sharon’s assassination-during-peace-negotiations/land grab strategy, which is working very well now to create settlements all over, slowly but surely eliminating any meaningful possibility for Palestinian self-determination. Know that I have a lot of very nice Palestinians looking after me. I have a small flu bug, and got some very nice lemony drinks to cure me. Also, the woman who keeps the key for the well where we still sleep keeps asking me about you. She doesn’t speak a bit of English, but she asks about my mom pretty frequently – wants to make sure I’m calling you.

Love to you and Dad and Sarah and Chris and everybody.

Rachel

February 27 2003

(To her mother)

Love you. Really miss you. I have bad nightmares about tanks and bulldozers outside our house and you and me inside. Sometimes the adrenaline acts as an anesthetic for weeks and then in the evening or at night it just hits me again – a little bit of the reality of the situation. I am really scared for the people here. Yesterday, I watched a father lead his two tiny children, holding his hands, out into the sight of tanks and a sniper tower and bulldozers and Jeeps because he thought his house was going to be exploded. Jenny and I stayed in the house with several women and two small babies. It was our mistake in translation that caused him to think it was his house that was being exploded. In fact, the Israeli army was in the process of detonating an explosive in the ground nearby – one that appears to have been planted by Palestinian resistance.

This is in the area where Sunday about 150 men were rounded up and contained outside the settlement with gunfire over their heads and around them, while tanks and bulldozers destroyed 25 greenhouses – the livelihoods for 300 people. The explosive was right in front of the greenhouses – right in the point of entry for tanks that might come back again. I was terrified to think that this man felt it was less of a risk to walk out in view of the tanks with his kids than to stay in his house. I was really scared that they were all going to be shot and I tried to stand between them and the tank. This happens every day, but just this father walking out with his two little kids just looking very sad, just happened to get my attention more at this particular moment, probably because I felt it was our translation problems that made him leave.

I thought a lot about what you said on the phone about Palestinian violence not helping the situation. Sixty thousand workers from Rafah worked in Israel two years ago. Now only 600 can go to Israel for jobs. Of these 600, many have moved, because the three checkpoints between here and Ashkelon (the closest city in Israel) make what used to be a 40-minute drive, now a 12-hour or impassible journey. In addition, what Rafah identified in 1999 as sources of economic growth are all completely destroyed – the Gaza international airport (runways demolished, totally closed); the border for trade with Egypt (now with a giant Israeli sniper tower in the middle of the crossing); access to the ocean (completely cut off in the last two years by a checkpoint and the Gush Katif settlement). The count of homes destroyed in Rafah since the beginning of this intifada is up around 600, by and large people with no connection to the resistance but who happen to live along the border. I think it is maybe official now that Rafah is the poorest place in the world. There used to be a middle class here – recently. We also get reports that in the past, Gazan flower shipments to Europe were delayed for two weeks at the Erez crossing for security inspections. You can imagine the value of two-week-old cut flowers in the European market, so that market dried up. And then the bulldozers come and take out people’s vegetable farms and gardens. What is left for people? Tell me if you can think of anything. I can’t.

If any of us had our lives and welfare completely strangled, lived with children in a shrinking place where we knew, because of previous experience, that soldiers and tanks and bulldozers could come for us at any moment and destroy all the greenhouses that we had been cultivating for however long, and did this while some of us were beaten and held captive with 149 other people for several hours – do you think we might try to use somewhat violent means to protect whatever fragments remained? I think about this especially when I see orchards and greenhouses and fruit trees destroyed – just years of care and cultivation. I think about you and how long it takes to make things grow and what a labour of love it is. I really think, in a similar situation, most people would defend themselves as best they could. I think Uncle Craig would. I think probably Grandma would. I think I would.

You asked me about non-violent resistance.

When that explosive detonated yesterday it broke all the windows in the family’s house. I was in the process of being served tea and playing with the two small babies. I’m having a hard time right now. Just feel sick to my stomach a lot from being doted on all the time, very sweetly, by people who are facing doom. I know that from the United States, it all sounds like hyperbole. Honestly, a lot of the time the sheer kindness of the people here, coupled with the overwhelming evidence of the wilful destruction of their lives, makes it seem unreal to me. I really can’t believe that something like this can happen in the world without a bigger outcry about it. It really hurts me, again, like it has hurt me in the past, to witness how awful we can allow the world to be. I felt after talking to you that maybe you didn’t completely believe me. I think it’s actually good if you don’t, because I do believe pretty much above all else in the importance of independent critical thinking. And I also realise that with you I’m much less careful than usual about trying to source every assertion that I make. A lot of the reason for that is I know that you actually do go and do your own research. But it makes me worry about the job I’m doing. All of the situation that I tried to enumerate above – and a lot of other things – constitutes a somewhat gradual – often hidden, but nevertheless massive – removal and destruction of the ability of a particular group of people to survive. This is what I am seeing here. The assassinations, rocket attacks and shooting of children are atrocities – but in focusing on them I’m terrified of missing their context. The vast majority of people here – even if they had the economic means to escape, even if they actually wanted to give up resisting on their land and just leave (which appears to be maybe the less nefarious of Sharon’s possible goals), can’t leave. Because they can’t even get into Israel to apply for visas, and because their destination countries won’t let them in (both our country and Arab countries). So I think when all means of survival is cut off in a pen (Gaza) which people can’t get out of, I think that qualifies as genocide. Even if they could get out, I think it would still qualify as genocide. Maybe you could look up the definition of genocide according to international law. I don’t remember it right now. I’m going to get better at illustrating this, hopefully. I don’t like to use those charged words. I think you know this about me. I really value words. I really try to illustrate and let people draw their own conclusions.

Anyway, I’m rambling. Just want to write to my Mom and tell her that I’m witnessing this chronic, insidious genocide and I’m really scared, and questioning my fundamental belief in the goodness of human nature. This has to stop. I think it is a good idea for us all to drop everything and devote our lives to making this stop. I don’t think it’s an extremist thing to do anymore. I still really want to dance around to Pat Benatar and have boyfriends and make comics for my coworkers. But I also want this to stop. Disbelief and horror is what I feel. Disappointment. I am disappointed that this is the base reality of our world and that we, in fact, participate in it. This is not at all what I asked for when I came into this world. This is not at all what the people here asked for when they came into this world. This is not the world you and Dad wanted me to come into when you decided to have me. This is not what I meant when I looked at Capital Lake and said: “This is the wide world and I’m coming to it.” I did not mean that I was coming into a world where I could live a comfortable life and possibly, with no effort at all, exist in complete unawareness of my participation in genocide. More big explosions somewhere in the distance outside.

When I come back from Palestine, I probably will have nightmares and constantly feel guilty for not being here, but I can channel that into more work. Coming here is one of the better things I’ve ever done. So when I sound crazy, or if the Israeli military should break with their racist tendency not to injure white people, please pin the reason squarely on the fact that I am in the midst of a genocide which I am also indirectly supporting, and for which my government is largely responsible.

I love you and Dad. Sorry for the diatribe. OK, some strange men next to me just gave me some peas, so I need to eat and thank them.

Rachel

February 28 2003

(To her mother)

Thanks, Mom, for your response to my email. It really helps me to get word from you, and from other people who care about me.

After I wrote to you I went incommunicado from the affinity group for about 10 hours which I spent with a family on the front line in Hi Salam – who fixed me dinner – and have cable TV. The two front rooms of their house are unusable because gunshots have been fired through the walls, so the whole family – three kids and two parents – sleep in the parent’s bedroom. I sleep on the floor next to the youngest daughter, Iman, and we all shared blankets. I helped the son with his English homework a little, and we all watched Pet Semetery, which is a horrifying movie. I think they all thought it was pretty funny how much trouble I had watching it. Friday is the holiday, and when I woke up they were watching Gummy Bears dubbed into Arabic. So I ate breakfast with them and sat there for a while and just enjoyed being in this big puddle of blankets with this family watching what for me seemed like Saturday morning cartoons. Then I walked some way to B’razil, which is where Nidal and Mansur and Grandmother and Rafat and all the rest of the big family that has really wholeheartedly adopted me live. (The other day, by the way, Grandmother gave me a pantomimed lecture in Arabic that involved a lot of blowing and pointing to her black shawl. I got Nidal to tell her that my mother would appreciate knowing that someone here was giving me a lecture about smoking turning my lungs black.) I met their sister-in-law, who is visiting from Nusserat camp, and played with her small baby.

Nidal’s English gets better every day. He’s the one who calls me, “My sister”. He started teaching Grandmother how to say, “Hello. How are you?” In English. You can always hear the tanks and bulldozers passing by, but all of these people are genuinely cheerful with each other, and with me. When I am with Palestinian friends I tend to be somewhat less horrified than when I am trying to act in a role of human rights observer, documenter, or direct-action resister. They are a good example of how to be in it for the long haul. I know that the situation gets to them – and may ultimately get them – on all kinds of levels, but I am nevertheless amazed at their strength in being able to defend such a large degree of their humanity – laughter, generosity, family-time – against the incredible horror occurring in their lives and against the constant presence of death. I felt much better after this morning. I spent a lot of time writing about the disappointment of discovering, somewhat first-hand, the degree of evil of which we are still capable. I should at least mention that I am also discovering a degree of strength and of basic ability for humans to remain human in the direst of circumstances – which I also haven’t seen before. I think the word is dignity. I wish you could meet these people. Maybe, hopefully, someday you will.

 

videoeylem_alg

karahaber ve balikbilir videoeylem atölyesi – odtü sosyoloji günleri

OdtÜ 2002 -2012: Video/düşünüm Atölyesi I & II

Ulus Baker, duygular sosyolojisini, hislerin ve sezgilerin, pratik bilgeliğin sosyolojisi üzerine kurarken, duygular ile onları somut yaşam koşulları içinde görselleştirebilme ihtimali arasında güçlü bağlar olduğunu iddia ediyordu. Ona göre, duygular tarif edilmekten çok “görülebilen” şeylerdi, ancak imajlarla ile harekete geçirilebilir. Bir “ars memorativa”, hatırlatma sanatı olarak videonun gücü de burdan geliyordu.

Bizler, Karahaber ve Balıkbilir video/eylem atölyeleri olarak, 2002-2012 yılları arasında OdtÜ yerleşkesindeki video kayıtlarımız üzerinden, üzerine düşünülebilecek görsel bir kısa tarih sunmak, görmek ve göstermek istiyoruz.

ODTÜ – İİBF – Siyaset Bilimi ve Ekonomi Toplulukları Odası
11 Mart Pazartesi 11.00 – 12:30
12 Mart Salı 11.00 – 12:30

Katılacak videoaktivistler
karahaber videoeylem atölyesi’nden
– tennur baş
– özlem sarıyıldız
– özhan önder
– oktay ince
balıkbilir videoeylem atölyesi’nden
– onur metin

İki adet atölye yapılacaktır. Atölyeler 11 Mart Pazartesi ve 12 Mart Salı günleri 11.00-12.30 saatleri arasında olacaktır. Atölyeler birbirini takip edeceği için ilgilenenlerin her iki atölyeye de katılmalarını rica ediyoruz.

Kampüse girmek için ücretsiz davetiyeleri Kızılay Konur Sokak’taki Kitapça Kafe’den, AŞTİ’de Keyf-i Alem’den ve 100. Yıl’da Komünist Bakkal’dan (Sarıpınar Gıda) edinebilirsiniz.

Pinar_Selek

Pınar Selek ‘e tanığız !

Pınarımızı Tek Başına Müebbete Mahkum Ettiniz
Müebbetiniz Yok Hükmündedir
Biz Beraatimizin Arkasındayız
Mücadelemizi Sürdüreceğiz

24 Ocak 2013

On beş yıldır yılan hikayesine dönüştürülen Mısır Çarşısı davasında yeni bir skandala daha imza atılarak Pınar Selek’e tek başına ağırlaştırılmış müebbet verildi. Hatırlanacağı üzere 9 Şubat 2011 tarihinde İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi Pınar Selek’e üçüncü kez beraat kararı vermişti. 22 Kasım 2012 günkü duruşmada mahkeme usul ve yasaya aykırı olmasına rağmen kendi kesin beraat hükmünü geri almıştı. Pınar Selek’in avukatlarının reddi hakim taleplerinin de usulsüz bir biçimde geri çevrilmesinin ardından 24 ocak 2013 tarihli bugünkü duruşmada ise Mısır Çarşısı patlaması ile ilgili Abdülmecit Öztürk’ün beraati temyiz edilmediği için kesinleşirken sadece Pınar Selek bu davadan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Böylece beraati kesinleşen diğer sanığın işkence altında alınmış ve sonradan reddetiği ifadesi kendisi için geçersiz sayılırken, Pınar için geçerli hale gelmiştir. Mahkeme başkanının beraat kararında direnme hakları olduğu ve delil bulunmadığı için beraat kararı verilmesi yönündeki muhalefet şerhine rağmen, heyet üyesi diğer iki hakimin oyuyla karar oy çokluğuyla verilmiş oldu. Ancak bu karar daha kesin değil, iç hukuk yolları tükenmemiştir bu yasadışı verilen karar temyiz edilerek dosya Yargıtay’a taşınacaktır.

Gerek duruşma salonunda olan bizlerin gerekse Türkiye ve Dünya kamuoyunun büyük infialle izlediği bu hukuk katliamındaki son kararın bizler için zerre kadar kıymeti yoktur. Söz konusu karar hukuken de yok hükmündedir. Zira aynı yerel mahkeme hem beraatte direnme hem bozmaya uyma şeklinde birbirine taban tabana zıt iki ayrı hüküm kurmaktan çekinmemiştir. Dolayısıyla bizler 9 Şubat 2011’deki son beraat kararının arkasındayız.

Hukuk ve adalet mücadelemiz Yargıtay aşamasında yurt içi ve yurt dışından giderek artan kamuoyu desteği ile inatla devam edecek. Bu süre boyunca Pınar Selek’in masumiyet karinesinin baki olduğunu hatırlatır, büyük bir siyasi operasyonun kurbanı edilmeye çalışılan arkadaşımız Pınar Selek’i bir an bile elini bırakmayacağımızı ilan ederiz. Zira hukuk adı altında zulüm dayatılan bir ülke nihayetinde hepimiz için tutuk evidir.

Hala Tanığız Platformu

76618_kağıt_toplayıcısı-480x268

Çağdaş Hukukçular Derneği’nin yanındayız, çünkü

Atık Kağıt İşçileri olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…

Zabıta bizi haksız yere dövdüğünde, el arabamızı elimizden aldığında, yok yere gözaltına aldığında, depolarımızdan bizi çıkartmaya çalıştığında ÇHD avukatları yardımımıza yetişti. Adliyenin, hastanenin, karakolun önünde arkadaşlarımıza yardım etmeye çalışırken onlar bizim yanımızdaydı. Sadece ekmeğimizi kazanmaya çalışmamıza rağmen suçlu muamelesi gördüğümüzde ÇHD avukatları bize hakkı savunulacak vatandaş muamelesinde bulundular. Belediyeler bize “kaçak çöp avcısı” derken, onlar bizi “atık kağıt işçisi” olarak tanıdılar. Hiç karşılık beklemeden bizi savundular.

Dışarıdaki Gazeteciler olarak ÇHD’nin yanındayız çünkü…

Haber izlerken polis şiddetine maruz kaldığımızda, haber peşinde koşarken gözaltına alındığımızda, yayımlanmamış kitaplarımız bilgisayarlardan silinip yasaklandığında, bir gün sabaha karşı evlerimiz basılıp karakollara götürüldüğümüzde, sadece mesleğimizi yaptığımız için hiç ilgimiz olmayan torba davalara dahil edilip zindanlara atıldığımızda yanımızda ÇHD avukatları vardı. Sadece hukuki süreçlerde bize destek olmakla kalmadılar, tutuklu meslektaşlarımız için düzenlediğimiz kampanyalarda hep bizimle oldular. Davalardaki hukuksuzlukların, basına ve kamuoyuna sağlıklı bir şekilde yansıması için haberlerimizin bilgi kaynağı oldular. Biz “tutuklu gazetecilere özgürlük” derken onlar bizim yanımızdaydı. Şimdi biz de “tüm tutuklu avukatlara, öğrencilere, gazetecilere, tüm siyasi tutuklulara özgürlük” diyoruz.

Ev İşçileri Dayanışma Sendikası olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…

Çalıştığımız evlerde tacize, tecavüze, şiddete maruz kaldığımızda ÇHD avukatları yardımımıza koştular. Polise ifade verirken, mahkemeye çıkarken, göçmen arkadaşlarımız için desteğe ihtiyaç duyduğumuzda onlar yanımızdaydı. Sendikamıza kapatılma davası açıldığında ÇHD avukatları bize yol gösterdiler. Onlarla tanıştıktan sonra artık daha az korkar olduk. Kendimizi daha az yalnız hissettik. Bir sorun yaşadığımızda içimize atmak, saklamak, sinmek yerine hakkımızı aramayı biraz da avukat dostlarımızdan öğrendik.

Göçmen Dayanışma Ağı olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…

Beyoğlu Emniyet Amirliği’nde bir polis memurunun silahından çıkan kurşunla öldürülen Festus Okey’in haklarını savunmak için vakanın olduğu günden, davanın sonuçlandığı güne kadar Festus’un haklarını savunup, suçluların cezalandırılması için mücadele ettiler. Emniyetteki kamera görüntülerini, davanın en büyük delillerinden birisi olan Festus’un kanlı gömleğini kaybeden, kimlik bilgilerini tespit edemediği bahanesiyle yıllarca davayı fiilen işlemez hale getiren mahkemenin her duruşmasında, ÇHD avukatları mahkeme heyetinin adaletsizliğine karşı Festus’un vekilliğini yapmak için oradaydılar. Başbakan Erdoğan Türkiye’de kayıt dışı çalışan Ermenistanlıları sınır dışı edebileceklerini söylediğinde, bu durumu protesto eden yine ÇHD oldu. ÇHD avukatları, adaletin vatandaşlar için bile işlemediği bu düzende kağıtsız göçmenlerin haklarını savundular.

İnşaat İşçilerinin Derneği olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…

Şantiyelerde iş kazası geçirdiğimizde, işveren iş kazası raporunu tahrif ettiğinde, tazminat davası açmayalım diye bizi tehdit ettiğinde ÇHD avukatları bize cesaret verdiler. İşçi toplantılarında arkadaşlarımıza yasal haklarını öğretirken ÇHD avukatları bize yardım ettiler. İş cinayetine kurban giden arkadaşlarımızı işveren avukatlarına karşı ÇHD avukatları savundular. Bizler yasal prosedürleri anlamadığımızda onlar bize tek tek neler yapacağımızı öğrettiler. Eylemlerimizde bizi yalnız bırakmadılar.

Karadeniz İsyandadır Platformu olarak ÇHD’nin yanındayız çünkü…

Yaşam alanlarımız katledilmek istenirken, şirketlerin ve kamu görevlilerinin hukuksuzlukları karşısında yanımızda oldukları için; suyunu, vadisini, yaşam alanlarını savunan insanlar sindirilmek için yargılanırken “yaşamı savunmak yargılanamaz!” dedikleri için; Sinop Çernobil, Akkuyu Fukişima olmasın diye nükleere birlikte hayır dediğimiz için; doğa ve emek düşmanlarına karşı direnme hakkını savundukları için şimdi bizler de ÇHD’nin yanındayız. Doğaya, yaşama, savunmaya özgürlük!

Kent Hareketleri, İmece Toplumun Şehircilik Hareketi, Konut Hakkı olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…

Kışın ortasında sabahın köründe yüzlerce Çevik Kuvvet eşliğinde evlerimiz hukuksuz bir şekilde başımıza yıkılırken, mahallelerimiz sanki birer boş araziymiş gibi parsel parsel sermaye sahiplerine peşkeş çekilirken, ÇHD avukatları hakkımızı savundular. TOKİ’nin ve Belediyelerin hukuk tanımaz kentsel dönüşüm uygulamalarına karşı bizi bilgilendirdiler, hukuksal mücadelemize destek oldular. Bu hukuksuzluklara direnen komşularımız tutuklandığında, ÇHD avukatları yanımızda durdular.

Plaza Eylem Platformu olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…

Haksız yere işten atıldığımızda, kıdem tazminatlarımız gasp edildiğinde, kazanılmış haklarımız elimizden alınmak istendiğinde, işyerlerimizdeki sendikal faaliyetlerimizden dolayı işten çıkartıldığımızda, yöneticilerimiz tarafından mobbinge maruz bırakıldığımızda yanımızda her zaman ÇHD avukatları vardı.

Sosyal Haklar Derneği olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…

En temel haklarımıza ve en temel haklarımızı savunmaya çalışırken her birimize yapılan tüm baskı ve müdahalelere karşı, ÇHD avukatları sosyal haklarımızın savunucusu oldular. Yüzlerce öğrencinin eğitim hakkının tutuklamalar yoluyla gasp edilmesini raporlaştırırken, “tutuklu öğrencileri” de Türkiye gündemine taşıdılar. İşçi hakları konusunda en kapsamlı rehberi hazırladılar. Son yıllardaki bir çok işçi direnişinde sadece mahkeme salonlarında değil sokaktaki eylemlerinde de işçilerin yanında bulundular.

Yaşam İçin Direniş olarak ÇHD’nin yanındayız, çünkü…

Derelerde köylerde yaşam için direnişlerin hukuk mücadelesini diri tutan ÇHD’li avukat arkadaşlarımız sayesinde bu güne dek yürütmeyi durdurmak, yasadışı uygulamalara karşı doğanın ve kültürlerin yok edilmesini ve talanı önlemek mümkün oldu. Doğayı, yaşamı savunanlara özgürlük!

Bizi bugüne kadar cesaret ve kararlılıkla savunan avukatlarımızı savunma sırası şimdi bizde.

Haksız yere tutuklanan ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, ÇHD İstanbul Şube Başkanı Taylan Tanay, ÇHD İstanbul Şube Sekreteri Güçlü Sevimli ve ÇHD üyesi avukatlar Ebru Timtik, Barkın Timtik, Naciye Demir, Güray Dağ, Şükriye Erden, Betül Vangölü Kozağaçlı derhal serbest bırakılmalıdır.

Biz adaleti birlikte mücadele ettiğimiz avukat dostlarımızdan öğrendik, onları tutuklayanlardan değil…

Atık Kağıt İşçileri, Dışarıdaki Gazeteciler, Ev İşçileri Dayanışma Sendikası, Göçmen Dayanışma Ağı, İmece Toplumun Şehircilik Hareketi,
İnşaat İşçilerinin Derneği, Karadeniz İsyandadır Platformu, Kent Hareketleri, Konut Hakkı Koordinasyonu, Plaza Eylem Platformu, Sosyal Haklar Derneği, Yaşam için Direniş İnsiyatifi

akademikprotesto_6ocak2013

12 Ocak 2013 / Akademisyenlerin YÖK yasa taslağı ve ODTÜ özelinde akademiyi kişiliksizleştirme çabaları protestosu

“Üniversitelerdeki baskı, yıldırma, YÖK Yasa Taslağı ve son dönemde ODTÜ özelinde cereyan eden akademiyi kişiliksizleştirme çabalarına karşı” Türkiye’nin dört bir yanından çok sayıda akademisyen 12 Ocak Cumartesi günü Ankara’da bir araya gelecek. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi önünde buluşacak olan akademisyenler Kızılay’a dek yürüyüş yapacak.

SBF önünde saat 12.30’da başlayacak olan yürüyüş, Sakarya Meydanı’na gelindiğinde yapılacak basın açıklaması ile sona erecek.

Yürüyüşe çağrı metni şöyle:

“Biz aşağıda isimleri bulunan kurumlar olarak 12 Ocak 2013 tarihinde, üniversitelerdeki baskı, yıldırma, YÖK Yasa Taslağı ve son dönemde ODTÜ özelinde cereyan eden akademiyi kişiliksizleştirme çabalarına karşı merkezi bir ‘akademisyen yürüyüşü’ düzenliyoruz.

Düzenleyici kurumlar olarak 22 Aralık’ta Ankara’da gerçekleştirdiğimiz ilk toplantıda belirlenen ilkeler şu şekildedir:

Etkinliğin tümü öğrenci ve üniversite emekçilerinin katılımına açık olmakla birlikte akademisyenlerin ağırlıklı olduğu bir eylem olarak tasarlanmaktadır.

Yürüyüşümüz saat 12.30’da Siyasal Bilgiler Fakültesi önünden başlayacak ve 13.30 Sakarya Meydanı’nda sonlandırılacaktır. Alanda yapılacak konuşmaların bir saat sürmesi ve ardından akademisyenlerin halka bildiri dağıtması planlanmaktadır.

Yürüyüş düzeninin önde katılan akademisyen örgütlerinin ortak pankartı (isteyen dernekler kendi pankart, döviz ve flamalarını kullanabilir), üniversite emekçilerinin ortak pankartı ve kitle örgütleri, öğrenciler sırasıyla oluşturulmasının daha etkili olacağı düşünülmektedir.

Öğretim Üyelerinin binişleriyle (cübbe) gelmesi kamunun dikkatini artıracaktır.

Ortak bildirinin okunmasından sonra kurum sözcüleri üzerinden değil, akademiyi, üniversite emekçilerini, öğrencileri temsilen kısa konuşmaların yapılması tasarlanmaktadır.

Siz değerli dostlarımızın da düzenleyeceğimiz yürüyüşe katılmanız bizlere güç verecektir.”

Abant İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Elemanları Derneği, Akdeniz Üniversitesi Öğretim Elemanları Derneği, Başka Hacettepe Yok İnisiyatifi, Isparta Öğretim Üyeleri Derneği, Mülkiyeliler Birliği Derneği, ODTÜ Mezunları Derneği, ODTÜ Öğretim Elemanları Derneği, Trakya Üniversite Öğretim Elemanları Derneği, Üniversite Konseyleri Derneği ve Van Üniversite Öğretim Elemanları Derneği.

benimrektorumdegil

Ankara Üniversitesi Akademisyenlerinden ODTÜ’ye destek

Ankara Üniversitesi’nden 93 Öğretim Üyesi yayınlandıkları metinle Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde Başbakan’ı protesto eden öğrencilere yönelik tavra karşı kaygılarını dile getirdi.

ODTÜ’deki öğrencilerin Başbakan’ı demokratik haklarını kullanarak protesto etmek istemeleri üzerine polisin orantısız şiddetiyle karşılaştıklarının belirtildi:

“Olayların ardından 21 Aralık günü, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Birimleri tarafından düzenlenen operasyonla, evlerine ‘baskın’ yapılarak gözaltına alınmaları, demokratik haklarını kullanan öğrencilerimize yönelik ciddi anlamda hak ihlallerinin yapıldığını/yapılacağını gösteriyor”
“Öğrencilerimize yönelik daha önceki dönemlerde de tanık olduğumuz tahammülsüzlüğü kaygıyla izlediğimizi, öğrencilerin en ufak tepkilerini terörizmle ilişkilendirerek kriminalize etme çabalarını demokratik bir ülkede yaşanmaması gereken durumlar olarak gördüğümüzü kamuoyuyla paylaşırız.”

Abdulcelil Kaya, Yard. Doç. Dr Abdurrahman Saygılı, Prof. Dr. Ahmet Haşim Kose, Prof. Dr. Ahmet Makal, Yard. Doç. Dr. Ahmet Murat Aytaç, Doç. Dr. Ahmet Yıldız, Dr. Akın Usupbeyli, Dr. Atilla Cangır, Arş. Gör. Aydın ÖRDEK, Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, Dr. Aylin Aydoğan, Yard. Doç. Dr. B. Pınar ÖZDEMİR, Doç. Dr. Banu Yılmaz, Yard. Doç. Dr. Barış Ünlü, Doç. Dr. Bedriye Poyraz, Doç. Dr. Bülent Duru, Arş. Gör. Can Irmak Özinanır, Dr. Cenk Yiğiter, Yard. Doç. Dr. Çağla Kubilay, Yrd. Doç. Dr. Derya Hasta, Prof. Dr. Doğan Bor, Yard. Doç. Dr. Elçin Aktoprak, Elif Tuğba Doğan, Dr., Emel Memis, Yard.Doc. Dr. Emine G. Kapçı, Prof. Dr.Engin SARI, Prof. Dr Erel Tellal, Yard. Doç. Dr Fatma Türe, Doç. Dr. Fehmi Ekmekçi,. Yard. Doç. Dr. Ferda Dönmez Atbaşı, Prof. Dr. Ferit Pehlivan, Prof. Dr.Filiz Zabcı, Prof. Dr. Funda Acarlar, Doç Dr. Funda Başaran Özdemir, Doç. Dr. Funda Keskin, , Prof.Dr. G. Leyla Uzun, Doç. Dr. Gökhan Atılgan, Doç. Dr Gülseren Adakli, Dr. Gül Karagöz Kızılca, Prof. Dr. Gürol Seyitoglu, Doç. Dr. Hasan Hüseyin Aksoy, Prof. Dr., Iclal Ergenç, Prof. Dr. İlhan Uzgel, Prof. Dr İlkay Savcı, Araş. Gör. İnan Özdemir Taştan, İnci Solak Akman, Dr. Kemal Kızılca, Yard. Doç. Dr Kerem Altıparmak,. Prof. Dr L. Işıl Ünal, Prof. Dr. M.Lütfü Çakmakçı, Yard. Doç. Dr. Meltem Kayıran, Prof. Dr. Meral Uysal, Prof. Dr. Metin Baştuğ, Prof. Dr Metin Özuğurlu, Prof. Dr. Mine Gencel Bek, Doç. Dr. Murat Efe, Yard. Doç. Dr. Murat Sevinç, Doç. Dr. Mustafa Kemal Coşkun, Arş. Gör. Nail Dertli, Arş. Gör. Nazile İrem Yeşilyurt, Prof. Dr. Nejat Ulusay, Prof. Dr. Nejla Kurul, Doç. Dr. Nilgün Erdem, Prof. Dr. Nur Betül Çelik, Okan Ozansoy, Arş. Gör. Onur Can Taştan, Doç. Dr. Oya. S. Erdoğdu, Dr. Ozan Zengin, Yrd. Doç. Dr. Ömer Kutlu, Dr. Özden Şener, Dr. Özgür Aydın, Dr. Özkan Agtaş, Dr. Özlem Albayrak, Doç. Dr. Perican Bayar, Yard. Doç. Dr. Pınar Ecevitoğlu, Refik Turan, Prof. Dr. Ruhsar Yanmaz, Öğr. Gör. Sarp Balcı, Doç. Dr. Seçkin Özsoy, Prof. Dr. Sedat Dönmez, Arş. Gör. Selin Seçil Akın, Serdar Şahinkaya, Doç. Dr. Sevilay Çelenk Özen, Doç. Dr. Seyhan Erdoğdu, Öğr. Göv Taylan Bali, Prof. Dr. Tevhide Kargın, Prof. Dr. Tülin Öngen, Öğr. Gör. Yalçın GÜÇER, Prof. Dr. Yalçın Memlük, Arş. Gör. Yasin Sönmez, Yrd. Doç. Dr. Yiğit Karahanoğulları, Dr. Zafer Yılmaz, Prof. Dr. Zeliha Etöz.

benimrektorumdegil

MSGSÜ akademisyenlerinden yanıt: Benim Rektörüm Değil !

Geçtiğimiz günlerde ODTÜ yerleşkesinde meydana gelen olaylarda polisin öğrencilere ve üniversite mensuplarına uyguladığı şiddeti kınıyoruz. Üniversite içerisinde öğrenci ve öğretim üyelerinin ifade özgürlüğü ve protesto hakkı hangi siyasi görüşten olurlarsa olsunlar engellenmemelidir. Olayların akabinde medyadan takip ettiğimiz üzere söz konusu şiddete maruz kalan öğrenciler, öğretim üyeleri, üniversite çalışanları ve ODTÜ Rektörlüğü’ne yönelik açıklamaların, yetkili kişilerin üniversiteye ve öğretim üyelerine hitap ederken seçtiği öfkeli dilin, demokratikleşme sürecine herhangi bir biçimde katkıda bulunması mümkün değildir. Demokratik kültürün ve üniversitenin asli değerleri olan kamusal özgürlük haklarının önce polis tarafından ihlal, ardından siyasi iktidar düzeyinde inkar ediliyor olmasını kabul edemeyeceğimizi kamuoyunun bilgisine sunar, diğer üniversitelerin çalışanlarını da bu durum karşısında sessiz kalmamaya davet ederiz.

benimrektorumdegil

Benim rektörüm değil !

Basına ve Kamuoyuna,

ODTÜ’de yaşanan üzüntü ve kaygı verici olaylarla ilgili olarak üniversitelerimiz tarafından bir açıklama yapıldığını gazetelerden öğrendik. Biz, aşağıda imzası bulunan ve Galatasaray Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi görev yapmakta olan öğretim elemanları olarak bu açıklamaya hiçbir şekilde katılmadığımızı beyan ediyoruz.

ODTÜ’de yaşanan olaylarda öğrencilerin maruz kaldığı polis şiddetini kınıyoruz. ODTÜ’lü meslektaşlarımızın tüm ifadelerine rağmen, söz konusu açıklamayı yapan üniversite yönetimlerinin, polisin olayları başlattığı, olayların ilk aşamasından itibaren iyi niyetli davranmadığı ve orantısız güç kullandığı gerçeğini gözardı etmelerini manidar buluyoruz. Polis şiddeti karşısında tek vücut olarak tepki gösteren ODTÜ’lü meslektaşlarımızın ve öğrencilerin yanında olduğumuzun bilinmesini istiyoruz.

Üniversitenin özgürlüğü sadece öğretim elemanlarının araştırma ve ifade özgürlüğünden ibaret değildir. Öğrencilerin düşünce, ifade ve protesto özgürlükleri de üniversite ortamının ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye’de son yıllarda öğrenciler üzerinde artan baskılara sessiz kalan, akademik özgürlüklere yapılan müdahaleler karşısında susan üniversite yönetimlerinin, iktidarı elinde tutanlara hoş görünmek maksadıyla yaptıkları açıklama, akademi tarihine kara bir leke olarak düşmüştür.

Üniversiteler, iktidarların böbürleneceği projeler üreten, şirketlerin taşeronu gibi çalışan, kâr hedefine odaklanan imalathaneler değildir. Akademinin vazgeçilmez görevlerinden biri de, hiçbir baskı altında kalmadan, toplum ve iktidarı sorgulamak, bunlar hakkında bilimsel ve eleştirel görüşlerini dile getirmektir. Üniversiteler, güçlünün karşısına bilgi, bilim ve özgürlükçü düşünce ile çıkabilmelidir. Araştırma alanı fark etmeksizin akademik özgürlükler bir bütündür. Akademik özgürlüklere saygı gösterilmeyen kurumlarda, nasıl kullanılacağı ve neye hizmet edeceği sorgulanmaksızın üretilen bilginin, toplumlar üzerinde yıkıcı etkileri olabileceğini tarih bizlere birçok defa göstermiştir.

Bugün, baskıcı politikaların ana hedefi haline gelmiş olan ODTÜ’lü akademisyen ve öğrencilerin yanında yer almak, akademi ve demokrasi tarihi açısından vazgeçilmez bir sorumluluktur. Basit iktidar hesapları ve ikbal kaygıları ile ODTÜ’ye karşı tavır alan üniversite yönetimleri ve bu yönetimleri destekleyenler veya bu politikalar karşısında sessiz kalanlar, bu davranışlarının hesabını, akademik özgürlükler ve demokrasi tarihi önünde vermek zorunda kalacaklardır.

Galatasaray Üniversitesi Öğretim Elemanları
İstanbul Üniversitesi Öğretim Elemanları
İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Elemanları
Marmara Üniversitesi Öğretim Elemanları
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Elemanları
Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Elemanları

Görsel-4

Şiddeti mağdurlar ve tanıklar anlatıyor : siddethikayeleri.com YAYINDA !

Şiddeti mağdurlar ve tanıklar anlatıyor
Türkiye’deki şiddet olaylarının, mağdurların ve tanıkların anlatımlarıyla arşivlendiği Türkiye’den Şiddet Hikayeleri çalışması, siddethikayeleri.com adresinde yayına başladı.


Kültürlerarası Araştırmalar Derneği’nin yürüttüğü şiddet izleme – vaka yaygınlaştırma çalışması Türkiye’den Şiddet Hikayeleri, Siddethikayeleri.com adresinde yayına başladı. Çalışma kapsamında, Şiddet mağdurlarının ve şiddet olaylarına tanıklık edenlerin hikayeleri röportajlarla anlatılıyor, hikayeler aynı zamanda fotoğraf çalışmaları olarak da sunuluyor.
Şiddet olaylarının 13 farklı kategoride arşivlendiği çalışma, deneyimlerin ve tanıklıkların birinci ağızdan anlatılmasıyla istatistik haline dönüşen ve sıradanlaşan şiddet eylemlerini daha gerçek bir zemine oturtmayı, şiddet mağdurları ve tanıklar ile hak savunuculuğu yapan sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirmeyi ve veri oluşturmayı hedefliyor.

Şiddet olayları fotoğraflarla anlatılıyor
Türkiye’den Şiddet Hikayeleri çalışmasında, son yıllarda tüm dünyada sıkça kullanılan bir ses duyurma yöntemi kullanılıyor. Şiddet mağdurları ve tanıklar başlarından geçenleri, yaşadıkları olay hakkındaki düşünce ve yorumlarını yazdıkları bir karton veya kağıt parçasıyla fotoğraf çektirerek duyuruyorlar. Fotoğraflarda özetlenen olaylar, çalışmanın gönüllü muhabirlerince yapılan röportajlar yoluyla detaylandırılıyor. Tanıklığının çalışma kapsamında yayınlanmasını isteyenler ise site arayüzünü kullanarak editörlere ulaşabiliyorlar. Tanıklar kendi oluşturdukları görsellerle çalışmaya katılabildikleri gibi, editörlerle iletişime geçerek kendileriyle röportaj ve fotoğraf çekimi yapılmasını talep edebiliyorlar.
Güneydoğu’da çatışma bölgesinde yaptığı zorunlu askerliği sırasında esir düşen, sonrasında savaş karşıtı olan İbrahim Yaylalı; gözaltında kaybedilenlere tanıklık eden, kendisi de işkence gören İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Ümit Efe; Türkçe’ye çevirdiği Yumuşak Makine kitabı yüzünden yargılanan çevirmen Süha Sertabiboğlu ile çevirmen ve yayıncıların karşılaştığı baskıların tanığı Mehmet Moralı; polisin hukuksuz müdahalelerini defalarca yargıya taşıyan trans aktivist Selay Tunç; Türkiye’nin en uzun süre hapis yatan kadın siyasi mahkumlarından olan, cezaevi koşullarını anlattığı kitabı yasaklanan Nevin Berktaş; 2003’te canlı kalkan olarak gittiği Irak’ta ABD işgaline şahit olan aktivist Osman Akkuş, Hak arama mücadelesi sırasında polis şiddetinin her türlüsüyle karşılaşan, Ankara’daki Hopa protestoları yüzünden 6 buçuk ay tutuklu kalan Ozan Gündoğdu, çalışma kapsamında halihazırda tanıklıkta bulunmuş isimler arasında.
Çalışmayı yürüten Kültürlerarası Araştırmalar Derneği, sivil topluma kuruluşlarından, inisiyatiflerden, ayrımcılığa ve şiddete maruz kalan toplumsal gruplardan, şiddet mağdurları ve tanıklardan çalışmaya katılımın artırılması noktasında destek bekliyor.

video: Ben Hep Buradayım – Cumartesi Anneleri 400. Hafta


kayıt: miray.

Cumartesi Anneleri, 27 Mayıs 1995’den bu yana her Cumartesi günü Galatasaray Meydanında oturma eylemleri düzenleyerek, gözaltında kaybolan yakınlarını ve faili meçhul siyasi cinayetlere kurban giden yakınlarının faillerini arayanlardan oluşan bir topluluktur.
Arjantin’de cunta yönetiminin zorla yok ettiği çocuklarını bulmak için Plaza Del Mayo meydanında toplanan annelerden esinlenen gruba katılanların sayısı zaman geçtikçe binleri bulmuştur. 13 Mart 1999’da polisin sert müdahaleleri nedeniyle oturma eylemlerine ara veren grup, 31 Ocak 2009’da yeniden biraraya gelmeye başladı.
Kasım 2012 itibariyle 400. buluşmalarını gerçekleştiren ailelerin başlıca talepleri kayıpların devlet arşivlerinde kayıtlı akıbetlerinin açıklanması, faillerin yargılanması, Türk Ceza Kanunu’nda zorla kaybetme suçunun insanlığa karşı suç kapsamında zaman aşımına uğramayacak şekilde düzenlenmesi ve Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Gözaltında Kayıplar Sözleşmesi’ni imzalamasıdır.

Diren Karadeniz

Şarkıda bir kadın “Bizim kadınlarımız açlığa da gelir, yokluğa da gelir” diyor. Canan ve Zehra Kulaksız; Rizeli, iki direnişçi kadın. 19 Aralık 2000’de hapishanelere yapılan katliamdan sonra ölüm orucuna giren iki üniversite öğrencisi. Karadenizli kadınların direnişinden bahsederken, direnişçi kadını oraya görüntü olarak koymamak, “Doğrusunu diyeni arkadan vuruylar” derken Hrant’ı koymamak gibi olurdu. Canan-Zehra Kulaksız’ın cezaları yok; dışarıdaki üniversite öğrencileriydiler. Karadeniz’de sadece Ogün Samast ve Yasin Hayal yok; Canan-Zehra Kulaksız da var. Metin Lokumcu da… Bir algıyı kırmaya çalışıyorduk, o algıyı kırmaya çalışan herkesi klipte göstermeye çalıştık. Karadeniz’deki insanların yaşam alanlarına, kültürüne, dillerine bir saldırı var. Buna karşı ortaya bir şey koymak gerekiyor; bunun adı direniştir. 24 sanatçı halkına “Diren Karadeniz” diyor.

İlk kez 17 Haziran’da Kalan Müzik’in 20. Yıl Karadeniz Gecesi’nde gösterilen klip, YouTube’a yüklendikten sonra bir haftada 230 bin kişi tarafından izlendi. 24 sanatçıyı bir araya getiren klibin ve şarkının öyküsü Bahar Çuhadar ‘ın röportajında:

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1092576&CategoryID=82

 

19 Mayıs – Arkadaşın tutuklu !

 Bugün Ondokuz Mayıs, Mayısın ondokuzu!
Sen ey Türk istiklâlinin koruyucusu, Sen ey ülkemizin geleceği,
Sen ey demirparmaklıklarda barfiks yapan,
Ranzalarda parende atan Sportmen ve kahraman Türk Gençliği,
Önünde senin bütün Kilit-bahirler açık,
Ama her zaman Samsun’a çıkılmaz a,
Bu sabah da avluda volta atmağa çık!


EK-1: Halen tutuklu bulunan öğrencilerin liste ve bilgileri

EK-1: Aşağıda yer alan liste; İstanbul, Ankara, İzmir, Adana ve Erzurum Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından verilen cezalar sonucunda halen tutuklu bulunan öğrencilerin bilgilerini içermektedir. Ekteki tablolarda yer alan isimler genelde solcu öğrenciler olup; “KCK üyesi olmak” iddiasıyla tutuklananların sayısının daha fazla olduğu tahmin edilmektedir. 

Tablo 1.  İstanbul Tutuklu Öğrenci Listesi

Ad Soyad

Okul ve Bölüm

Tutuklu bulundukları Cezaevi

Selçuk Akagündüz Dicle üniversitesi Dicle Üniversitesi Kimya bölümü Öğrencisi 7.12.2009 tarihinden beri Kandıra 2 no’lu F tipi cezaevinde tutuklu
 Rohat Taysun  İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğrencisi 21.05.2010 tarihinden beri Tekirdağ 1 No’lu F Tipi cezaevinde tutuklu
  1. 3.
 Songül Sıcakyüz  Dicle Üniversitesi Matematik Bölümü Öğrencisi 21.05.2010 tarihinden beri  Bakırköy Kadın cezaevinde tutuklu
  1. 4. 
 Ercan Marhan İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü Öğrencisi 14.02.2011 tarihinden beri Edirne F tipi ceza evinde tutuklu
  1. 5. 
 Kemal Tibelik Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi  14.02.2011 tarihinden beri Tekirdağ 2 No’lu F tipi cezaevinde tutuklu
 Sercan Avşar  İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğrencisi 14.02.2011 tarihinden beri Tekirdağ 2 No’lu F tipi cezaevinde tutuklu
 Orhan Eren Topalan Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği Öğrencisi 14.02.2011 tarihinden beri Tekirdağ 2 No’lu F tipi cezaevinde tutuklu.
  1. 8. 
 Müslüm Karayazgan Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi  Tekirdağ 2 no’lu F tipi cezaevinde 21.05.2011 tarihinden beri tutuklu
  1. 9. 
 Erdal Beşer  İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğrencisi 27.04.2011 tarihinden beri Edirne F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 10. 
Osman Özdemir İstanbul Üniversitesi Hukuk  Fakültesi Öğrencisi 27.04.2011 tarihinden beri Edirne F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 11. 
 Yılmaz Sarı  Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Sinema Televizyon Bölümü Öğrencisi Tekirdağ 2  no’lu F tipi cezaevinde 21.05.2011 tarihinden beri tutuklu
  1. 12. 
 Mehtap Oktar  İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi Bakırköy Kadın Tutukevinde 21.05.2011 tarihinden beri tutuklu
  1. 13. 
 Fatma Özdemir  Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi Bakırköy Kadın Tutukevinde 21.05.2011 tarihinden beri tutuklu
  1. 14. 
 Gurbet İlbars Kocaeli Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğrencisi. 26.04.2011 tarihinden beri Kandıra 2 No’lu F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 15. 
İlhan Koyu  Marmara Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık Ve Rehberlik Bölümü Öğrencisi Tekirdağ 2  no’lu F tipi cezaevinde 21.05.2011 tarihinden beri tutuklu
  1. 16. 
Volkan Boyraz  İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğrencisi Tekirdağ 2  no’lu F tipi cezaevinde 21.05.2011 tarihinden beri tutuklu
 Şafi Onat İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi Tekirdağ 2 no’lu F tipi cezaevinde 21.05.2011 tarihinden beri tutuklu
  1. 18. 
 Mehmet Özcan  İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi Tekirdağ 2 no’lu F tipi cezaevinde  21.05.2011 tarihinden beri tutuklu
  1. 19. 
 Ersin Kazğan  İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi 11.02.2011 tarihinden beri Edirne F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 20. 
 Tuncay Genç İstanbul Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği Öğrencisi 31.03.2011 tarihinden beri Edirne F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 21. 
Hakan Yalçınkaya  İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğrencisi 01.04.2011 tarihinden beri Kandıra 1 No’lu F tipi cezaevinde
  1. 22. 
 Agit Tan Samandıra Endüstri Meslek Lisesi Öğrencisi 02.05.2011 tarihinden beri Tekirdağ 2 No’lu F tipi cezaevinde tutuklu.
  1. 23. 
Bayram Gümüşay Bağcılar Barboras Lisesi Öğrencisi 21.05.2011 tarihinden beri Tekirdağ 2 No’lu F tipinde tutuklu
  1. 24. 
 Mehmet Karabacak  Esenyurt Lisesi Öğrencisi 09.06.2011 gününden beri Edirne F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 25. 
 Erhan Gürçay  Esenyurt Lisesi Öğrencisi 09.06.2011 gününden beri Edirne F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 26. 
 Bişar Çoban Kocaeli Üniversitesi Öğrencisi Tekirdağ 2 No’lu F Tipi cezaevinde 12.12.2010 tarihinden beri tutuklu
  1. 27. 
 Diyedin Gülen Esenyurt Fatih Sultan Mehmet Lisesi Öğrencisi 09.06.2011 gününden beri Edirne F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 28. 
 Bahattin Kartal Esenyurt Lisesi Öğrencisi 24.03.2010 tarihinden beri Tekirdağ 2 No’lu F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 29. 
 Esra Sekman  Marmara Üniversitesi  İletişim Fakültesi Öğrencisi 02/05/2011 tarihinden beri Bakırköy kadın tutukevinde tutuklu
  1. 30. 
 Burhan Şık  Siirt Üniversitesi Eğitim Fakültesi  Öğrencisi 02/05/2011 tarihin beri Tekirdağ 2 No’lu F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 31. 
 Cihan Kırmızıgül  Galatasaray Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Öğrencisi Tekirdağ 2 Nolu F Tipi cezaevinde 12.10.2010 tarihinden beri tutuklu
 Tufan Öter  Balıkesir Üniversitesi Öğrencisi 1.5 yıldır Tekirdağ 2 No’lu F tipi cezaevinde tutuklu
  •  
Ramazan Oba Çukurova Üniversitesi Çevre Mühendisliği Öğrencisi 15.07.2009 dan beri Tekirdağ 2 no’lu F tipi cezaevinde tutuklu
 Meltem Yıldırım İstanbul Üniversitesi Öğrencisi 31.03.2011 tarihinden beri Bakırköy Kadın tutukevinde tutuklu
  1. 34. 
 Hakan Yılmaz  İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi 14.02.2011 tarihinden beri Edirne F tipi ceza evinde tutuklu
  1. 35. 
 Suat Tuncay  Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğrencisi 24.05.2010 tarihinden beri Tekirdağ 2 no’lu F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 36. 
 Hikmet Yaygın Sakarya Üniversitesi Turizm Otelcilik Bölümü Öğrencisi 24.05.2010 tarihinden beri Tekirdağ 2 no’lu F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 37. 
 Özkan Yağcı Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğrencisi 24.05.2010 tarihinden beri Tekirdağ 2 no’lu F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 38. 
 Hasret Dayan  Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğrencisi 24.05.2010 tarihinden beri Bakırköy kadın tutukevinde  tutuklu
  1. 39. 
Ersin Çakır  Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğrencisi 24.05.2010 tarihinden beri Tekirdağ 2 no’lu F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 40. 
 Erdal Yiğit Sakarya Üniversitesi Eğitim  Fakültesi Öğrencisi 24.05.2010 tarihinden beri Tekirdağ 2 no’lu F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 41. 
Abdullatif Olam Sakarya Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğrencisi 24.05.2010 tarihinden beri Tekirdağ 2 no’lu F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 42. 
 Serdar Eren Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Öğrencisi 15.09 2009 tarihinden beri Tekirdağ 2 No’lu F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 43. 
Meltem Yağmur Bovkır  İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Öğr. 14.02.2011 tarihinden beri Bakırköy Kadın tutukevinde tutuklu
  1. 44. 
 Bilal Kandemir Bağcılar Orhan Gazi Lisesi Öğrencisi 14.02.2011 tarihinden beri Tekirdağ 2 No’lu F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 45. 
Bayram Yılmaz İstanbul Üniversitesi Matematik Öğretmenliği Öğrencisi 14.02.2011 tarihinden beri Kandıra  2 No’lu F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 46. 
 Kayhan Tüney İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğrencisi 14.02.2011 tarihinden beri Edirne  F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 47. 
 Vahit Erdoğdu  Yıldız Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü Öğrencisi 14.02.2011 tarihinden beri Edirne F Tipi cezaevinde tutuklu
  1. 48. 
Serkan Avşar Yıldız Teknik Üniversitesi Matematik Bölümü Öğrencisi. 02/05/2011 tarihinden beri Tekirdağ 2 No’lu F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 49. 
Ferhat Döner Bağcılarda Lisesi Öğrencisi 14.02.2011 tarihinden beri Kandıra F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 50. 
 Ahmet Çoban  İstanbul Üniversitesi Felsefe Öğrencisi 14.02.2011 tarihinden beri Kandıra  2 No’lu F tipi cezaevinde tutuklu
 Kenan Dede  İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğrencisi Tekirdağ 2 no’lu cezaevinde 21.05.2011 tarihinden beri tutuklu
  1. 52. 
 Şilan Dörtyama  Marmara Üniversitesi Gazetecilik Bölümü Öğrencisi 21.05.2011 tarihinden beri Bakırköy kadın tutuk evinde tutuklu
  1. 53. 
 Muhammet Gelturan Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğrencisi 14.02.2011 tarihinden beri Edirne F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 54. 
 Fırat Baran  İ.Ü. Edebiyat Fakültesi 2.Sınıf Öğrencisi 21.05.2011 tarihinden beri Tekirdağ 2 no’lu F tipi cezaevinde tutuklu
 Adem Şahin  Marmara Üniveritesi Tarih Bölümü 5.Sınıf Öğrencisi 21.05.2011 tarihinden beri Tekirdağ 1 no’lu F Tipi Cezaevinde tutuklu
 Ramazan Karadağ  Uşak Üniversitesi İİB Fakültesi Kamu Yönetimi 2. Sınıf Öğrencisi 24.04.2011 tarihinden beri Tekirdağ 1 No’lu F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 57. 
 Ferhat Tüzer Trakya Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksek Okulu Makine Bölümü 2. Sınıf Öğrencisi Kandıra 2 Nolu F Tipi Cezaevinde 18 aydır tutuklu (tahliye edildi)
  1. 58. 
Berna Yılmaz Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Antropoloji Bölümü 4. Sınıf Öğrencisi Bakırköy Kadın Cezaevinde 18 aydır tutuklu (tahliye edildi)
  1. 59. 
 Tuğba Kahraman İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili Edebiyatı Öğrencisi Bakırköy Kadın Cezaevinde 21.05.2011 tarihinden beri tutuklu.
  1. 60. 
 Sezer Duruk İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü Öğrencisi 21.05.2011 tarihinden beri Kandıra F tipinde tutuklu
  1. 61. 
Abdulkahar Karaç Yıldız Üniversitesi Harita Mühendisliği Bölümü Öğrencisi 21.05.2011 tarihinden beri Kandıra F Tipi cezaevinde tutuklu
  1. 62. 
 Aysel Gürel Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Öğrencisi 21.05.2011 tarihinden beri Bakırköy Kadın Cezaevinde tutuklu
  1. 63. 
Naim Türköz   Çanakkale 18 Mart Üniversitesi İnşaat Teknolojileri Bölümü Öğrencisi. 11 Şubat 2011 tarihinden beri Edirne F Tipi cezaevinde tutuklu
  1. 64. 
 Talat Şeyhanoğulları   Marmara Üniversitesi Basın Yayın Bölümü 2. Sınıf Öğrencisi 3,5 aydır Tekirdağ 2 Nolu F Tipi cezaevinde tutuklu
  1. 65. 
Kadri Turgut  Yıldız Üniversitesi Siyasal Ve İdari İşler Bölümü Öğrencisi 5 aydır Tekirdağ 2 Nolu F Tipi cezaevinde tutuklu
  1. 66. 
 İlhan Çetin  İstanbul Üniversitesi Felsefe 3. Sınıf Öğrencisi 2 Eylül 2010 tarihinden beri Kandıra 1 nolu F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 67. 
 Hasan Çalhan İstanbul Üniversitesi Adalet Yüksek Okulu 2. Sınıf Öğrencisi 11 Şubat 2010 tarihinden beri Edirne F tipi cezaevinde tutuklu.
  1. 68. 
 Ergün Koçak  İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğrencisi 11 Şubat 2010 tarihinden beri Edirne F Tipi cezaevinde tutuklu
  1. 69. 
 Murat Aygül İstanbul Hukuk Fakültesi Son Sınıf Öğrencisi 11 Şubat 2010 tarihinden beri Tekirdağ 2 nolu F tipi cezaevinde tutuklu
  1. 70. 
 Leyla Akyıldız Eskişehir Üniversitesi Sanat Tarihi 1. Sınıf Öğrencisi Temmuz 2010 tarihinden beri Bakırköy Kadın Cezaevinde tutuklu
  1. 71. 
 Medet Avınca  Kocaeli Üniversitesi Öğrencisi 16 aydır Kandıra F Tipi Cezaevinde tutuklu
  1. 72. 
 Mazlum Kavak  Kocaeli Üniversitesi Öğrencisi 16 aydır Kandıra F Tipi Cezaevinde tutuklu
  1. 73. 
Hakan Beyhan Kocaeli Üniversitesi Öğrencisi 16 aydır Kandıra F Tipi Cezaevinde tutuklu.
  1. 74. 
Yakup Taş  Kocaeli Üniversitesi Öğrencisi 16 aydır Kandıra F Tipi Cezaevinde tutuklu
  1. 75. 
Cüneyt Arslan   Kocaeli Üniversitesi Öğrencisi 16 aydır Kandıra F Tipi Cezaevinde tutuklu
  1. 76. 
Yunus Abatay   Kocaeli Üniversitesi Öğrencisi 16 aydır Kandıra F Tipi Cezaevinde tutuklu
  1. 77. 
Mürvet Kasımlıoğlu Kocaeli Üniversitesi Öğrencisi 16 aydır Gebze M Tipi Cezaevinde tutuklu
  1. 78. 
Ayla Şimşek Kocaeli Üniversitesi Öğrencisi  16 aydır Gebze M Tipi Cezaevinde tutuklu
  1. 79. 
Mehdi Aspar Kocaeli Üniversitesi Öğrencisi 16 aydır Kandıra F Tipi Cezaevinde tutuklu
 Mutih Aydın Kocaeli Üniversitesi Öğrencisi 16 aydır Kandıra F Tipi Cezaevinde tutuklu
 Kenan Demir  Kocaeli Üniversitesi Öğrencisi 16 aydır Kandıra F Tipi Cezaevinde tutuklu
 Murat Yıldız  Kocaeli Üniversitesi Öğrencisi 16 aydır Kandıra F Tipi Cezaevinde tutuklu
  1. 83. 
Faruk Görken Kocaeli Üniversitesi Öğrencisi 16 aydır Kandıra F Tipi Cezaevinde tutuklu
  1. 84. 
Gurbet İlbar  Kocaeli Üniversitesi Öğrencisi 7 aydır Gebze M Tipi Cezaevinde tutuklu
 Cabbar Alp  Kocaeli Üniversitesi Öğrencisi 7 aydır Kandıra F Tipi Cezaevinde tutuklu
  1. 86. 
 Feyzullah Kılıç  Kocaeli Üniversitesi Öğrencisi 16 aydır Kandıra F Tipi Cezaevinde tutuklu
  1. 87. 
Veysi Kaya Kocaeli Üniversitesi Öğrencisi 16 aydır Kandıra F Tipi Cezaevinde tutuklu

Not: İstanbul Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından tutuklama kararı verilen öğrenci listesi ÇHD İstanbul Şubesi’nce hazırlanmıştır.

 

Tablo 2. Ankara’da, Hopa Olaylarını Protesto Ettikleri İçin Tutuklanan Öğrenciler

Ad Soyad

Üniversite ve Bölüm

Tutuklu bulunduğu Cezaevi

Eda Dişkaya Hacettepe Ünv. İstatistik Bölümü 3. Sınıf

Sincan Kadın Cezaevi C 2 Koğuşu

Demet Yılan Ankara Ünv. DTCF Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf

Sincan Kadın Cezaevi J 3 Koğuşu

Ferhat Konukçu Ankara Ünv. Jeoloji Mühendisliği Sincan Çocuk ve Gençlik Cezaevi A-3 Koğuşu
Soner Torlak Ankara Ünv. SBF Siyaset Bilimi Bölümü Doktora

Sincan 1 No’lu L tipi Cezaevi  B 5 Koğuşu

Ozan Gündoğdu Ankara Ünv. SBF İktisat Bölümü 2. Sınıf

Sincan 1 No’lu L tipi Cezaevi  C 15 Koğuşu

Ö. Çağdar Ersoy ODTÜ Metalürji Mühendisliği 1. Sınıf

Sincan 2 No’lu L tipi Cezaevi  A 8 Koğuşu

Çağrı Yılmaz Ankara Ünv. İletişim Fakültesi 3. Sınıf Sincan 1 No’lu F tipi Cezaevi A 7-20 Koğuşu
Uğur Tuna Ankara Ünv. Beden Eğitimi Öğretmenliği 1. Sınıf

Sincan 1 No’lu F tipi Cezaevi A 7-20 Koğuşu

Hikmet Tanıl Ankara Ünv. Ziraat Mühendisliği 1. Sınıf

Sincan 1 No’lu F tipi Cezaevi A 7-20 Koğuşu

Uğur Uzunpınar Ankara Ünv. Ziraat Mühendisliği 1. Sınıf Sincan 1 No’lu F tipi Cezaevi C 11 98 Koğuşu
Tayfun Yıldırım Ankara Ünv. DTCF Coğrafya Bölümü 1. Sınıf

Sincan 1 No’lu F tipi Cezaevi C 11 98 Koğuşu

Nuri Özçelik Hacettepe Ünv. Türk Halk Bilimi Bölümü 1. Sınıf

Sincan 1 No’lu F tipi Cezaevi B 2-56 Koğuşu

Can Kaya Hacettepe Ünv. Uluslar arası İlişkiler 2. Sınıf Sincan 1 No’lu F tipi Cezaevi B 2-56 Koğuşu
Kadir Aydoğan Anadolu Ünv. Tarih Bölümü 1. Sınıf Sincan 1 No’lu F tipi Cezaevi A 4-11 Koğuşu

Hopa’da Çıkan Olaylar Nedeniyle Tutuklanan Öğrenciler

İbrahim Aksu

-

Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevi

Şaban Kotil

-

Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevi

Ender Yalçın

-

Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevi
Erhan Köse

-

Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevi

Diğer Tutuklu Öğrenciler

Uğurcan Soyubelli

-

Sincan 1 No’lu F tipi Cezaevi

Didem Ezgi Serap

-

Sincan Kadın Cezaevi

Yusufcan Yıldırım

-

Sincan 1 No’lu F tipi Cezaevi

Rıdvan Akbaş

-

Sincan 1 No’lu F tipi Cezaevi

Bilgehan Karpat

-

Sincan 1 No’lu F tipi Cezaevi

Fırat Barik

-

Sincan 1 No’lu F tipi Cezaevi C 7-88 Koğuşu

Mehmet Salih Eşari

AÜ DTCF

-

Erhan Ölçen

AÜ Eczacılık

-

Hasan Ertuğrul

-

Mehmet Akyar

Marmara Ü. Hukuk Fak.

-

Atilla Avar

Hacettepe Ün. Tarih Böl.

-

İdris Gürmez

Hacettepe Ün. Sosyal Hiz.

-

Mehmet Sultan Akyüz

Hacettepe Ün.

-

Zübeyir Sızıcı

AÜ DTCF

-

Mehmet Can Temel

Fırat Ün.

-

Nehar Avcı

AÜ Hukuk Fak.

-

Mesut Tekin

AÜ İletşim Fak.

-

Mehmet Salim Özer

ODTÜ

-

Kadir Kılıç

Gazi Ün. Coğrafya Öğr.

-

Feyyaz Deniz

Dicle Ün. Fen Ed. Fak.

-

Ali Haydar Yıldız

AÜ İletişim Fak. Gazetecilik

Not: Ankara Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından tutuklanma kararı verilen öğrenci listesi ÇHD Genel Merkezi tarafından hazırlanmıştır.

 

Tablo 3. İzmir Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri

Ad Soyad

Üniversite

Tutuklu olduğu Cezaevi 
Ali Emre Ecer

Ege Üniversitesi

2 Nolu Kırıklar F Tipi Cezaevi
Hasan Abiç

Ege Üniversitesi

2 Nolu Kırıklar F Tipi Cezaevi
Barış Dündar

Ege Üniversitesi

-

Veysel Akkurt

Ege Üniversitesi

Kırıklar F Tipi Cezaevi
Seçkin Savaş

Ege Üniversitesi

2 Nolu Kırıklar F Tipi Cezaevi
Leyla Yıldız

Ege Üniversitesi

Bergama Cezaevi
Fatoş Tuğral

Açıköğretim Öğrencisi

Bergama Cezaevi
Mehmet Fatih Kurt

Ege üniversitesi

-

Faruk Kara

Ege üniversitesi

05.04.2010 tarihinden beri tutuklu
Ufuk Aydın

Ege üniversitesi

05.04.2010 tarihinden beri tutuklu
Barış Okuducu

Ege üniversitesi

05.04.2010 tarihinden beri tutuklu
Rauf Düzsöz

-

3 Yıldır tutuklu
Faruk Kara

-

1 Yıl tutuklu
Turan Kaygısız

-

2 Yıl tutuklu
Eyüp Aygen

-

2 Yıl tutuklu
Erdi Açıkalın

-

2 Yıl tutuklu
Bekir Kurtay

-

5 Ay tutuklu
Süleyman Efe

-

Tutuklu bulunduğu il Denizli
Ömer Çiftçi

-

Denizli
Aziz Oruç

-

Denizli
Mehmet Bartan

-

Denizli
Fırat Zeydan

-

Denizli
Hanefi Kara

-

Denizli
Ersin Demirkol

-

Denizli
Gökhan Selbik

-

5 aydır tutuklu
Emrah Kandemir

-

5 aydır tutuklu
Azat Bulut

-

4 aydır tutuklu
İsmail Beşer

-

5 aydır tutuklu/Bergama
İrfan Oğur

-

7 aydır tutuklu/Bergama
Neval Aslan

-

 F1
Öznur Bartın

-

F1
Berna Güzel Pamukkale Üniv. Denizli D Tipi
Kesire Dinar Pamukkale Üniv. Denizli D Tipi

 

Tablo 4. Adana Özel Yetkili 8. Ağır Ceza Mahkemesi

Ad Soyadı Tutuklanma Tarihi

Mahkemesi

 

Ferhat Demir

08.05.2011

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi
Mesut Ecer

08.05.2011

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi
Enver Engin

08.05.2011

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi
Cihan Bülbül

08.05.2011

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi
Ali Yıldırım

08.05.2011

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi
Bayram Yakut

08.05.2011

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi
Ahmet Cebba

15.10.2010

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi
Gizem Kımılı

15.10.2010

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi
Serdar Karakeçi

13.10.2010

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi
Cesur Demircan

15.10.2010

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi
Mecnun Akgül

15.10.2010

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi
Mürsel Yıldız

15.10.2010

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi
Erdal Çelebi

15.10.2010

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi
İlyas Toptamur

15.10.2010

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi
Hacı Aydın

15.10.2010

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi
Abdurrahman Balıcak

15.10.2010

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi
Ahmet Sadık Saner

15.10.2010

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi
Mazlum Kapan

15.10.2010

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi

 

Tablo 5. Erzurum Özel Yetkili 2. Ağır Ceza Mahkemesi

Ad Soyad

Mahkemesi

İl

 

Cihan Şik Erzurum Ağır Ceza Mahkemeleri

Iğdır

Ayten Tikit Erzurum Ağır Ceza Mahkemeleri

Iğdır

Cihangir Ali Akkoyunlu Erzurum Ağır Ceza Mahkemeleri

Erzincan

Uğur Turgut Erzurum Ağır Ceza Mahkemeleri

Erzincan

Yetnur Yursever Erzurum Ağır Ceza Mahkemeleri

Erzincan

Çetin Şimşek Erzurum Ağır Ceza Mahkemeleri

Erzincan

Uygar Ufuk Karakoyun Erzurum Ağır Ceza Mahkemeleri

Erzincan

Ali İnan Erzurum Ağır Ceza Mahkemeleri

Erzincan

Vedat Sümer Erzurum Ağır Ceza Mahkemeleri

Erzincan

Emrah Z. Erzurum Ağır Ceza Mahkemeleri

Kars

Osman Kanat Erzurum Ağır Ceza Mahkemeleri

Kars

 

 Tablo 6: Malatya Özel Yetkili 3. Ağır Ceza Mahkemesi

Ad Soyad Mahkemesi
Abuzer Aslan

Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi

Aykut Eroğlu Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Fırat Bulut Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Süphan Oruçlu Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Umut Çamlıbel Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Veysi Bahçıvanlı Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
İdris Bingöl Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Candaş Kat Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Düzgün Karal Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Sevda Kurban Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Çağdaş Aktepe Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Ayça Kılınç Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Erkin Kocaman Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Kubilay Uçucu Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Sevcan Göktaş Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Uğur Pektaş Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Yusuf Yılmaz Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Nevzat Tekel Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Pınar Altaş Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Zeki Baltacı Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
İbrahim Bakır Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Ejder Doğan Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Gökhan Gümüş Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Mehmet Nur Tiryaki Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Naci Ataman Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Şükrü Yurtsever Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Zülfü Kara Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Gökhan Gökmen Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Gökhan Ongülü Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Hüseyin Baştimur Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Erdal Demir Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Mehmet Fatih Demiroğlu Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Mahfuz Dündar Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Ahmet Turan Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Sait Kaya Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Murat Yıldız Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Mustafa Tunç Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Şeyh Ali Demir Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
Cihan Kaya Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi

19 Ocak’ta ne olmuştu? – Taksim’den Agos’a

Tam 5 yıl oldu !

Yürüyüş için Hrant’ın Arkadaşları’nın çağrısı şöyle:

“19 Ocak 2007’de Hrant Dink’i öldürdüler.

Tam 5 yıl oldu!

Bütün deliller iki-üç kişinin planlayıp işlediği bir cinayetle yetinmemize izin vermeyecek kadar açık

İşaret edenler de, tehdit edenler de, öldür diyenler de, pusu kurup erkete bekleyenler de bu işten yakayı sıyırmak üzere. Görülen o ki, 5 yıldır acımızla alay eden, savsaklayan ve adaletin tetikçilere verilecek cezayla sağanacağına başından hükmetmiş bir mahkeme yaramıza merhem olmayacak. Korku ve nefret coğrafyasında büyüyen çocukların yaşamını kolaylaştırmayacak.

Başbakan “Hrant Dink cinayetini aydınlatmak namus borcumuzdur” dedi. 5 yılda önümüze konanlara bakıyoruz; alacaklıyız! Vicdanı olan herkes 5 yıldır içinden her gün gitgide büyüyen bir yumruyla yaşıyor. Unutulmasına göz yummak, arkadaşımızı bir kez daha öldürecek. Yeni cinayetlerin kapısını aralamayı bekleyen “karanlıkta yaşayanlar”ın hevesini artıracak.

Biz, hakikat anlatıcımızı anmak, bu ülkede vicdanıyla yaşayan insanların varlığını göstermek, “biz bitti demeden bu dava bitmez” demek için biraraya geliyoruz.

5 değil 95 yıl da geçse,

Hepimizi Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz!

Saat 1’de Taksim’den Agos’a,

Vurulduğu yere yürüyoruz!”

Benim Annem Cumartesi / Bandista, Behzat Ç ‘de !


video!
“Benim Annem Cumartesi” başlığıyla yayınlanan dizinin 44. bölümünde, 1995 yılından bu yana kaybolan oğullarını ve kızlarının bulunması için cumartesi günleri İstanbul’da Galatasaray Lisesi’nin önünde toplanan Cumartesi Anneleri’nden biri cinayet büroya Behzat Ç ‘nin yanına geliyor. Acılı anne, Behzat Ç.den 30 yıl önce gözaltında kaybedilen oğlunun katillerini bulmasını istiyor.

Bandista ‘ya selam çakılan bölümden, ilgili sahneler.
video!

annelerimiz her cumartesi galatasaray meydanında. kardeşler hapiste.

Son Dakika: Hopa Davası’nda Tutuklanan Doruk Yıldırım Karakolda !

Hopa Davası kapsamında  tutuklanan ve 24 saat önce gözaltına alınan Halkevleri üyesi Hamza Doruk Yıldırım ifade vermek üzere karakola alındı. Bugün sabah saatlerinden beri Saime Kadın Karakolu’ndan tutulan Doruk’u almak için kalabalık bir grup karakol önünde bekliyor.

* Doruk 22:30 da serbest bırakıldı.

 

Son güncelleme: 12.12.2011 12:30

balikbilir

Onur Yaser Can – Basın Açıklaması

Onur Yaser, 1982 Ankara doğumlu. Müzisyen, ressam, dalgıç ve ODTÜ mezunu bir mimardı. 2 Haziran 2010 tarihinde İstanbul’da narkotik polislerin CMK 250. madde kapsamında yaptıkları teknik takibe takıldı. ve esrar satın aldığı gerekçesiyle yakalandı. Bizleri tarifsiz acılar içinde bırakan süreç böyle başladı. Yasal zorunluluğa rağmen, yakalandığı ailesine bildirilmedi. Giriş doktor raporu alınmadı. İfadesi savunma avukatı olmadan alındı. Savcının gözaltında tutma kararı olmamasına rağmen, yasadışı bir şekilde nezarette tutuldu, çırılçıplak soyuldu, cinsel tacize maruz bırakıldı, acı içinde bağıran insan sesleri dinletildi, tokatlandı, hakarete uğradı. Polislerin isteği doğrultusunda ifade vermesi ve muhbirlik dayatıldı. Çıkış Doktor Raporu, Yakalama ve Gözaltına Alma Yönetmeliği ve İstanbul Protokolüne aykırı olarak işkence şüphelisi polislerin huzurunda alındı ve yine hiçbir yasal dayanak olmadan tekrar emniyete götürüldü. İfade ve tutanakların bir kopyası kendisine verilmedi. Ertesi gün ‘tarih hatası’ sebebiyle tekrar emniyete çağrıldı. İfadesine ve tutanaklara ekler yapıldı, zor ve tehdit yoluyla imzalatıldı. Günlerce teknik ve fiziki takip altında tutuldu. Avukatının dosyaya ulaşması, gizlilik gerekçesiyle engellenmeye çalışıldı. Yine yasal hiçbir gerekçe olmamasına ve hukuk dışı olmasına karşın 3.kez ifadeye çağrıldı. Onur Yaser, 3. Kez ifadeye gideceğini öğrendiği 23 Haziran 2010’da kendini çırılçıplak bir halde evinin penceresinden attı. Ambulansın geç gelmesi, gittiği ilk hastaneden sevk edilmesi ve ikinci hastanede geç müdahale edilmesi sonucunda onu kaybettik. O’nu kaybettikten hemen bir gün sonra 25 Haziran 2010 tarihinde, O’nun öldüğünü bilmelerine rağmen O’nu yakalayan polisler, O’na zorla imzalattırılan sahte belgelerle bağlı oldukları Cumhuriyet Savcısına İddianame düzenlettirerek hakkında dava açılmasını sağladılar.

Bu 21 günlük süreçte Onur’un ürkekleştiğinin, suskunlaştığının, bozulmuş psikolojisinin, tedirginliğinin tanığıyız. Emniyette yaşadıklarını ise kendisinin bıraktığı, yarım kalmış bir nottan biliyoruz. Yine tanığız ki, Ailesi “Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış İşkence, Görevi Kötüye Kullanma, Cinsel Saldırı“ nedenleri ile polisler hakkında suç duyurusunda bulunduğunda sadece Emniyetin giriş çıkışı, banko önleri ve merdivenlerinde bulunan kameraların, olaydan 1,5 ay sonrasına ait görüntüleri incelendi ve savcılık tarafından takipsizlik kararı verildi. Ailesi avukatları vasıtası ile polisler hakkında verilen takipsizlik kararına itiraz etti. Mahkemenin bu itiraza vereceği cevabı bekliyoruz. Ancak ifadesinin değiştirilmesi sebebiyle iki polis memuru hakkında “Resmi Belgede Sahtecilik” suçlamasıyla dava açıldı. Davanın ikinci duruşması 22 Kasım’ da İstanbul’da görülecek. Acil tıbbi yardım ve müdahale konusunda ise Valiliğin soruşturma açmamaktaki direnme kararına, Ailesi Bölge İdare Mahkemesine avukatları aracılığı ile itiraz etti. İdari Mahkeme, Ailenin itirazını kabul ederek, soruşturma izni verilmesine hükmetti ve dosyayı adli yargıya, Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.

Bizler bütün bu yaşananlara itiraz ediyoruz. İşkencecilere, koruyucularına, adil ve şeffaf bir hukuki süreci karartanlara, bu oyunu bozacağımızı ve adalet yerini buluncaya kadar bu davaların takipçisi olacağımızı haykırıyoruz. Genç insanların hayatlarına mal olan bu kirli tiyatro karşısında susmak istemeyen herkesi 21 Kasım’ da yapacağımız basın açıklamasına ve sonrasında hep birlikte İstanbul’daki duruşmaya katılmaya davet ediyoruz.

İnsanlık onuru için,

Onur’umuz için,

Adalet için.

Dikmen vadisi halkı dayanışma nöbetine çağırıyor

Dikmen vadisi halkı dayanışma nöbetine çağırıyor

Dikmen Vadisi Halkı bugün bir basın toplantısı düzenleyerek, Ankara Büyük Şehir belediyesinin yıkım planlarını kamuoyuna açıkladı. Belediyenin Pazartesi günü mahallelerini yıkacağı bilgisini alan Vadi Halkı
Pazartesi sabah saat 9.00 da tüm dostlarını Dikmen Vadisinde dayanışma nöbetine Çağırıyor.

12.11.2011

Bizler Dikmen Vadisi halkıyız,

Bizi artık iyi tanıyor olmalısınız. Yoksuluz, emekçiyiz. Alınterimizle çalışıp hayatımızı kazanıyoruz. Erkeklerimiz garson, odacı, kapıcı, inşaat işçisi… Kadınlarımızın çoğunluğu ya kendi evinde ya da başkalarının evinde temizlikçi, ev işçisi… Çocuklarımız, gençlerimiz…

Yine bir haber aldık. Pazartesi günü evlerimizi yıkmak üzere belediyenin büyük bir saldırı planı yaptığını öğrendik. Yoksul hayatlarımızın üzerine bu haber bir karabasan gibi çöktü.

Bizler ne villa ne saray istedik. Başımızı sokacak bir ev ve insanca bir yaşamdı tek dileğimiz. İşte bunun için altı yıldır onurumuzla mücadele ettik. Evimize, mahallemize, kentimize sahip çıktık.

Bu ilk değil. Daha öncede yıkım saldırılarına maruz kaldık. 01 Şubat 2007 günü binlerce polis, zabıta; sabahın erken saatlerinde mahallemizi kuşattı, evlerimizi yıkmak için saldırdı. O gün, çocuklarımız okula, bizler işe gidemedik. O gün, bütün hayatımız ve umutlarımız, belediye dozerlerinin ve polis panzerlerinin altında ezilip yok edilmek istendi. O gün, polisin gaz bombaları, cop darbeleri ile yaralandık, gencimiz yaşlımız itilip kakıldı. O gün, evsiz kalmanın, sokağa atılmanın ne demek olduğunu anladık.

Yoksul mahallemizde yıllardır bizi unutmuş olan; bize yol, su, elektrik, toplu ulaşım, çocuk parkı, spor sahası, sağlık ocağı, okul vermeyi unutmuş olan devletin nihayet bizi hatırladığını, fark ettiğini gördük. Ancak devletin, biz yurttaşlarına zulüm ve yıkım sunduğuna tanık olduk.

Çünkü, yuva kurup yıllardır barındığımız, çocuklarımızı büyütüp onurumuzla yaşadığımız bu topraklar, şimdi “kentsel dönüşüm projesi” adıyla sermayeye peşkeş çekilmek isteniyordu. Bir avuç varlıklı kesimin yaşayacağı lüks konutların yapılıp satılması için, birilerinin cebini kasasını doldurması için bizim gecekonduların yıkılması gerekiyordu.

Felaketi fırsata çevirmek istiyorlar !

Başbakan Tayyip Erdoğan, Van depreminden sonra “kentsel dönüşümlere hız vereceklerini, bedeli ne olursa olsun kentsel dönüşümleri yapacaklarını” ilan etti. Belli ki Ankara’nın beyi mesajı almış.

Ülkemizde depremlerle yıkılan yüksek katlı binaları, aç gözlü müteahhitlerin yaptığı ve sorumsuz rantçı belediye başkanlarının yaptırdığı gerçeğini örtbas etmeye çalıştılar. Bizlerin briketten, kerpiçten yapılmış yoksul evlerimizi yıkmak için felaketi bile fırsata çevirmek istiyorlar.

Biz hep diyalog ve çözüm arayışında olduk !

Kamuoyunun bilmediği başkaca bir gerçeği de burada açıklamak istiyoruz. Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in bayramdan önce mahallemize gönderdiği heyet; uzlaşmak istediklerini, müzakere ile sorunları çözmek istediklerini söyledi. Altı yıl sonra ilk kez gerçekleşen ve bizi umutlandıran bu görüşme, karşılıklı iyi niyet temennileri ile geçmişti. Bayramdan sonra görüşmelerin devam edeceği bizzat kendileri tarafından söylendi.

Ancak, Melih Gökçek, perşembe günü yapılan belediye meclis toplantısında haftaya Dikmen Vadisi’ni yıkacağını ilan etmiştir.

Melih Gökçek’in mahallemize gönderdiği uzlaşma heyetinin ucuz bir savaş taktiği olduğu ortaya çıkmıştır. Bizimle çözüm için müzakereler yürütürken, bir yandan da yıkım için büyük bir hazırlığı sürdürdüğü anlaşılmıştır.

Halkı dinlemek, halkın ekonomik-sosyal gerçekliğini, halkın taleplerini dikkate almak yerine; yıkım ve şiddet ile sorunu çözme yöntemi, sadece basiretsiz, yağmacı, halk düşmanı siyasetçilerin yöntemi olabilir.

Halkın barınma hakkı var !

Bizler, çok şey değil, barınma hakkımızın tanınmasını, insanca yaşabileceğimiz konut hakkımızın verilmesini istiyoruz.

Gidecek hiçbir yerimiz, hayatta kalmak için bir başka çaremiz yok. Gerçekte yıkılan evler değil, yaşamlar olacak.

Evlerimizi yıkıp bizi sokağa atmak isteyen hükümet, belediye başkanı, vali gerçekte yaşamımıza son vermeye yöneliyor.

Yıkım demek, bizim için ölüm demek. Yaşamımızı savunacağız…