ahmetacaruralakbulut

ODTÜ Rektörü de terörist çıkmasın

radikal gazetesi, Cüneyt Özdemir’in yazısı

ODTÜ Rektörü’nün çıkışı anlamlı anlamlı olmasına ama yarın bir dalgada o da kendisini bulursa şaşırmamak gerekir. İzleyelim, görelim.

Geçen hafta Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü 2012 raporunu açıkladı. Türkiye en fazla tutuklu gazetecinin bulunduğu bir ülke olarak ilk sırada yer alıyor. Çin’i, Eritre’yi, hatta diktatör Esad’ın Suriye’sini bile geride bırakmış durumdayız. Bu rekor ile ne kadar övünsek az!

Ben yine de Türkiye’deki gazetecilerin şanslı olduğuna inanıyorum. Zira hâlâ tutuklu sayıları bir rapora girebiliyor. O rapor dünya çapında haber olabiliyor. Türkiye’de tutuklu gazetecilerden daha şanssız olan kim olabilir diye sorarsanız, tutuklu öğrenciler derim. Onların ne bir raporda ne de bir haberde esamisi okunuyor. Sayıları bakanlık açıklamasına göre 100 civarında, öğrenci derneklerinin açıklamalarına göre 700 öğrenci tutuklu bulunuyor. Pek çoğunun en büyük suçu bir protesto eylemine katılmak. Aralarında ‘Grup Yorum bileti sattığı’ suçlaması yöneltilen de var, basın açıklaması yaptığı için suçlanan da… Aylardır tutuklu bulunan üniversite öğrencilerinin çoğu için başka bir delil ortaya konamıyor.
Tıpkı Başbakan’ı protesto eden ODTÜ’lü öğrenciler örneğinde olduğu gibi hemen hepsi terör şubesinin operasyonları sonrasında ‘yakalanmış’. Hepsi tutuklu yargılanıyor. Bana cezaevlerinden ulaşan bazı mektuplardan anladığım kadarıyla bazı savcılar bu öğrencileri tutuklarken açıkça “Hele bir-iki ay yat, aklın başına gelsin” demekten de çekinmiyorlar.
Türkiye’de basın konusunda işlerin iyi gitmediği ortada ancak ortada olmasa da öğrenci eylemlerine, protestolarına, hareketlerine hükümetin toleransının sıfır olduğu. Bu yüzden ODTÜ Rektörü’nün çıkışı anlamlı anlamlı olmasına ama yarın bir gün bir dalgada o da kendini bulursa şaşırmamak gerekli. Zira öğrenci eylemlerine bu kadar toleranssız yaklaşan bir iktidar elbette bu eylemlerde dayak yiyen öğrencilerine öyle ya da böyle sahip çıkan bir rektöre de göz açtırmayacaktır. Tutuklu öğrencilerin durumu nasıl diğerlerine ders olsun diyeyse rektörün durumu da diğerlerine ‘ders olsun’ diye gelişecektir… İzleyelim, görelim.

İngiltere’nin ünlü gazetesi Guardian, haftalık olarak ‘weekly’ adında bir ek çıkarıyor. İşte o ekin dün yayımlanan sayısında Türkiye’deki serbest bölgeler ile ilgili bir makale de yer aldı. Türkiye’nin ekonomik gücü yerlere göklere konulmuyor. Avrupa Birliği üyelerinin Türkiye’yi dışlayarak ne kadar yanlış yaptıklarını günün birinde anlayacakları anlatılıyor. Türkiye’nin ekonomik gücünün övüldüğü bu makale, gelin görün ki Türkiye’nin demokrasisine eleştirilerle bitiyor. Bazen bazı şeyleri biz söyleyince bazıları bu eleştirilerden kurtulmak için çareyi bizleri taşa tutmakta buluyor. Canları sağ olsun… Gelin görün ki manzara biz taşlansak da başkaları tarafından net olarak görülüyor.
Londra ile Paris arasında bir kıyaslama yapacak olsam kesinlikle Parisli kadınlar Londralılardan çok daha şık. En azından babet ve ayı kulaklı bere modası Paris’e uğramamış, bakın bu net!

Geçen gün Muhteşem Yüzyıl’ın yapımcısı Timur Savcı’yı aradım. “Başbakan’ın sözlerinden sonra üzerinizde bir baskı var mı?” diye sordum. “Yok” dedi. Timur ile çok uzun zamandır tanışırız. Hatta ‘Sağır Oda’ dizisinde beraber yapımcılık yapmışlığımız da var. Timur’un Türk dizi sektöründe böylesine efsane bir isme dönüşeceği daha o zamanlar iş ahlakından ve vizyonundan belliydi. Muhteşem Yüzyıl üzerine biraz sohbet ettik. Diziden ilginç haberler verdi. Muhteşem Yüzyıl son olarak Meksika ve Kolombiya’ya satılmış. Yani bir zamanlar biz Brezilya dizileri izlerken artık Latin Amerika, Türk dizileri izlemeye başlamış, haberimiz yok. Dizinin şu ana kadar kaç ayrı ülkeye satıldığını Timur bile unutmuş durumda. İlginç olan, bazı ülkeler ilk gösterim hakkını kendileri istiyorlarmış. Yani biz dizinin Türkiye macerasını konuşup tartışadururken artık küresel bir fenomen ile karşı karşıyayız. Bravo Timur Savcı’ya, muhteşem bir başarı…
Hepinize iyi pazarlar sevgili cingöz Radikal okurları.

 

Yorum Yap!