Oğlumuzun ve kızımızın mahkemesine bekleriz.

31 Mayıs’ta Ankara’daki Hopa protestosuna katıldıkları gerekçesiyle tutuklananların aileleri de davaya çağrı kampanyası düzenliyor.

Hazırladıkları davetiyeler ile sendikalara, meslek odalarına, siyasi partilere, demokratik kitle örgütlerine, aydın, yazar ve sanatçılara ziyarete giden aileler, herkesi hak mücadelesi savunucularının yanında olmaya çağırdı. Aileler davetiyeleri bulundukları mahallelerdeki komşularından üniversitelerdeki akademisyenlere kadar çok sayıda kişiye ulaştırdı.

İronik bir biçimde düğün davetiyesine benzetilen dava davetiyesinde şu ifadeler yer alıyor:
“Hopa davasından 6 aydır tutuklu bulunan oğlumuzun ve kızımızın mahkemesine gelerek sahip çıkmanız bizi onurlandıracaktır.
Annesi ve babası…”

***

 
Tutuklu öğrenciler için saçlarını kesecekler

Hopa Davası öncesinde Ankara’da yapılacak eylemde eğitimciler, sanatçılar ve yazarlar tutuklu öğrencilere destek vermek için saçlarını kestirecek, öğrenciler tahliye olana dek adliye önünde bekleyecek.

8 Aralık saat 13.30’da Eğitim-Sen Ankara Üniversiteler Şubesi, Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü’nde bir eylem düzenleyecek. Eylemde Eğitim-Sen üyesi üniversite mensupları, 9 Aralık Hopa Davasının Duruşması’na katılacaklarını ve öğrenciler tahliye olana değin Ankara Adliyesi’nin önünde bekleyeceklerini açıklayacak.

Bianet’ten Cenk Yiğiter’en haberine göre, basın açıklamasının ardından tutuklu öğrenciler ve arkadaşları ile dayanışma içerisinde olduklarını göstermek amacıyla, öğretim elemanları ve eyleme destek olmaya gelen yazar ve sanatçılar da saçlarını kestirecek. Bu saçlar üniversite mensuplarının yazdıkları mektuplar ile birlikte bir zarfa konulacak ve öğrencilere iletilmek üzere bir gün süre ile bekletilecek.

‘AKBABA’ DA EYLEMDE
Behzat Ç. dizisinde Akbaba’yı canlandıran Berkan Şal ve Ankara Sanat Tiyatrosu oyuncuları da eyleme destek verecek, saçlarını öğrenciler için kesecekler. Ardından Eğitim-Sen’li üniversiteliler Cebeci Kampüsü’nü oda oda dolaşarak, ders ve jürileri dolayısıyla eyleme gelemeyen üniversite mensuplarından da bir tutam saç kesecek ve tüm üniversiteyi 9 Aralık günü görülecek olan Hopa Davası Duruşması’na davet edecekler.

Eğitim-Sen’li üniversite mensupları, öğrenci arkadaşlarına mektuplarını elden, doğrudan doğruya ve yüz yüze vermek istiyorlar. “Öğrencilerimizin mektup adresleri cezaevleri olmamalıydı” diyorlar. “Öğrencilere yazdığımız mektupları cezaevlerine yollamak istemiyoruz; biz öğrencilerimizi özledik, bir üç ay beş ay daha bekleyecek halimiz yok. Bizim saçlarının bir tek teline kıyamadığımız öğrencilerimizin yeri işkencehaneler, koğuşlar, tecrit hücreleri değildir; dersliklerdir, amfilerdir, kütüphanelerdir, üniversitelerdir ” diyor. Eylem çağrısının ardından gelen isimsiz bir mektup da tutuklu öğrencilere ilerilecek.

***

Hopa davası mizah dergilerinde
Son aylarda toplumsal muhalefete yönelik baskı ve tutuklamaları sıkça sayfalarına taşıyan mizah dergileri, Hopa iddianamesindeki ‘saç kestirme’ suçunu da kapaklarına taşıdı

AKP’nin özellikle seçimden sonra artırdığı baskı ve tutuklamalara son sayılarında sıkça yer veren mizah dergileri, Hopa davasını ve iddianamesini de manşetlerine taşıdı.

LeMan ve Penguen dergileri, saçları zorla kesilen Öğrenci Kolektifleri üyesi Çağdaş Ersoy’a destek olmak amacıyla saçlarını kestiren arkadaşlarının, iddianamede ‘tanınmamak için örgütlü biçimde saç kestirme’ suçlamasını bu haftaki kapaklarında yer verdi.

Ankara Muhalefeti 9 Aralık’a Çağırdı…
Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, bugün Mülkiyeliler Birliğinde bir basın toplantısı düzenleyerek 9 Aralık’ta görülecek olan Hopa Davasına katılım çağrısı yaptı.

KESK Şubeler Platformu, TMMOB İKK, DİSK Bölge Tamsilciliği, TİHV, İHD, HDK, ÖDP, TKP, Halkevi’nin katılımıyla düzenlenen basın toplantısında ortak açıklamayı KESK Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Devrim Kahraman okudu.

Açıklamada, 31 Mayıs’ta Hopa ve Ankara’da gelişen olaylar aktarılarak, AKP’nin “tek parti ve tek adam” politikası eleştirildi.

Yapılan açıklamada, “AKP, hak ve özgürlükleri için mücadele eden tüm toplum kesimlerini düşman ilan ederek özel yetkili mahkemeler ve Terörle Mücadele Kanunu aracılığıyla insanları hukuksuz biçimde gözaltına alarak, tutuklamaktadır” denildir.

Açıklama,  tüm vicdan sahiplerini 9 AralıkCuma günü saat:09.00’da Ankara Adliyesi önünde Hopa davasına sahip çıkma çağrısı ile sonlandı.

Ortak Açıklamanın ardından Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol, TİHV Genel Sekreteri Metin Bakkalcı, ÖDP Ankara İl Başkanı Cevat Özdemir ve TKP temsilcisi Metin Uçak duruşmaya çağrı konuşmaları yaptı.

***

Gençlik Muhalefeti 9 Aralık’a Çağırıyor

9 Aralık’ta Ankara’da gerçekleşecek olan Hopa Davası için Gençlik Muhalefeti ülke çapında ‘Büyük Gözaltı Düzenine Karşı Özgürlük İstiyoruz’ kampanyası başlattı.

Bu çalışma kapsamında üniversitelerde Özgürlük Günleri gerçekleştiren Muhalefet aynı zamanda eylem ve ferman yazma çalışmaları gerçekleştiriyor.

Gençlik Muhalefeti, üniversitelere açtığı stantlarla metrelerce uzunluğunda mektuplar yazıyor. Bu mektuplar 9 Aralık’ta Ankara’da Adliye önünde yapılacak olan eyleme taşınarak, alanda açılacak.

Trakya Üniversitesi’nde ilk ferman yazma eylemi gerçekleştirildi. Üniversiteye kurulan standa yüzlerce öğrenci duygu ve düşüncelerini yazdı. Ferman, 3 Aralık’ta gerçekleşen özgürlük yürüyüşlerinde taşındı.

Gençlik Muhalefeti, “Büyük Gözaltı Düzenine Karşı Özgürlük İstiyoruz” diyerek tüm üniversitelerde dayanışma kartları yazdırarak Sincan F tipi Cazeevine gönderiyor, ayrıca metrelerce uzunluktaki mektuplara öğrencilerin cümlelerini doldurarak 9 Aralık’ta Ankara’ya getirmeye hazırlanıyor.

***

31 Mayıs’ta Ne Olmuştu? İddianame’de Neler Var?
9 Aralık’da Ankara’da Hopa tutuklularının ilk davası görülecek. 22 kişi 6 aya yakın zamandır Ankara Sincan F Tipi cezaevinde tutuklu bulunuyor. Bütün bu operasyonlar ve tutuklamaların nedenini anlatan iddianame ise ‘hooppa bu mu yani’ dedirten cinsten. Bir kitap külliyatından ibaret iddianemede, kitaplara ve bayrak sopasına dayanılarak ‘silahlı terör örgütü üyeliği’ iddiasında bulunuluyor.

Davada yargılanan  isimler şöyle: Ozan Sürer, Ömür Çağdaş Ersoy, Ozan Gündoğdu, Kadir Aydoğan, Başak Eylül Şan, Pelin Bayram, Tayfun Yıldırım, Uğur Uzunpınar, Mehmet Cem Çıplak, Uğur Tuna, Hikmet Tanıl, Göksel Ilgın, Sevgi Sönmez, Soner Torlak, Ferat Konukçu, Can Kaya, Çağrı Yılmaz, Can Türkyılmaz, Hazal Kangal, Nuri Özçelik, Özge Aydın, Demet Yılan, Mahir Mansuroğlu, Zafer Algül, Hamza Doruk Yıldırım, Özgür Atmaca, Cüneyt Çakır ve Eda Dişkaya.


31 Mayıs’ta Ne Olmuştu?

31 Mayıs 2011’de Tayyip Erdoğan seçim mitingi için her zamanki gibi Artvin merkezi değil bu kez Hopa’yı seçmişti. Hopa halkı, mitingin yapılacağı yerle arasından ‘duble yol’ geçen bir mesafede HES’leri ve çaydaki sömürüyü protesto etmek için toplanmış ve binalara pankartlarını asmıştı. Ancak polis buna imkan vermeyerek halkı dağıtmak için cop ve biber gazı kullandı. Bütün Hopa’yı kaplayan gaz bulutu içinde emekli öğretmen, devrimci Metin Lokumcu kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Hopa’ya dönük saldırıların ardından Tayyip Erdoğan Trabzon’da aynı gün yaptığı mitingte Hopa halkını ‘eşkıyalar’ diyerek hedef gösterdi.

Halka yapılan saldırının ve Metin Lokumcu’nun öldürülmesini protesto etmek için 31 Mayıs’ta emek ve meslek örgütlerin, siyasi partilerin çağrısıyla sokağa çıkıldı. Ankara’daki yürüyüş Sakarya Caddesi’nden başlayarak AKP İl Binası önüne kadar sürdü. AKP’nin önüne kurulan polis barikatı ve yüzlerce polis kitlenin üzerine Hopa’dakine benzer şekilde gaz ve coplarla saldırdı. Polisin saldırıları sonucunda eylemin dağılmasının ardından, polisin saldırıları sürdü. ÖDP Ankara İl Örgütü’nün binası polis tarafından basıldı, kapısı kırılarak, içeriye girilmek istendi. Polis sokakta sürek avına çıkarak 79 kişiyi göz altına aldı.

4 günlük göz altı süreleri, Terörle Mücadele sorgulamaları ile başlayan operasyonda 5 kişi tutuklandı.

Ankara Eylemi Sonrası Neler Oldu?
· Hopa Kaymakamı Abdullah Aktaş, olaylar sırasında hayatını kaybeden Metin Lokumcu’nun olaylara karışmadığını söyledi. Lokumcu’nun polis tarafından tekmelendiği iddialarının gerçek olmadığını öne süren Kaymakam Aktaş, tesadüfen olay yerinden geçtiğini ve olanlardan etkilenip kalp krizi geçirdiğini söyledi.
·Hopa’da Tayyip Erdoğan’ın gelişini protesto eden emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun öldürülmesine tepki gösteren Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri’ne polis saldırdı. Kızılay’ın dört bir yanında süren çatışmalar sonucunda 52 kişi gözaltına alındı, onlarca kişi yaralandı. Gözaltına alınanlar Kızılay’da polis otobüslerinde işkenceye maruz kaldılar. Gözaltına alınanların avukatları Güvenlik Şube Müdürlüğü’nden sorumlu Ankara Emniyet Müdür yardımcısı Kenan Kabak tarafından küfürlere ve saldırılara uğradı, ardı sıra yine Kenan Kabak’ın emri ile çevik kuvvet polisleri tarafından darp edildiler.

· Maltepe yönünde süren çatışmalar esnasında pek çok kişi yoğun gazdan etkilenmemek amacıyla GMK Bulvarı üzerinde bulunan ÖDP Ankara İl binasına girdi. Protestocuların binaya girmesi üzerine sivil giyimli yaklaşık 70 kişi ile çevik kuvvet binayı taşladı. Binada büyük hasar meydana geldi.

· Meydan ortasında atılan dayağa ve işkenceye, olayı izleyen yüzlerce kişi yuhalayarak     tepki     gösterdi. “Meydan ortasında işkence var” ve “Otobüsler dayaktan sallanıyor”     bağrışmaları ile yükselen tepkiler üzerine bir emniyet görevlisi “Tepki gösteren,     yuhalayan ne kadar şerefsiz     varsa alın” talimatı verince çevik kuvvet, coplarla ve     tekmelerle yüzlerce kişiye saldırdı. Bu     esnada sivil giyimli bir kişinin “Herkesin     gözünün önünde linç edin” demesi ve ardından     gözaltına alınan insanların onlarca     polis tarafından dövülmesi de dikkat çekti. Gözaltı     otobüslerinin etrafını boşaltan     polisler, basın emekçilerinin görüntü almasını da engellemeye     çalıştı. Hastanelerde     de gözaltı işlemi uygulanan yaralıların yanına giden 3 avukat, baro üyesi     olduklarını     söylemelerine rağmen darp     edildi ve elleri arkadan plastik kelepçeyle bağlanarak     gözaltına alındı. Avukatlar elleri kelepçeli halde saatlerce otobüste bekletildiler, buna     itiraz     edenler hakaret ve fiziksel saldırıya uğradı. Ayrıca olayları görüntüleyen     BirGün Ankara muhabiri polisler tarafından darp edildi.

· Başbakan Konya mitinginde, Ankara’daki protestoda polis tarafından kalça kemiği kırılan Dilşat Aktaş için “Bu sabah bakıyorum bir televizyon kanalında Ankara’da bir polis panzerine tırmanan bir tane kız mıdır, kadın mıdır bilemem. Ve oradan, panzer yetmiyormuş, oradan hızını alamıyor, kalkanla yerinde duran polisimize elindeki sopayla saldırıyor, vuruyor, polis yerinde sabrediyor.” dedi.

· Hopa olaylarının ardından Ankara’da gözaltına alınan sendika üyelerine yardımcı olmak için gittiği Ankara Emniyet Müdürlüğü önündeki arbede sırasında polisin başına vurduğu KESK’e bağlı Büro Emekçileri Sendikası (BES) Genel Başkanı Osman Biçer’e yüzde 78 işitme kaybı tanısı konuldu. Biçer’in tedavisinin zaman alacağı, tamamen iyileşemeyebileceği de belirtiliyor.

· Büro Emekçileri Sendikası (BES) Ankara Adliyesi’nde işyeri temsilciliği görevini yürüten Fatma Ekin NARİN ve Turgay AKÇAY hakkında; Ankara’da yapılan kitlesel basın açıklamasına katıldıkları gerekçesiyle idari soruşturma açıldı. Soruşturma sonucunda, Ankara Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığının talebi üzerine, Adalet Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu tarafından “…bir daha atanmamak üzere, devlet memurluğundan çıkartılma cezasıyla” cezalandırılmak üzere son savunmalarının alınmasına karar verildi.

· Artvin Emniyet Müdürü Hüsrev Salmaner, 8 Ağustos’ta yaptığı açıklamada Hopa İlçesi’ne 50 kişilik Çevik Kuvvet Grup Amirliği kurulacağını söyledi. Yer arayışında olduklarını ifade eden Salmaner, “Polis amir ve memurlarının görevlendirme yazıları yazıldı. Yer temininden sonra, 50 personelin görev yapacağı Çevik Kuvvet Grup Amirliği görevine başlayacak. 1 de Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı (TOMA) bulunacak” dedi.

İmamın Ordusu Seçim Zaferini Kutladı

Operasyonların ikinci evresi ise 12 Haziran seçimlerin hemen ardından evlere yapılan baskınlarla başladı. Ankara’da günlerce listelerle ev baskınları yapıldı, Amerikanvari operasyonlarla insanlarda sokaklardan göz altına alındı. Evlerden kitaplar, bilgisayarlar toplandı. 2 gün süren göz altının ardından göz altına alınan 18 kişiden 15’i tutuklandı. Bu operasyonlar sırasında ÖDP Parti Meclisi üyesi Ozan Sürer’de göz altına alınarak, tutuklandı.

6 Aylık Tutukluluk Cezası
Operasyon ve yargılama da dahil doğrudan polis müdahalesi ile gerçekleştirilen bu süreç sonucunda  gerçekleşen tutuklamaların kendisi de bir göz dağı ve cezalandırma olarak gerçekleşti. 6 ay boyunca defelarca itirazlar edilmesine rağmen bu itirazlar incelemeye dahi gerek duyulmadan ‘copy paste rutin metinlerle’ reddedildi.

Yoktan terör örgütü yaratıldı
Tutuklananların üyesi oldukları yasal kitle örgütleri, siyasi partilerin yapısı hiçe sayıldı ve tutuklular THKP-C gibi olmayan bir örgütün üyeleri kabul edildi. Lokumcu’nun hayatını kaybettiği eylem esnasında ve sonrasında Hopa’da gözaltına alınıp ardından tutuklananlar hakkında Terörle Mücadele Kanunu’na dayandırılarak oluşturulan suç davadan düşürülürken onlara Ankara’da destek verenlerin TMK kapsamına sokulması davadaki bir diğer önemli hukuksuzluk olarak dikkat çekti.

Kitaplı Terör Örgütü Üyesi
Operasyon yöntemine, medyada kopartılan fırtanaya ve 6 aya varan tutuklama süresine bakınca ‘ciddi delil ve iddialar’ beklenebilir. Ancak iddianamenin büyük bir bölümü evden toplanan kitapların mahiyetini anlatmaktan ibaret.

SOL Yayınları Halen Yasaklı
Ev baskınlarında polisin ilk hedefi her zamanki gibi ‘SOL Yayınları’na ait kitaplar. Raflarda ne kadar SOL yayını kitabı varsa toplanmış. Bununla da sınırlı değil elbette ‘kelimelere koşullanmış polisler’ üzerinde Marks ve Lenin gördükleri kitapları da topluyor. Ve elbet Deniz Gezmiş’e, Mahir Çayan’a, İbrahim Kaypakkaya’ya ait kitap, fotoğraf ne varsa alınıyor.

İddianeme’nin büyük bölümü de bu kitapların mahiyetini anlatmakla doldurulmuş. Suçun ne olduğuna dair en küçük bir belirti olmadan kitabın devrimden, sosyalizmden söz etmesi suç unsuru olmasına yetmiş. Oğuzhan Müftüoğlu’nun Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan ‘Bitmeyen Yolculuk’ kitabı da ‘silahlı terör örgütüne üye olmanın’ kanıtlarından birisi olarak dosyada yerini almış. İddianamede kitap, ‘çocukluğundan başlayarak, FKF, Dev-Genç’i’ anlatıyor diye sunulmuş. Anlaşılan ‘çocukluğun anlatılması da’ suç unsuru sayılıyor. Mahir Çayan’ın, Ulaş Bardakçı’nın, Deniz Gezmiş’in neredeyse her yerde asıl olan fotoğrafların evlerde asılı bulunması ise suç!

İddinamede ayrıca bu kitapların kimilerine ilişkin yasaklama tarih ve karar sayısı da var. O kadar da boş değil yani! Mesela, Lenin’in Gençlik Üzerine kitabı için 1975/65, Mahir Çayan’ın Toplu Yazıları için ise 1979/34.

Ağır Suç Delilleri
‘Silahlı terör örgütü’ üyesi olmakla suçlananlara ilişkin kitaplar dışında nasıl suç delilleri var? İddianemeden aktaralım, ‘150 cm uzunluğunda, 2 cm kalınlığında sert plastik sopa’, ’90*90 çapta kareli puşi’, ‘4 adet 60 cm tahta sopa’, ‘üzerinde TTB yazan şemsiye’, ‘sopasız flama’…. Yani, kitaplar,  ‘sert’ plastik sopa, puşi, şemsiye ve sopa ile ‘silahlı terör örgütünden’ ve onun ‘eyleminden’ söz ediliyor.

Mahkeme tarafından kabul edilen Savcılık iddianamesi bu. 12 Eylül faşist darbesinin ardından geçen işkence süreçleri mahkemede delil oluşturmak için gerçekleştiriyordu. Askeri yargı da göstermelik de olsa, işkenceye de dayansa bir delile dayanarak ceza kesiyordu. Bugün ise Özel Yetkili Mahkemeler eliyle 12 Eylül yargılamalarını dahi aracak bir süreç işletilerek, hiçbir delile dayandırılmadan ‘terör örgütü’ kuruluveriliyor!

***

Hopa Olayları Sonrasında Yandaş Medya ve İktidar Neler Söyledi?

Hopa’da yaşanan olaylar sonrasında yandaş medya ve iktidar temsilcileri eylemcilere karşı tam bir cadı avı yürüttü. Yapılan açıklamalar ve üretilen haberler adeta polis fezlekesi ve savcılık iddianamesine dönüştü.

Hopa olayları sonrası toplumsal muhalefet dinamiklerine dönük yürütülen karşı propaganda çalışmaları ve Ankara eylemi sonrası yaşanan somut hukuk dışı gerçekleri bu belgelerde bulabilirsiniz.

·    Zaman Gazetesi, Hopa’da, Başbakanı protesto ederken bir kişinin polis saldırısı sonucu öldüğü olayları “Hopa’da Başbakan’ın konvoyuna taşlı saldırı” başlığıyla verdi. Olayların çıktığı gün bir kişinin öldüğü haberini “sansürleyen” Zaman gazetesinin, ertesi gün bu bilgiyi habere eklediği görüldü. Gazetenin haberinde Başbakan’ın “Hopa’ya eşkıyalar inmiş” ifadelerini öne çıkardığı görüldü. Zaman Gazetesi haberde şu ifadeleri kullandı:

“Polis ekipleri, panzerlerle su sıkarak izinsiz gösteri yapan grubu dağıtmaya çalıştı. (…) Dağılan grup, bir süre sonra ara sokaklardan tekrar miting alanı yakınına gelerek çevrede bulunan AK Parti’ye ait araçlar ile diğer araçlara taş atarak zarar verdi. (…) Olaylar, miting sonrasında da devam etti. Bu kez hedef Başbakan’ın konvoyuydu. Başbakan Erdoğan ve ekibi, Trabzon’a gitmek üzere helikopterin bulunduğu liman sahasına hareket etti. Bu sırada protestocu bir grup, konvoyda bulunan araçları taşladı.”

·    Yine Zaman gazetesinde olayda ölen Metin Lokumcu’ya ilişkin kara propaganda yapıldı. Gazetede şu sözlere yer verildi: “Artvin’in Hopa İlçesi’nde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı AK Parti mitingi öncesi ve sonrası çıkan olaylar sırasında kalp krizi sonucu hayatını kaybeden emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun olayları yatıştırmak yerine polise taş attığı görüntülere yansıdı. Olaylar sırasında çekilen görüntülerde Lokumcu’nun polisle tartıştığı gözleniyor. Lokumcu’nun olayları yatıştırdığı yönündeki iddiaların aksine olaylar sırasında Lokumcu’nun sürekli güvenlik güçleriyle tartıştığı, zaman zaman taş attığı gözleniyor.”

·    Sabah gazetesi de polis saldırılarını meşrulaştırmak için benzer bir yol izledi ve “AK Parti Hopa mitingi öncesinde ilçede çıkan olaylar sırasında hayatını kaybeden emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun olaylarda taş atması ve göstericilere tepki gösteren vatandaşları itmesi kameralar tarafından kaydedildi. Görüntülerde, öğretmenlikten emekli olduktan sonra memleketi Kemalpaşa beldesine yerleştiği öğrenilen Metin Lokumcu’nun polisin göstericilere müdahalesi sırasında taş atması ve göstericilere tepki gösteren bazı vatandaşları itmesi yer alıyor.” dedi.

·    Habervaktim.com adlı internet sitesinde Metin Lokumcu’nun ölümüyle ilgili çarpıtmalar yer aldı. Site, “Hopa’daki eylemlerde Metin Lokumcu isimli emekli öğretmen kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmişti. (…) Ancak gerçek farklı çıktı. Hayatını kaybeden Lokumcu’nun kalabalığı yatıştırmayı bırakın, polise ve Başbakan’ın konvoyuna taş fırlattığı görüntülü olarak ortaya çıktı. Üstelik Lokumcu kalabalık nispeten sakin dururken herkesin içinde en önce taş attığı görülüyor.” ifadelerini kullandı.

·    Yeni Şafak Gazetesinde olaya ilişkin “AK Parti’nin Artvin’in Hopa’da düzenlediği miting öncesi ve sonrası kışkırtıcılar işbaşı yaptı.” denildi.

·    Hopa haberinde emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun ölümünden tek satırda bahsetmeyen yandaş gazetelerden biri de Star gazetesiydi. Star bir sonraki gün de Milliyetçi ve Muhafazakar Parti (MMP) Genel Başkanı Ahmet Reyiz Yılmaz’ın “Hopa’da BDP-CHP koalisyonunu gördük” ifadesini sürmanşete taşıdı.

·    Radikal Gazetesi’nin olaylarla ilgili haberine “Hopa’da Erdoğan gerginliği” başlıığı atması dikkat çekti. Gazeteci İsmail Saymaz’ın haberinde Hopa’dan görüşlere yer verilirken, manşette “emekli öğretmen öldü, Başbakan’ın konvoyu taşlandı, koruma polisi otobüsten düştü” ifadelerinin kullanması dikkat çekti.

·    Hürriyet Gazetesi de haberinde AKP’yi üzmeyecek, dikkatli bir dil kullanarak, olaylardaki polis vahşetini görmezden geldi. Gazete bir kişinin polis saldırı sonucu hayatını kaybettiği olayları “konvoya taşlı saldırı” başlığı ile verdi. Gazetenin emekli öğretmenin polis tarafından öldürülmesini “bir iddiaya göre” diyerek vermesi, buna karşılık koruma polisinin yaralanmasına ilişkin ayrı bir haber yapması dikkat çekti.

·    Habertürk Gazetesi’nin olaylarla ilgili haberindeki hükümet yanlısı dil dikkat çekti. “AKP seçim konvoyuna taşlı sopalı saldırı” başlığı ile verilen haberde, olay sanki bir grubun taşkınlığı gibi gösterilmeye çalışarak, protestolara Hopa halkının büyük bir katılım göstermesi göz ardı edildi. Haberde şu ifadeler kullanıldı:
“(…) polis ekipleri, panzerlerle su sıkarak izinsiz gösteri yapan grubu dağıtmaya çalıştı. Bunun üzerine grup üyeleri, polislere taş ve çeşitli eşyalar atmaya başladı. Gruba biber gazı sıkılarak müdahale edildi.
Dağılan grup, bir süre sonra ara sokaklardan tekrar miting alanı yakınına gelerek çevrede bulunan AK Parti’ye ait araçlar ile diğer araçlara taş atarak zarar verdi.
(…) Miting bittikten sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın konvoyuna taşlı saldırı gerçekleştirildi.
Başbakan Erdoğan, AK Parti mitinginin ardından AK Parti seçim otobüsü ile helikopter pistinin bulunduğu bölgeye hareket etti. Bu esnada, seyir halinde olan konvoya bazı kişiler tarafından taş atıldı. Güvenlik güçleri olayları önlemek için havaya uyarı ateşi açarken, Başbakanlık Koruma Müdürlüğüne mensup bir polis memuru yaralandı. Koruma polisi ağır yaralandı ve hastaneye kaldırıldı.”

AKP İKTİDARI POLİS TERÖRÜNE SAHİP ÇIKTI, PEKİŞTİRDİ
·    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Ben Hopa’ya eşkıyaların indiğini bilmiyordum. Meğerse eşkıya Hopa’ya da inmiş. Eli taşlı eşkıyalar oraya da inmiş. Ve ne yazık ki taşlarla araçlarımıza saldırdılar. Tek yol sokak diyor, tek yol devrim diyor. Altındaki imza ’halkevleri’ diyor.”
·    Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Fotoğrafta, polis göstericilere müdahale ederken jandarma bir köşede duruyor. Bu soru işaretidir. ‘Peki neden jandarma hareketsiz kaldı?’ diye sormak gerekir. Eminim oradaki en yüksek mülki amir olan kaymakam bir açıklama yapacaktır. Ama polis bir çaba içindeyken askerlerin hareketsiz kalması, açıklamaya muhtaç bir durum.” şeklinde konuştu. Ayrıca, “Bunlar organize olaylar. Tahmin ediyorum ki seçime kadar da sürecek.” diyerek polis saldırganlığına sahip çıktı.
·    Sorunu güvenlik çerçevesinde ele alan ve Lokumcu cinayetini görmezden gelen Devlet Bakanı Hayati Yazıcı da Erdoğan’ın Hopa mitingi öncesi ve sonrasında çıkan olaylarda ciddi güvenlik zafiyetinin bulunduğunu söyledi. Yazıcı, gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu konuyu İçişleri Bakanlığı müfettişleri inceleyecektir. Güvenlik güçlerimizin bu tür durumlarda, olayları gerçekleştirenlere göz açtırmamaları gerekmektedir.” diyerek polisi cesaretlendirdi, muhalefete tehdit yöneltti. Yazıcı olaylardan bir gün sonra da “Başbakanın içinde olduğu otobüse taş atılıyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bana göre bunu görmeyen göz kördür. Bunu anlamayan kalp sakattır. Öyle bir şey olamaz. Bu konularda Türkiye’nin taviz vermemesi lazım.” diyerek yaşanacak ev baskını, gözaltı, tutuklamaların adeta önceden haberdar ediyordu.
·    Olayların ardından yayınlanan MİT Raporu da Başbakan’ın Hopa’yı seçmesindeki provokasyonu ve davayı terör kapsamına sokmak konusunda önceden yapılan fikri hazırlığı gösteriyor. Rapora göre, Hopa olayları öncesi Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), üç ayrı gizli yazıyla sol örgütlere destek veren kişilerin, Başbakan’a eylem planladığını duyurdu. İstihbarata rağmen olayların yaşanması üzerine İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in soruşturma izni verdiği öğrenildi. Müfettişlerin hazırlayıp İçişleri Bakanı’na sunduğu raporda, Hopa MİT Müdürlüğü’nce, Trabzon Bölge Başkanlığı’na ve Artvin Valiliği’ne üç ayrı yazı gönderildiği yer aldı. MİT’in ‘çok gizli’ istihbarat raporlarında, sol örgütlerin Hopa’daki faaliyetlerine dikkat çekildi. Başbakan Erdoğan’ın Hopa’dan geçişi sırasında sol örgütlere yardımcı kitlelerin eylem planladıkları uyarısında bulunuldu. Eylemlere karşı gerekli tedbirlerin alınması da istenerek davaların alt yapısı hazırlandı.

·    Başbakan ile gazeteci Ruşen Çakır arasında seçim öncesi NTV’de düzenlenen programda Metin Lokumcu’nun ölümü ile ilgili şöyle bir diyalog geçti:

Ruşen Çakır: Ben… Üzerimde bir şey var… Onu söylemeden, sormadan, soru değil aslında… Ben Hopalıyım biliyorsunuzdur. Hayatını kaybeden Metin Lokumcu da benim akrabam. Ben Diyarbakır’dayken bu olay oldu ve çok üzüldük. Her anlamda, bütün akrabalarım da, tanıdıklarım da… Sonuçta gerçekten iyi bir insan, talihsiz bir şekilde öldü. Sizin memleketinizde yıllarca öğretmenlik yapmış birisidir. Ve sizin ilk günkü tepkinizi gerçekten yadırgadık. Ben ve ailem, akrabalarım yadırgadı. Aradan geçen zaman içinde bu konuyu herhalde düşünmüşsünüzdür. Diyeceğiniz bir şey var mı?

Recep Tayyip Erdoğan: Ben öncelikle tabii, sizin akrabanız olması sebebiyle başınız sağolsun diyeyim. Ama size bazı resimleri inşallah arkadaşlarım ulaştırsınlar bir de ses kasetlerini ulaştırsınlar. O ses kasetlerini dinlediğiniz zaman bir de o resimleri gördüğünüz zaman acaba emekli bir öğretmene bunlar yakışır mı diye herhalde siz de akrabanız da olsa, hakkı teslim etmeniz gerekir diye düşüyorum.

Ruşen Çakır: Ama öldü efendim…

Recep Tayyip Erdoğan: Bilmem.



(bianet-muhalefet.org-sendika.org)

 

Yorum Yap!