Boğaziçi için işgal vakti ! madem buralar bizim yerleşkemiz, biz de artık yerleşelim

Boğaziçi için işgal vakti !
Boğaziçi under occupation !
Call text in English below Turkish.

Hem hep birlikte hatırlayalım diye hem de ortak bir hafızaya katkıda bulunmak amacıyla (en nihayetinde 148 yıllık üniversitemiz var!) Starbucks’ın açılmasıyla hız kazanan ticarileştirme ve nezihleştirme sürecine bir göz atalım istedik. Bilenleriniz bilmeyenleriniz; zamanında bu okulda öğrenci kantini diyebileceğimiz bir yerler vardı. Sahiplenebildiğimiz, paramız olsun ya da olmasın oturup karnımızı doyurabildiğimiz, iki muhabbetin belini kırıp neşelendiğimiz, kısaca ‘bizim’ diyebildiğimiz öğrenci dostu bir mekan (hem de Güney Kampüste).

Üniversitelerin ticarileştirilmesi ve nezihleştirilmesi dediğimiz süreç kulağa çok soyut gelebilir ama aslında bizim hikayemizle birebir keşisiyor. 2008’de Orta Kantin’in kapatılması, kulüplerin okulun en merkezi yerinden alınıp şu an çoğumuzun yerini bile bilmediği GYM’e taşınmaya çalışılması, teknoparkın başbakanlı ve polisli açılışı gibi yakın zamanda gerçekleşen pek çok olay kampüsün bu tarz bir dönüştürülme sürecine tabi tutulduğunu açık ediyor. Kulüp odalarının taşınmasına karşı yapılan kitlesel eylemle bugün hala kulüpler eski yerlerinde duruyorsa da özellikle güney kampüste yoğunlaşan bu soylulaştırılma ve ticarileştirilme süreci hız kesmeden devam ediyor.

Akbank, Garanti, Finansbank, Vodafone ve kahveye doymayan kampüsümüzde İlly, Robert’s Coffee, Dunkin’ Donuts ve son olarak da Starbucks.Okulun küresel şirketlere açılmasıyla birlikte kampüs çokuluslu firmaların ticari faaliyetlerini yürütebildiği bir pazar haline geldi. Okulumuzda ders veren CEO’lardan tutun, şirketine tazecik eleman seçen patronlara kadar herkese yer var, bir bize yer kalmadı. Ne ucuz yemek, ne muhabbet edilebilecek bir alan, ne de siz ne istiyorsunuz diye soran var.

Bir sorsalar anlatacaktık velhasıl madem onların sormaya niyetleri yok biz anlatalım istedik. Öğrenci ‘yerleşke’mizde yerleşmek niyetindeyiz. Ucuza ve sağlıklı yemek yemek mesela. Bizim olan alanlarda tüketim zorunluluğu olmaksızın var olabilmek; kampüs içinde bedava ulaşım sağlayabilmek, öğrenciliğimizi ‘kanıtlayan’ belgelerimize ücretsiz sahip olabilmek gibi çok temel isteklerimiz var.Bu sebeple Starbucks’ı ‘mesken’ tuttuk ve kendimize ait alanları geri alabilmek adına bir adım attık. Devamını da getirelim diyoruz, salı günü saat 14’te kütüphane önünde toplandıktan sonra, önce rektörlüğe yürüyoruz sonra çayımızı, pastamızı, böreğimizi kapıp (daha neler var neler!) Starbucks’a şenliğe gidiyoruz.

Eee madem buralar bizim ‘yerleşkemiz’, biz de artık yerleşelim.

—–

We would like to take a closer look at the process of commercialization and gentrification our campus is undergoing that has gathered pace with the recent opening of a Starbucks, both to remember for ourselves and to make a contribution to Boğaziçi’s collective memory (after all, we have a 148-year-old university). You may not know it, but once there was a student canteen at this school, on the South Campus. It was a place where we could feed ourselves whether we had money or not, in which we could cheer each other up with conversation. It was a student-friendly space that we could call our own.

Although the phrase “process of commercialization and gentrification” sounds abstract, it is a reality that intersects with our story. The ongoing transformation of our campus can be seen in many recent incidents, such as the closure of Orta Kantin in 2008, the attempt to move the student clubs from the center of the university to GYM — which most of us can’t even find – and the opening of Teknopark with the participation of the prime minister and (naturally) the cops. Although the clubs were kept at their original location thanks to mass demonstrations against the proposed relocation, the gentrification and commercialization of the campus continue apace.

First Akbank, Garanti, Finansbank, Vodafone, İlly Coffee, Robert’s Coffee, and Dunkin’ Donuts … and now finally Starbucks is on our campus! With the introduction of these global firms, the university has become a market for the commercial activities of multinational corporations. There is enough space for everyone but us: From the CEOs who teach in our school to the employers that scout young employees for their companies. There is no affordable food, no place for having a real conversation, and nobody asks what we want.

We could tell them if they asked us. But, because they have no intention of asking, we must make ourselves heard. We have decided to reclaim our campus. We have simple demands such as cheap and healthy food and the freedom to be somewhere without being obligated to consume. We want free transportation within the campus and we don’t want to have to pay for a certificate to prove we are students. For these reasons, we recently chose to settle in at Starbucks and take a step toward reclaiming what we once had. Now we would like to move forward: On Tuesday, December 6, we will gather in front of the library at 2 p.m. and walk to the Rectorate. After that, we will have a party at Starbucks with our own tea, cake, and börek.

If this is “our” campus, let’s make ourselves at home.

Yorum Yap!