Van İzlenimleri

Ozan Ağbaş

Van’a 29 ekim cumartesi günü ulaştım ve 3 nisan perşembe günü kentten ayrıldım. Orada bulunduğum sürenin çoğunluğunu Van’ın 100 km kadar kuzeyinde bulunan ve hem rakamsal veriler anlamında hem de gözle görülür bir biçimde depremden daha fazla etkilenen Erciş’te geçirdim. Bireysel ilişkiler aracılığıyla Erciş’te TMMOB destekli, bir kısmı farklı şehirlerden gelen bir kısmı da Erçiş’te yaşayan 15-20 kişilik bağımsız bir grup ile hareket ettim. Grubun çoğunluğunu oraya bireysel şekilde gelmiş öğrenciler oluşturmaktaydı fakat aramızdan iki arkadaşın TMMOB ile iletişimi sayesinde bize doğrudan yardım kamyonları gelmekteydi ve bunları boşalttığımız bir depo vardı. Dağıtımı ise kendi kiraladığımız arabalar ve oradaki tanıdık insanların bireysel araçlarıyla yapıyorduk. Bu arada dağıtım için araç bulmak hem Erciş’te hem de Van merkezde oldukça zordu çünkü çok fazla araç hasar görmüş ve  insanlar evlerden kaçış için öncelikle araçlarını tercih ediyorlardı. Ayrıca bölgedeki tüm kurumlar alarm durumunda oldukların tüm araçlar kullanılıyor durumdaydı.

 

Erciş’te yardım dağıtımları bizim gibi küçük sivil gruplar ve örgütler tarafından yapıldığı gibi ana yardım odakları valilik ve askeriyenin ortak çalışması ile doğrudan devlet eliyle ve belediye (erciş’te son genel seçimde BDP ile AKP arasında sadece %4 gibi bir fark olsa da; belediye seçimlerinde uzun zamandır ANAP-AKP çizgisinde adaylar kazanmakta, şu anda da AKP’li bir belediye başkanı bulunmakta) ve Kızılay Vakfı ortaklığıyla sivil toplum destekli olarak ortaya çıkmakta. Ayrıca özellikle Diyarbakır, Van, Bitlis belediyeleri ve bu bölgelerden gelmiş çeşitli sivil toplum kuruluşları da oldukça aktif bir şekilde hem yardım dağıtımında hem de yiyecek-içecek gibi günlük ihtiyaçların karşılanmasında yer alıyordu. Tabi her ne kadar bu saydığım kurum ve gruplar burada kalabalık ve güçlü bir etki yaratsa da; dağıtım ve yardımların insanlara ulaşması bakımından bu etkiyi görmek çok da mümkün değil. Valilik ve ordu ilçeye gelen tüm yardımlara ilk elden ulaşan ve denetleyen kurum olarak ciddi bir biçimde yönlendirici olduğunu da söyleyebiliriz. Gelen kamyonları, şöförler yahut araçtaki yetkili kişililer, özellikle ve ısrarla(!) gidecekleri adresi belirtmedikleri sürece başta deprem sebebiyle valiliğin deposuna dönüştürülmüş Şeker Fabrikası olmak üzere çeşitli valilik depolarına yönlendiriyorlar. Bu sebeple gönderildiği yerden bilinçli bir şekilde yönlendirilmeyen tüm yardımlar bu depolara gidiyor ve birçok depo tamamıyla dolmuş durumda. Hatta yeni gelen yardımlar artık araçlarda bekletilmekte. Bu anlamda şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; ilçeye gelen yardımlar başta kuru gıda gibi kimi kalemlerde henüz yeterli olmasa da bir çok diğer kalemde ihtiyacı rahatlıkla karşılayabilmektedir. Fakat sorun yaşanan asıl kısım tahmin etmesi de zor olmadığı gibi dağıtımda yaşanmaktadır.

 

Depolara gelen yardımlar çoğunlukla gelip isim yazdırıp bekleme yoluyla doğrudan depolardan ya da belediye ve kızılay’ın belirlediği adreslerde yapılıyor. Tabi gelen yardımların hızlı bir şekilde bölgeye ulaşması bu aşamada hem bürokratik hem de politik engellere takılıyor. Bu noktada hem orada bulunduğum süre boyunca gezdiğim mahalle ve köylerdeki gözlemlerime hem de Şeker Fabrikasının deposunda doğrudan yaşadığım bir olaya dayanarak böyle konuştuğumu belirtmeliyim. Depodaki olay ise şöyleydi; biz orada bir gündür beklemekte olan ekmek dolu bir kamyoneti çıkarıp dağıtalım diye gerekli görüşmeleri yaparken gelip ne yüklediğini önemsemeksizin ilk yanaştığı yerden önüne gelen paketi kamyona dolduran ve hızla yükleyip gitmeye hazırlanan bir şöföre nasıl böyle hızlıca halledip gidebildiklerini sorunca; bize bir anda ‘biz Türk’üz arkadaşım, bizim belediyemiz her zaman MHP’lidir, böyle durumda da devlet bize yardım eder tabi. Aldık gidiyoruz yardımımızı!’ demesi bizi bir yandan bu açıksözlülüğünden ötürü şaşırttı bir yandan ise durumun alışılagelmiş bir politik yönünü gösterdiği için olağan karşıladık.

 

Bölgedeki dağıtım sorunu tabi ki yalnızca bunun gibi politik ve bürokratik sebeplerden kaynaklanmıyor. Herşeyden önce deprem gibi olağanüstü hal durumunun öncesinden gelen yoksulluk, altyapı problemleri ve hanelerdeki yoğun nüfus da depremin getirdiği olağanüstü hali oldukça olumsuz şekilde etkiliyor. Yıkılan 80 civarında binanın dışında özellikle Erciş merkez ve yakın köylerinde neredeyse tüm binalar ağır ya da hafif zarar görmüş ve dolayısıyla çadır ihtiyaç listesinde uzun süre en öncelikli kalemdi. Kızılay çadırlarının fiziksel koşulları dürüst olmak gerekirse oldukça iyi durumdaydı. Adapazarı depremi öncesinde kullanılan Van’ın bazı köylerinde de karşılaşmak mümkün olan eski çadırlardan yenileri çift katlı kumaş ile daha iyi ve dayanıklı duruyor. Fakat dağıtımda eksik çok fazla. Hiç çadır yardımının gitmediği mahalleler ve köyler hala olduğu gibi, yardım giden yerlerde yeterince iyi bir ön belirleme çalışması yapılmadığından eksik çadır eksiği olan çok fazla ev var. Zaten her eve bir çadır sistemi ile çalışan Kızılay’ın bütün hanelere hizmet götürmesi halinde bile ortalama 10 nüfuslu aileleri tek bir çadırla tatmin etmesi mümkün değil. Ayrıca bir çok aile evi yıkılmış ya da ağır hasarlı akrabalarını ağırlıyor ve bu sebeple nüfus sadece artmıyor, hanedeki aile sayısı da artıyor.. Bu arada şunu belirtmekte yarar var; insanlar akrabalarına gidip sığınsa da çadır kente gitmeyi çok da tercih etmiyor. Sanırım asıl taşınanların kadınlar ve çocuklar olması, erkeklerin daha çok enkaz ya da zarar görmüş ev ile ilgilenmesi ve ailesini çadır kenttense ‘tanıdık akrabasına, abisine ya da kardeşine’ teslim etmesi daha güvenilir geliyor. Eşi ve çocukları bu şekilde akrabasında ‘güvendeyken’ gün boyu ailenin erkekleri yardım peşinde, çadır peşinde ya da enkazın etrafında koşturma halinde oluyor.

 

Çadır kenti ziyaret etme fırsatım çok olmadı açıkçası ama dışarıdan görebildiğim ve insanlardan duyduğum kadarıyla koşulları genel olarak iyiymiş. Elektrik ve sıcak su sürekli bulunmakta, günde 3 öğün yemek çıkmakta ve tuvalet banyo gibi hizmetler de vermekteymiş. Fakat tesadüfen sohbet edebildiğim 40’lı yaşlarında Erciş’li bir abinin söylediği gibi genellikle kimsesizler, çok yoksullar, onun deyimiyle çingeneler ve depremden sonra hiçbirşeyi kalmamış insanlar yalnızca orada kalmayı tercih ediyormuş. Evi yıkılan ya da zarar gören insanların neredeyse hiçbirinin malını bırakıp gitmek istemediğini söylüyordu ve sanırım bu konuda da haklı.

 

Benim Erciş’teki 3. günümde yani salı günü kent merkezindeki dükkanların birçoğu açıldı ve ekonomik hayat yavaş ve pahalı da olsa normale dönmeye başladı. İlk gün bakkallar ekmeği 2 buçuk lira gibi fiyatlardan satsa da; sonraki günler bu durum da düzeldi. Ayrıca yeni enkaz çalışmasının artık yapılmaması, insanların bir çoğunun yetersiz de olsa biraz yardım alabilmiş ve geçici düzenini kurmuş olması panik havasının da azalmasına sebep oldu tabi. Erciş’te sağlık hizmetleri de hastanelerin ve mobil sağlık ekiplerinin işlemesiyle karşılanıyor. Ayrıca merkezde SES ve TTB’nin ortak bir prefabrik sağlık ocağı var orası da elindeki yardım olarak gönderilmiş ilaçlar ve gönüllü doktorlar ile gün boyu gelen hastalara bakıyor.

 

Dağıtım konusundaki organizasyon sıkıntısı ve insanların bu durumu birebir yaşamaları pek tabi ki dağıtıma olan güveni tamamıyla yok etmiş durumda. Bu da hem kent içinde bir çeşit karaborsa ekonomisine ve hem de ailelerde ihtiyacın kadar değil, alabildiğin kadar alıp depolama şeklinde bir davranış biçimine yol açıyor. Medyanın pek sevdiği ve yer verdiği izdiham görüntüleri özellikle ilk bir hafta boyunca çok sık yaşanmış. Bunda tabi dağıtımı yapan kişilerin acemiliği ve bilinçsizliği  de çok etkili. Biz grup olarak mümkün mertebe dağıtımı bireysel adreslere, doğrudan evlere giderek ailelere yapmaya çalıştık. Çünkü dağıtılan malzemenin ne olduğu önemsenmeksizin halkın bu güvensizliği ve eksiklikler insanları dağıtım araçlarına böylesine saldırmaya ve alabildikleri kadarını almaya itmekte. En nihayetinde sürdürülebilir bir dağıtım organizasyonuna dair henüz pek bir işaret yok ve dağıtımın sonrasının olup olmayacağı insanlarda birer soru işareti…

 

Ben oradayken yaşadığım ve duyduğum bu tarz ‘yağmalama’ hareketlerinin en rahatsız edici olanları ise bazı yardım araçlarının sivil insanlar tarafından yolları kesilmesi ve bazı depoların kamyonlarla, kamyonetlerle ne götürebilirsen şeklinde yağmalanması oldu. Hatta bizim ‘Kimse Yok mu’ adlı dernekle ortak kullandığımız deponun bu derneğe ait kısmı yaklaşık 3 saatlik bir sürede tamamen tertemiz hale gelene kadar yağmalandı. Fakat bu noktada mahallelerde yaşanan ve izdiham ile sonlanan durum ile tır önü kesme ya da depo yağmalama hareketlerini birbirinden ayırmak lazım çünkü bu bahsettiğim ikinci olay elde edilen malların, özellikle su ve yiyeceğin satılmasıyla sonuçlanıyor. Hatta bizim de bulunduğumuz deponun yağmalanmasının sonunda deponun sahibi kendisi iki kamyon çekerek oraya ‘bunlar da benim payım’ dedi ve kalan malzemeyi toplayıp gitti.

 

Erciş’te durum böyle iken Van merkezde her şey daha iyi. Merkezde yıkılan bina sayısı oldukça az ve hayat çoktan normalleşmiş durumda. Ama yine de Erciş’e oranla yardımların daha büyük bir kısmı Van merkez ve köylere yoğunlaşmış durumda. Bölgedeki STK’ların birçoğu Van Merkezde çalışıyor ve burayı merkez üs olarak belirlemişler. Burada en çok karşılaştığım örgütler; Toplum Gönüllüleri Vakfı, Hayata Destek Vakfı, Doctors Without Borders (MSF), Mülteci Dayanışma Ağı, KA-MER ve Van Derneği’ydi. Ayrıca Van belediyesi de Van merkezde ilk günlerde oldukça acemilik yaşasa da birinci haftadan sonra yardım organizasyonunu oturtmuş durumda. Dönüşümden bir önceki akşam Van belediyesi afet koordinasyon merkezindeydim ve burada yardım dağıtım sisteminin kaydedilmesine yardımcı oldum. Belediye ekipleri ve gönüllüler mahalle mahalle gezip önce evlere göre ihtiyaç listesini belirliyorlar ve bu listeleri afet koordinasyon merkezine ulaştırıyorlar. Burada kaydedilip düzenlenen ihtiyaçlar semtlere göre bölünüp kamyonlarla adreslere ulaştırılıyorlar. Fakat tabi ilk bir hafta dağıtımın bu şekilde düzenli ilerlememiş olması ve hala adreslerin hepsine aynı özenle yardımın dağıtılamaması Van’da da belediyeye olan güveni sarsmış durumda.

 

Son olarak belirtmek gerekirse, gelen yardımlar arasında özellikle giyecek ve battaniye ihtiyacı büyük oranda karşılanmış durumda. Şu an depolarda Van’ı belki 3 kez giydirebilecek kadar kıyafet mevcut fakat kuru gıda, elektrikli soba, bebek bezi gibi ihtiyaçlar hala öncelikli durumda. Ayrıca dağıtım konusunda biraz daha düzenli bir organizasyon yerini almaya başlamış olsa da; hem dağıtım için hem de çeşitli başka pozisyonlarda yeni gönüllüler bekleniyor. Bu konuda gitmeyi planlayanlar için elimden geldiğince bağlantı konusunda yardımcı olabilirim.

 

Ozan Ağbaş

Yorum Yap!