Dikmen Vadisi – Rıza Abi

Dikmen Vadisi, Rıza Abi.

Bizler, ülkemizdeki milyonlarca insan gibi, ekonomik ve sosyal nedenlerle, insanca yaşayabilmek ve ekmeğimizi kazanabilmek için ülkenin dört bir yanından Ankara’ya gelerek, 1970’li yılından başlayarak Yukarı Dikmen Vadisi’ne yerleştik. Nice zorluklara katlanarak, alınterimiz ve emeğimiz ile bir avuç toprak üzerinde bir göz kondularımızı yaptık.

Her gecekondu bölgesinde olduğu gibi, önceleri kimseler sormadı halimizi hatırımızı. Çoğunlukla yalnızca bir “asayiş” sorunu olarak görüldük. Bu yıllarda kent yaşamının temel gereksinimlerini hep kendi olanaklarımızla temin etmeye çabaladık; yollarımızı kendimiz açtık, su şebekelerini kendimiz döşedik, elektrik kablolarını kendimiz çektik.

Geçen süreçte mahallelerimiz büyüdü; sokaklarımız, caddelerimiz oluştu; artık dikkate alınması gereken bir kalabalığa ulaşınca; her seçim dönemi takım elbiseli beyler lüks arabaları ile gelip nutuklar çekmeye, vaadlerde bulunmaya, gelip oyumuzu almaya başladı. Bu süreçte mahallelerimiz isim alıp, evlerimize kapı numaraları verildi; suyumuz elektriğimiz bağlandı, sınırlı da olsa alt yapı hizmetleri bizlere de sunulmaya başlandı.

Yıllar geçti, diktiğimiz fidanlar büyüdü ağaç oldu, bu evlerde doğan çocuklarımız büyüdü meslek, aile sahibi oldu. Başkent Ankara’nın gelişmesine tanık olduk; inşaatlarında işçi, lokantalarında garson, mağazalarında tezgahtar olarak çalışıp, biz de onun gelişmesine katkı sunduk.

Gelişen Ankara, düne kadar bir otomobilin bile girmekte zorlandığı vadimizi de içine aldı; düne kadar adı yeri bile bilinmeyen vadimiz, 90 lı yıllar sonrası neredeyse kentin merkezinde kaldı. Dolayısıyla, bulunduğumuz bölgenin “rant değeri” son derece büyüdü.

Türkiye’de ilk kentsel dönüşüm projesi, belki de bu nedenle Dikmen Vadisi’nde, 90 lı yıllarda başlatıldı. Dönemin yerel iktidarı tarafından, toplam 5 etap olarak düşünülen bu projenin 1. ve 2. Etabı, bu yıllarda vadinin çehresini değiştirmeye başladı. Bu yıllarda tamamlanan ilk iki etap, yıllardır vadide yaşayan halkın temel haklarını kısmen de olsa gözeten, rant amacı kadar insan faktörüne de yer veren bir nitelik taşımaktadır.

Ancak her birimizin gözlemlediği siyasal, sosyal ve iktisadi gelişmeler; eğitimden sağlığa, sosyal güvenlikten ulaşıma değin bir çok kamusal alanda yaşanan liberal dönüşümler, insani değer ve kazanımlar yerine mutlak kar amacını öne alan yaklaşımlar; zamanla bu projede de kendini göstermeye başladı. Nitekim 2006 yılına geldiğimizde Ankara Büyükşehir Belediyesi, 17 Şubat 2006 tarihli Belediye Meclisi toplantısında, önceki meclis kararlarını ve yöre halkına sağlanan kimi hakları yok sayarak, “Dikmen Vadisi 3, 4 ve 5. Etap Kentsel Dönüşüm Projesi Esasları”nı yeniden belirledi.

İşte bu tarihte, biz Dikmen Vadisi halkının görüşü sorulmadan, bize bilgi dahi verilmeden alınan bu tek yanlı Belediye Meclisi kararı ile “Dikmen Vadisi 4 ve 5. Etap Kentsel Dönüşüm Projesi” için düğmeye basılmış oldu.

Büyükşehir Belediyesi, Bu Proje yle Bize Ne Önermektedir ?

Bilindiği üzere “kentsel dönüşüm projeleri”nin yasal dayanağı, 5393 Sayılı Belediye Kanunu’nun 73 üncü maddesinde yer almaktadır. Ankara Büyükşehir Belediyesi, bu yasa hükmünde yer alan “anlaşma” yani “uzlaşma” yolunu, Dikmen Vadisi 4 ve 5. Etap Kentsel Dönüşüm Projesi’nin yaşama geçirilmesinde temel usul olarak belirlemiştir. Nitekim, proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında “anlaşma yolunun esas olduğu”, anılan yasa maddesinde açıkça hükme bağlanmıştır

Kentsel dönüşüm projelerinde “uzlaşma”; sıkça başvurulan, ancak ne yazık ki belediyeler tarafından uygulamada, kamu gücü kullanılarak kimi tek yanlı koşulların halka dayatılması anlamına gelen, gerçekte kamu yararına aykırı öznel siyasi veya mali niyetleri gizlemeye dönük, kurnazca bir aldatmaca olarak işlevlenmektedir. Nitekim Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin bu yasal usul kapsamında önümüze koyduğu sözleşme koşulları ve sonrası yaşananlar, bu gerçeği açıkça göstermektedir.

Dikmen Vadisi 4. ve 5. Etap Kentsel Dönüşüm Projesi’nde belediye, bizlerden temel olarak; bu projeye başlayarak vadiyi yeni bir yapılaşmaya açmak için, yıllardır oturduğumuz evlerimizi terk etmemizi istemektedir. Bu kapsamda ister belgeli ister belgesiz konut sahibi olsun, belediye tarafından tek yanlı olarak hazırlanmış sözleşmeleri imzaladıktan sonra 7 gün içinde vadiyi terk etmemiz söylenmektedir.

Buna karşılık olarak da;

-Belgeli (yani tapulu veya tapu tahsis belgeli) konut sahipleri, proje sonrası yörede bir sosyal konuta sahip olabileceklerdir; ancak bunun için en az 400 metrekare toprakları olmalıdır, ayrıca kendilerinden yaklaşık 30 bin YTL para talep etmektedir. Eğer 400 metrekare toprağınız yoksa, eksik kısım için metrekare başına 450 YTL ayrıca para ödemeniz istenmektedir.

-Belgesiz konut sahiplerine ise, (ki bunlar vadide yaşayan asıl çoğunluk ve aynı zamanda en yoksul kesimdir) ne yazık ki “yerinde ıslah” yapılmamakta, yani temelli vadiyi terk etmeleri istenmektedir. Bu kesime anılan “uzlaşma” kapsamında, 16 milyar TL (16 bin YTL) karşılığı “Doğu kent”te arsa satılması önerilmekte, ancak bu arsa üzerine belediyenin belirlediği projeye uygun dubleks villa yapmaları şart koşulmaktadır !

-Süreç içinde İ. Melih Gökçek, söz konusu Doğu Kent’de villa arsası satma teklifinin kamuoyundan eleştiri alması karşısında, bu teklife; Karacören’de bulunan 500 adet TOKİ konutunun 60 milyar TL (60 bin YTL) ye satılmasını da eklemek zorunda kalmıştır.

Yukarıda da söylediğimiz gibi işte bu koşulları kabul ederek sözleşmelere imza atan yöre sakinleri, imza tarihi sonrası 7 gün içinde evlerini yıkıp, vadiyi terk etmek zorundadır.

Bu arada yalnızca belgeli konut sahiplerine evlerini terk ettikten sonra aylık 250 milyon TL (250 YTL) kira yardımı yapılacağı söylenmektedir. Belgesizlere ise ilk başta kira yardımı önerilmemiş, ancak süreç içinde yalnızca bir yıl için onlara da kira yardımı vaat edilmiştir.

Bu Uzlaşma Koşullarını Neden Kabul Etmiyoruz ? Neden Bu Koşullarda Bir Kentsel Dönüşüm Projesine Karşıyız ?

Dikmen Vadisi Halkı olarak, bize sunulan, daha doğru bir ifade ile tek yanlı olarak dayatılan bu koşulları enine boyuna değerlendirdik. Bu konuda hukukçulardan, mimar ve mühendislerden görüş aldık.

Sonuçta fark ettik ki, “insan” için değil, “rant” için bir kentsel dönüşüm projesi yapılması amaçlanmakta. Aslında bizi sokağa atacak, yıllar boyu ağır bir mağduriyete sürükleyecek bir aldatmaca ile karşı karşıyayız !

Şöyle ki;

-Vadide şu an çoğunluğu oluşturan belgesiz konut sahipleri, son derece yoksul emekçi insanlardır. Bu komşularımızın büyük bölümü, düzensiz geçici işlerde asgari ücretle çalışmakta; kalanı ise (yaşlılar) emekli maaşı veya akraba yardımı ile geçinmeye çabalamaktadır. Belgesiz konut sahiplerine 16 milyar TL (16 bin YTL) ye Doğu Kent’de arsa satılması, üstelik bu arsa taksitlerini öderken aynı süreçte evini terk etip sürekli bir kira yardımı almadan kirada oturması, bütün bu mali yükü yıllar boyu bir şekilde kaldırabilseler de sonuçta ellerine, kesin yeri ve ne zaman imara-yapılaşmaya açılacağı dahi belirsiz, üstelik üzerine ancak A tipi villa yapılabileceği söylenen bir toprak parçası geçmesi, açıkçası bir hayal ve onlar için bir yıkımdır. İşin doğrusu, Doğu Kent’e arsa teklifi, sırf vadiyi belgesiz konut sahiplerinden bir an önce temizlemek için yapılmış bir kurgudur.

Örneğin; korku veya aldanma nedeniyle bir şekilde sözleşmelere imza atıp konutlarını terk ederek kiraya çıkan belgesizler, bir iki ay içinde mali açıdan tükenmekte, arsa taksitlerini ödeyememeye başlamaktadır. Hatta taşındıkları evin kirasını dahi karşılayamayan, bu nedenle çaresiz vadiye geri dönen veya başka gecekondu bölgelerine sığınan çok sayıda belgesiz vardır. Bitmedi, her gün Barınma Hakkı Büromuza, sözleşme imzalayıp vadiden gittikten sonra mali açıdan sıkıntıya girip cinnet geçirme noktasına gelmiş, huzuru, aile saadeti bozulmuş belgesiz arkadaşlarımız gelmekte, yaşadıkları insanlık dışı koşulları ve mağduriyeti bizlerle paylaşmaktadır. Anlatılan öyküler son derece dramatiktir; mali sıkıntı nedeniyle önce çocuklar okullarından alınıp sokaklarda çalışmaya zorlanmakta, olmadı aile parçalanarak çocuklar ve hatta eşler, şehir dışındaki akrabaların yanına gönderilmekte, çoğu aile bu yıkıma fazla dayanamayıp boşanma yoluna gitmektedir !

Bu son derece adaletsiz toplumsal dönüşümün çok yakın zamanda ciddi sosyal-adli sorunları doğuracağını öngörmek güç olması gerektir.

Burada açıklıkla ifade etmek isteriz; vadide çoğunluğu oluşturan belgesiz konut sahiplerinin İ. Melih Gökçek’in “rant” amaçlı kentsel dönüşüm projesine direnmesi, işte bu nedenlerle, gerçekte ne ideolojiktir ne de başka bir saike dayanmaktadır, onlar yalnızca yaşama tutunabilme çabasındadır !

Bu tablo, büyük ölçüde belgeli (tapu tahsisli) konut sahipleri için de geçerlidir. Kısmen gelir düzeyleri daha yerinde olsa ve sözde uzlaşma kapsamında cüzi bir kira yardımı ve tabiri caizse birkaç yıl dişlerini sıkmaları sonrası proje kapsamında verilecek sosyal konutlar (yerinde ıslah) söz konusu olsa da, önlerine konulan mali tablo onlar içinde ciddi bir yükü ve belirsizlikleri içermektedir. Nitekim verilecek konutların taksitleri fahiştir, aylık 250 YTL kira yardımı ise mizah konusu olabilecek ölçüdedir.

Dikmen Vadisi Halkının projeye karşı çıkmasının diğer bir önemli nedeni ise, gerçekte kendilerine bir “hayal” satılmak istenmesidir !

Şöyle ki;

-Belediye, belgeli konut sahiplerine vadide vereceği (satacağı) konutların niteliği, yeri ve teslim süresi konusunda; gerek proje kararında, gerekse imzalamamız istenen sözleşmelerde hiçbir yazılı, açık ve kesin taahhütte bulunmamaktadır. Aynı şekilde belgesiz konut sahiplerine verileceği söylenen Doğu Kent’deki arsaların da yeri ve teslim tarihi meçhuldür. Yani bizler, evlerimizi terk ettikten sonra sonu belirsiz, belki de uzun yıllar sürecek bir maceraya atılmaktayız !

Bilindiği üzere bir çok benzer proje, kimi hukuki, mali ya da teknik nedenler gerekçe gösterilerek sık sık ertelenmekte veya uzun zaman süreçlerine yayılmaktadır. Nitekim halen Dikmen Vadisi 3. Etap Kentsel Dönüşüm Projesi’nde belediye meclisi tarafından kısmi erteleme kararları alınmıştır. Peki bizler, evlerimizi terk ettikten sonra kaç yıl kiralarda kalacağız ? Bize vaad edilen konutları (veya arsaları) ne zaman alacağız ? Hiç kimse bu sorularımıza bir yanıt vermemekte, bir taahhütte bulunmamaktadır !

Bu önemli kaygımızı projeyi yürüten müteahhit firma yetkililerine açtığımızda, hepimizi şoke eden bir yanıt aldık. Yetkililer bize, böylesi bir taahhütte bulunulmamasının belediye ve kendileri açısından bilinçli bir tercih olduğunu; çünkü vadide asıl öncelikli yapılaşmanın, kar amaçlı satılacak lüks konutlara ve iş merkezlerine verileceğini, belgelilere verilecek (satılacak) sosyal konutlarının ise ancak bundan sonra, elde edilen kar ölçüsünde finanse edilerek yapılabileceğini, hatta bu süreçte kimi proje değişikliklerinin bile söz konusu olabileceğini dile getirdiler.

Yani İ. Melih Gökçek bize yalnızca, “benim sözüme güvenin” demektedir. Biz ise laf, söz değil, yazılı kesin yasal taahhütler peşindeyiz; çocuklarımızın geleceğini onun sözüne bağlayamayız. Siz olsanız, onun sözü ile bütün geleceğinizi tehlikeye atar mıydınız ?

Projeye itirazlarımız bununla da bitmiyor;

-Belediye, bizlere enkaz bedeli olarak son derece düşük rakamlar önermekte, üstelik enkazların tespitinde hakkaniyete aykırı ve gerçek dışı hatalı işlemler yapılmakta, örneğin iki katlı betonerme bir konuta biçilen enkaz değeri, her nasılsa tek katlı iki göz odadan ibaret bir kerpiç konut ile aynı olmakta; öte yandan çoğumuzun binbir emekle yetiştirdiği meyve ağaçları ve bahçeler için ise hiçbir bedel vermemektedir. Bu konuda tespitler, tek yanlı ve adaletsiz biçimde yapılmaktadır.

-Belediye, vadimizin dillere desten o yeşilinin korunacağı konusunda da kesin bir taahhütte bulunmamaktadır. Ankara’nın sayısı oldukça azalmış yeşil alanlarından biri olan Dikmen Vadisi’nin betonlaşmaya teslim edilmesini istemiyoruz. Öte yandan, Vadide yapılacak projenin, bütün kentin kullanımına açık sosyal-kamusal alanları ne ölçüde içereceği de meçhuldür. Bu proje ile bir avuç zengin varlıklı kesim için, kentten ve kentlilerden yalıtılmış özel bir cennet bahçesi kurulacaktır.

Ve Taleplerimiz !

Madem ki, 5393 Sayılı Belediye Kanunu’nun 73 üncü maddesinde yer alan açık yasa hükmü ve projeye dair belediye meclis kararı, biz yöre sakinleri ile “uzlaşma” usulünü öngördü; madem ki, hiç bize sorulmadan, bilgi dahi verilmeden, üstelik sosyal-ekonomik gerçekliğimiz dikkate alınmadan, her birimizi sosyal bir yıkıma sürükleyecek adaletsiz koşullar tek yanlı belirlendi; biz de vadi halkı olarak bir araya gelip, üniversitelerden ve ilgili meslek odalarından bize destek olan bilim insanları rehberliğinde hazırladığımız anketleri ev ev yaparak, vadide sık sık toplantılar düzenleyip hep birlikte tartışarak, kendi taleplerimizi belirleyelim ve böylece, hem bizlerin hem de bütün bir kentin yararına bir projenin yaşama geçirilmesine vesile olalım dedik.

Nitekim bizler, vadide bir kentsel dönüşüm projesine karşı değiliz, hiçbir zaman da olmadık; yeter ki gerçek anlamda halkın, kamunun, bütün bir kentin yararına olsun ! Bizler yalnızca İ. Melih Gökçek’in “tüccar” zihniyeti ile planladığı bu “rant” projesine karşıyız !

İşte taleplerimiz;

1-)Belgesiz konut sahiplerine de uygun koşullarda proje kapsamında yörede konut verilsin, yani herkes için “yerinde ıslah” yapılsın ! Doğu Kent’de arsa dayatması artık son bulsun. “Barınma hakkı”mız gözetilsin !

2-)Proje kapsamında bizlere getirilen mali yükü hafifletecek, sosyal yönü olan hakkaniyetli koşullar belirlensin; bu kapsamda konutların taksit ödemeleri konutlar teslim edildikten sonra başlatılsın, kira yardımları arttırılsın ve belgesizlere de sürekli olarak verilsin, enkaz bedelleri arttırılsın ve sağlıklı, gerçekçi tespitlere dayansın, konutlara koyulan satış bedelleri ve taksit dilimleri lehimize yeniden düzenlensin.

3-)Belediye, vadide bize verilecek konutların teslim tarihi, yeri ve biçimi konusunda açık, kesin, yazılı ve yasal güvenceye sahip taahhütlerde bulunsun.

4-)Projenin bütün ayrıntıları bizlerle ve bütün kent halkı ile, aynı zamanda Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası, Çevre Mühendisleri Odası gibi ilgili meslek kuruluşları ile paylaşılsın, bizim ve onların görüş ve önerileri ile şekillendirilsin; vadimizin yeşilini koruyacak ve bütün kentlilerin yararına sosyal tesisleri, kamusal alanları içerecek planlamalar yapılsın. Yani vadimiz, bir avuç zengin için değil bütün bir kent için yeniden yapılandırılsın !

5-)Süre gelen baskılar, tehditler, bizi yıldırmak için bilinçli yapılan su, elektrik, telefon ve yol altyapısını tahrip etmeye yönelik saldırılar, vadideki binlerce insanın ve gerçekte bütün bir kentin huzurunu bozan polis ve zabıta destekli yıkım operasyonları, artık son bulsun !

6-)Son olarak, aslında sorunun çözümü için en önemli adım olarak; İ. Melih Gökçek ve diğer ilgili belediye yetkilileri, sorunun çözümünde şiddeti ve yıkımı tercih etmek yerine, bizlerle diyaloga girsin; biz yöre sakinleri ile görüşmeler yapılsın, taleplerimiz dinlensin, ekonomik-sosyal gerçekliğimiz dikkate alınsın !

İşte bunlar taleplerimiz.

Zaten zar zor geçinen insanlara; “Doğu Kent” denen bir yerden, henüz kesin yeri dahi belli olmayan, alt yapısı dahi bulunmayan, üstelik teslim tarihi dahi belirsiz olan bir avuç toprağı, üstelik 16 bin YTL gibi fahiş bir bedele satmayı; adil ve hakkaniyetli bulmak mümkün mü ? Hakkaniyetli koşullarda “yerinde ıslah” yapıldığı takdirde, bundan kimin ne zararı olacak ? En fazla İ. Melih Gökçek’in, vadide yapacağı kentsel dönüşüm projesinden elde edeceği muazzam gelir az da olsa düşecek; zengin varlıklı kesimlere vadide, daha az lüks konut ve işyeri dağıtmış olacak !

Hep söylediğimiz gibi, bizler “Ne saray, ne de villa; yalnızca yaşanabilir konut, insanca bir yaşam ve güvenli bir gelecek istiyoruz !”. Yıllardır yaşadığımız, yuvamızı kurup çocuklarımızı büyüttüğümüz Dikmen Vadisi’nde, “yerinde ıslah” yapılmasını, hakkaniyetli koşullarda bize verilecek sosyal konutlarda yaşamımızı sürdürmeyi arzuluyoruz.

Taleplerimizin bir çoğunun, Dikmen Vadisi Kentsel Dönüşüm Projesi’nin 1 ve 2 nci Etapları yapılırken, önceki yerel yönetim yetkilileri tarafından yaşama geçirildiğini önemle belirtmek isteriz. Örneğin; o dönem ilk etaplardaki yöre sakinlerinin taksit ödemeleri, herkes için yerinde ıslah ilkesiyle vadide yapılan sosyal konutlar teslim edildikten sonra başlatılmış, daha yükse kira yardımları yapılmış, proje idarecileri ile yöre sakinleri arasında yakın bir diyalog tesis edilmiş. Benzer hak ve kazanımlar, “Kuzey Kent Projesi” gibi başka dönüşüm projelerinde de gözetilmiştir.

İşte bizler de istedik ki, İ. Melih Gökçek ve belediye yetkilileri bu taleplerimizi dinlesin, değerlendirsin, dikkate alsın. İstedik ki, bir kent dönüşürken, gelişirken; küçük bir azınlığın çıkarlarına göre değil, bütün kentlilerin beklentilerine göre şekillensin.

Ama İ. Melih Gökçek, bunun yerine toplumsal gerilimi tetikleyecek hukuk dışı saldırılara yöneldi ! Şiddet ve yıkımı tercih etti !

Anladık ki İ. Melih Gökçek, halkın ve dolayısıyla kentin ve kamunun yararına bir kentsel dönüşüm projesi gerçekleştirme amacında değildir. Sahip olduğumuz topraklar ve konutlar üzerinden, başkalarının cebini, kasasını dolduracak, başkalarına rant sağlayacak bir projeyi yaşama geçirmek istemektedir. Biz yoksul emekçi yöre halkına, yerine getiremeyeceği son derece ağır koşullar önermekte, hiçbir kesin ve açık taahhütte bulunulmamakta, taleplerimizi dikkate almamakta; böylece bu bölgeyi dilediği gibi tasarruf etmenin, inşa edilecek konut ve işyerlerini başkalarına peşkeş çekmenin hayallerini kurmaktadır.

Amaçlanan; bizim ve mahallemizin daha nitelikli bir kentsel yaşama kavuşturulması değil, varolan ranta vahşice el koymaktır. Nitekim İ. Melih Gökçek, geçtiğimiz aylarda basında da yer alan bir demecinde, Ankara’da yapacağı kentsel dönüşüm projelerinden yalnızca 2007 yılında 1.5 milyar dolar gelir beklediğini itiraf etmiştir.

“Seçilmiş bir kamu idarecisi” yerine bir “tüccar” gibi davranan İ. Melih Gökçek, işte bu nedenle biz vadi halkına, kelimenin tam anlamıyla bir “savaş” açtı. Biz yoksullara karşı; zenginlerin, rantiyecilerin, sermayenin belediye başkanı olmayı seçti !

Çaresiz, “daveti kabulümüzdür” dedik ve haklarımız, geleceğimiz için mücadele etmeyi seçtik.

Peki siz olsanız ne yapardınız ?

Dikmen Vadisi Halkının Direnişinden Notlar

İşte bu tespit ve kaygılarla, haklarımıza ve geleceğimize sahip çıkmak için vadi halkı olarak bir araya geldik.

Belediye Meclisi tarafından 17.02.2006 tarihinde alınan “Dikmen Vadisi 4 ve 5. Etap Kentsel Dönüşüm Projesi” kararı, ancak aylar sonra bizlere duyuruldu.

Her şey 4 Haziran 2006 günü başladı. Biz yöre halkını, nihayet projeden haberdar etmek, Belediyenin ve bu projede iş alan müteahhit firmanın aklına, nedense ancak 3 ay sonra geldi ve bu tarihte vadide bir toplantı düzenlediler. Kelimenin tam anlamıyla bir şok yaşadık, söylenenlere inanamadık, her şey olup bitmişti, bize sanki padişah fermanı okunuyordu, hiçbir seçenek, söz hakkı tanınmıyordu.

Derken, artık dayanamayan bir komşumuz konuşmacıları yuhalamaya başladı, başkaları da ona katıldı, sesler yükseldi ve beyler, panik içinde vadiyi terk etmek zorunda kaldı.

İlk toplantılarımızı yörede bulunan Halkevleri Derneği İlker Şubesi’nde yaptık. Uzun süre İlker Halkevi, bize direnişimizde evsahipliği yaptı. Bu süreçte ilk bir araya gelen yöre sakinleri olarak tek tek evleri, sokakları dolaştık; bütün komşularımızı bilgilendirip, birlikte mücadele etmeye çağırdık; bildiriler dağıttık, anonslara çıktık; ardından örgütlenmemizin temelini oluşturan sokak temsilcilerini seçtik, bu temsilcilerin oluşturduğu meclisimiz ile kendi özgün demokratik karar mekanizmamızı kurduk.

Bu süreçte Belediyeye yaptığımız bütün yazılı ve sözlü başvurularımız, yakınma ve önerilerimiz hep yanıtsız kaldı. Belediyenin bir çözüm merci değil, sorunun kaynağı bir hasım taraf tutumu içinde olduğunu kısa sürede öğrendik.

15 Temmuz 2006 günü mücadelemizde ve örgütlenmemizde bir dönüm noktası oldu. O gün vadide bulunan boş bir gecekonduda “Barınma Hakkı Büromuzu” açtık. Evet, belki düne kadar hiç ağzımıza almadığımız “barınma hakkı”, artık hep birlikte bilince çıkardığımız vazgeçilmez bir hak ve mücadelemizin temel başlığı olmuştu.

Belediye ve müteahhit firma, vadinin yakınında Yıldız semtinde bulunan lüks bir site içerisinde, sözleşmelerin imza işlemlerinin ve projeyle ilgili sair çalışmaların yürütüldüğü bir büro açmıştı. Biz bu büroya “yıkım bürosu” adını verdik ve bu büroya karşı kendi merkezimi oluşturmak amacıyla “Barınma Hakkı Bürosu”nu açtık. Onu imece usulü el birliği ile donattık, hatta bir ara yıkıldı yeniden yaptık. Hukuken bir tüzel kişiliğe sahip olmayan “Barınma Hakkı Büromuz”, bu gün bir çok resmi kurum tarafından tanınan, Ankara Valilik makamının dahi adına tebligat çıkardığı kurumsal bir merkez haline gelmiştir.

Dikmen Vadisi 4. ve 5. Etap Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında “uzlaşma”nın ne anlama geldiğini kısa sürede anladık. İ. Melih Gökçek, rant projesini bir an önce gerçekleştirmek amacıyla, hukuk dışı yollara, akla hayale gelmeyecek kurnazlıklara başvurdu.

Bir çok komşumuz, tehditlerle korkutularak veya asılsız vaadlerle kandırılarak “Yıkım bürosu”na götürülüp; okumasına, sağlıklı bir değerlendirme yapmasına dahi imkan tanınmadan Belediye tarafından hazırlanmış matbu sözleşmeler kendilerine imzalatıldı. Bir çok komşumuz bu sözleşmeleri, korku ve endişe içinde okumadan imzalamak zorunda kalmıştır. Yöremizde bulunan muhtarlar ve kimi komşularımız, her nasılsa bu süreçte belediye ve müteahhit firma yanında, yöre halkının karşında çalışmalar gerçekleştirmiştir. Yörede kimi zaman asılsız yıkım haberleri, kimi zaman barınma hakkı büromuz veya mücadelemizde önde gelen komşularımız hakkında asılsız dedikodular çıkarıldı. Hatta bizzat İ. Melih Gökçek, bir çok kez kimi televizyon ve yerel radyo kanallarına çıkıp, açıkça bizlere hakaretler yağdırdı, tehditlerde bulundu.

Belediye yetkilileri, sözleşmelere imza atma konusunda bekledikleri ilgiyi göremeyince, bu seferde yöreye sundukları alt yapı hizmetlerini durdu; bir anlamda fiili baskı uygulayarak bizleri vadiden kaçırmaya çabaladılar. Sularımızın günlerce akmadığı, elektriklerimizin günlerce kesildiği zamanlarımız oldu. Belediye kamyonları gizlice yollarımıza moloz döküp ulaşımımızı engelledi. Sözleşme imzalayanların evlerini yıkma bahanesiyle vadiye gelen yıkım ekipleri, halkın kullandığı yol ve merdivenleri, elektrik ve telefon direklerini de “yanlışlıkla” yıktı. Kanalizasyonlarımız patladı, tamir edilmedi, sokaklarımız pislik içinde kaldı, çocuklarımız hastalandı. Bu uygulamalar hala sürmektedir. En son kimliği meçhul ama bizce meçhul olmayan birileri, vadinin ana telefon kablosunu kesmiştir, şu an vadinin büyük çoğunluğunun telefonları çalışmamaktadır.

Ancak filmlere, romanlara konu olabilecek olaylarda yaşadık. Mücadelemizde önde gelen arkadaşlarımızın evlerine gizlice ziyaretler yapılıp, mücadeleyi bırakmakları karşılığı bedavaya 2-3 daire teklif edildi. Kabul edilmeyince bu seferde geceleri bu arkadaşlarımızın evlerinin önünde taciz ve korkutma amaçlı silahlar sıkılmaya başlandı. Sözleşme imzalama konusunda tereddüt yaşayan kimi komşularımızın evleri, içinde eşya olduğu halde yıkıldı, sonrada yine “yanlışlık olmuş” denildi.

Üzülerek ifade etmek isteriz ki, İ. Melih Gökçek’in bu hukuksuz tutum ve davranışları karşısında adli ve mülki makamlardan çoğu zaman gereken ilgi ve desteği göremedik. Bir çok suç duyurusunda bulunduk. Çoğu ya takipsizlikle sonuçlandı, ya da hala bir sonuca ulaşmadı. Süreç içerisinde yalnızca Büyükşehir Belediyesi Emlak İstimlak Daire Bakanı Mehmet Pamuksuz hakkında bir ceza davası açıldı ve kendisi ile yaptığımız bir görüşmede bize hakaret edip makamından kovduğu için, Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nde 2006/853 Esas, 2007/365 Karar nolu kararı ile para cezasına çarptırıldı.

Başvurduğumuz bütün adli veya mülki yetkililer, çoğunlukla bize hak vermekle birlikte; “İ. Melih Gökçek ile kimse başa çıkamaz !” deyip, bizi kendi başımıza bıraktı.

Ama işte biz başa çıktık; yaklaşık 3000 konutun bulunduğu Dikmen Vadisi 4. ve 5. Etapta, bu gün 1000 kadar konut sahibi sözleşmelere imza atmamış, 500 kadar imza atmış olan konut sahibi ise pişman olarak veya olanakları olmadığı için vadide kalmıştır. İ. Melih Gökçek’in rant projesi fiilen durmuştur. Dikmen Vadisi teslim olmamıştır !

Bu başarıyı elde etmek için sayısız eylem ve etkinlik gerçekleştirdik. Gün geldi kent merkezinde Belediye binalarının önünde toplandık, gün geldi AKP Genel Merkezi’ne yürüdük, gün geldi “Barınma Hakkı Mitingi”ni gerçekleştirdik. Bu süreç aynı zamanda, kendi kimliğimizi, haklarımızı bilince çıkardığımız; yok olmaya yüz tutmuş olan mahalle, kent ve dayanışma kültürünü de yeniden yeşerttiğimiz bir süreç oldu. Bu gün, 2 bine yakın insanı barındıran vadimizde, artık komşularımızı tek tek tanıyor, herkesin sorununu derdini, kendi sorunumuz derdimiz biliyor, birlikte gülüp birlikte ağlıyoruz.

İ. Melih Gökçek, mücadelede önde gelen 7 arkadaşımızın evi hakkında yıkım kararı aldı. Yaklaşık 1100 belgesiz gecekondunun uzun yıllardan bu yana varolduğu vadide Belediye, her nasılsa yalnızca bu 7 arkadaşımızın gecekondusunun kaçak olduğunu, üstelik 20 yıl sonra bu gün tespit etmiş ve hakkında yıkım kararı almış durumdaydı. Tesadüf o dur ki, bu 7 arkadaşımız aynı zamanda, Büyükşehir Belediyesi Emlak İstimlak Daire Bakanı Mehmet Pamuksuz hakkında açılan ceza davasının müştekisi ve tanığı konumunda; yani onun yargılanmasına vesile olmuş kişilerdi. Yani bir anlamda kişisel bir intikam alınmakta, hukuk kuralları ve kamu gücü de buna alet edilmekteydi.

Bu yıkım kararlarının tebliğ edildiği günden başlayarak çeşitli eylem ve etkinliklerde bulunduk. Her gece vadimizde ateşler yakıp, nöbetler tuttuk; her akşam saat 10.00 da bir dakika süren düdük ve tencere sesleri ile; haklılığımızı ve kararlılığımızı duyurmaya çabaladık.

İ. Melih Gökçek, binlerce polis ve zabıta ile, 01 Şubat 2007 günü sabahın erken saatlerinde vadimize saldırdı. “Saldırdı” diyoruz çünkü, 82 tırla getirilen 100’e yakın kepçe, dozer; yalnızca bu 7 evi yıkmak için değil, gerçekte bilinçlerimizi teslim almak için gelmişti. O gün öğle saatlerinde kepçeler, hakkında yıkım kararı alınmış 7 arkadaşımızın evine yöneldi. Kadın çocuk genç yaşlı bu evlere doluştuk, yargı makamlarının da şifai görüşü üzerine yıkımları bu kez durdurduk. Ancak geride onlarca yaralı komşumuz, bilinçli olarak tahrip edilmiş su, elektrik, telefon şebekesi, yollar, merdivenler bıraktılar. Yaşanan olaylarda 16 arkadaşımız da gözaltına alındı, ancak ertesi gün sorgu yargıçlığı tarafından serbest bırakıldı. Bu tarihte yaşanan olaylarla ilgili 18 arkadaşımız hakkında daha sonra bir ceza davası açılış durumdadır.

Son olarak, 10 Ağustos 2007 tarihi itibariyle, vadide bulunan diğer belgesiz gecekondulara da yıkım tebligatları gönderilmeye başlamıştır. Belli ki İ. Melih Gökçek, süre gelen sorunu, biz yöre sakinlerinin hak ve kazanımları temelinde bir uzlaşma ile çözmek yerine; yıkımlara yönelerek, “şiddet”i tek çözüm olarak görmekte; ciddi toplumsal gerilim ve çatışmalara zemin hazırlamaktadır !

İ. Melih Gökçek bizlere, “bunlar ideolojik davranıyor, bunlar örgüt üyesi” diyor. Bu provokatif, karalamaya yönelik açıklamaları, ne yazık ki kimi basın-yayın organları tarafından da destekleniyor.

Oysa artık bizleri tanıyorsunuz; bizler “Dikmen Vadisi Halkıyız” !

Evet, hak ve kazanımlarımızı savunmak için bir araya geldik, “örgütlendik” ! Tıpkı çocuklarının okuduğu okullar ve bütün bir eğitim sistemi paralı hale getirilen öğrenci velileri gibi; tıpkı kendilerine “paran kadar sağlık” denilen hasta yakınları gibi; tıpkı sosyal-ekonomik kazanımları yok sayılan kamu çalışanları, işçiler gibi; tıpkı ürünleri tarlalarında kalıp açlığa yokluğa itilen Karadenizli fındık üreticileri, Çukurovalı Egeli çiftçiler gibi; tıpkı siyanürlü altına karşı çıkan Bergamalı köylüler, nükleer santral istemeyen Sinop halkı gibi.

Evet, örgütlüyüz, artık her birimiz tek tek “Dikmen Vadisi Halkı”yız ! Yoksa bu güne kadar nasıl korurduk vadimizi, evlerimizi, haklarımızı ?

Ancak bilinmesini isteriz ki, az da olsa hukuk ve adalet varsa bu ülke de, onu asıl yok sayan İ. Melih Gökçek’tir !

Ve bizim sokağa atılmamız, gerçekte herkesin ve bütün bir ülkenin utancı olacaktır !

Saygılarımızla…

Dikmen Vadisi Halkı

Yorum Yap!